
Alain Badiou ve Slavoj Zizek"in katıldığı "Küreselleşme ve Yeni Sol" görünümlü Gezi konferasında yaptıkları konuşmaların değerlendirmesini yapıyorduk. Ama daha çok Zizek"i bir kenara koyarak, Badiou"nün şahsında Fransız sol entelektüeller üzerinde duruyorduk.
Fransa"nın kötü bir kopyası olarak -bu bir şans mı yoksa şansızlık mı bilemedim- Türkiye"deki entelektüellerin topluma, toplumsal fenomenlere bakış açılarının benzerliklerinin şaşırtıcılığını fark etmiştik.
Alain Badiou bir "Normaliyen" olduğunu söyleyelim. Fransa"nın Sartre, Pompidou, Derrida, Althusser gibi o ünlü filozoflarını yetiştiren elit-hümanist okulu, Ecole Normale Supérieure"den bahsediyoruz… Kısaca ENS… ENS"den çıkan çoğu Fransız entelektüeli gibi, Badiou de bu okulda daha sonra görev alacaktır.
Badiou"nün Gezi"ye böyle alaka göstermesi, -yanıltılmış olması ihtimalinin bir filozof için gülünçlüğünü es geçiyorum- ya da Gezi"yi görmek istediği gibi görmesinin "bizatihi sınıfsal" söz konusu altyapıyla ilgisi olmalıdır.
Daha önceki söyleşilerinde de, bu son seferinde de, bizim kemalistlerden aşina olduğumuz "eğitimli gençler" vurgusu dikkate değerdir. Bilinçdışımın bir oyunu olarak burada aklıma, Nilüfer Göle"nin Taksim ve Kazlıçeşme mukayesesindeki Meydan > sokak dikotomisi geliyor. Taksim"de özgür bireyler vardır, Kazlıçeşme"de ise liderlerinin (Erdoğan"ın) bir parmak şıklatmasıyla sese yönelen yığınlar. Bu tam da, çoğulculuk > çoğunlukçuluk kampanyasının formülünü vermektedir bize.
Şöyle der Göle: "Gezi bir meydan hareketidir. (…) Vatandaşın ben diyebildiği bir şahıs hareketidir. (…) AKP"nin miting çağrısı ise bir sokak hareketidir. (…) Sokak hareketini tek tip kalabalıklar, çoğunluklar oluşturur. Meydan hareketini oluşturanlar ise aktif azınlıklardır."
Gezi"de, (ve bu son konferans gibi tüm artçı simülasyonlarında) seküler, eğitimli ve Avrupai gençler vardır. Ya da algılarındaki seçicilik meydanı böyle görmek istemiştir. Badiou da solcu Müslümanlarla biraz zorlama şekilde "çoğulculaştırılmış" ama gerçekte homojene yakın Gezi kitlesinin eğitimli gençlerine seslenir: "Ne olur, bizim yaptığımız hatayı yapmayın, Müslümanlarla, diğerleriyle ilişki kurun. Başka bir şey yapın. Size özgü bir şey. Öyle ki oradan bir devrim ve komünizmi diriltecek bir öz bulalım."
Ama bunu tabii ki "Siz" yapın.
Çünkü her özsel sıkışmada totaliter sekülerliğe savrulan modernizmin "öteki" algısı, sadece kendi üzerinden tanımlandığında anlam bulur. Badiou gibi, otoriter sekülerlik eleştirisi yapan aykırı bir filozof bile, Türkiye"de gerçekten ne olduğunu anlama çabasına girmiyorsa, bunun başka bir nedeni olmalıdır.
Şimdi ise, Badiou ve Zizek"in Gezi söyleminin kofluğu ve romantizmi ile, bunun bizim sinirli aydınlarımızın Gezi"de çıldırmasına yol açan durumları arasındaki benzerliği tanımlayacağım. Buna "Entelektüel Müdahale Fetişizmi" diyeceğim.
Tony Judt şöyle tanımlar bu ruh durumunu: [Zola"nın Dreyfus"u savunduğu] "O günlerden beri entelektüeller hassas konulara "müdahale" edip akademik ya da artistik pozisyonlarının kendilerine kazandırdığı söz hakkını sürekli hatırlatırlar."
Fransa"da bu ENS geleneğine denk gelir. Türkiye"de ise Robert, Boğaziçi, Galatasaray, Saint Michel vs. karışımı bir alt sürüme.
Nerede toplumsal bir hareketlenme varsa, onlar söze tahakküm edici, prestij yontucu ve artistik aktivistler olarak orada kürsüye çıkarlar. Steril muhaliflik onlardan sorulur. Ödenecek bedelin maliyeti ve getirisi Avrupa 68 hareketinde veya 28 Şubat"ta olduğu gibi itina ile hesaplanır. Sınıfsal kodların sınırlarında gezinilir, bu ise muhaliflik ve çoğulculuk olarak ambalajlanır. Sınıfsal sınırları ihlal tahammülfersa boyutlara geldiğinde ise, Gezi krizi veya akil insanlıktan nedamet getirmek gibi ilk altın fırsatta mahalleye geri dönülür.
Ve eski mahalledeki yıllardır birikmiş tüm bonuslar kasaya "cash" olarak konur.
Win-Win…
Mesele aslında "ben"le ilgili bir şeydir. Yoksa neden bir bilim insanı, meydanın veya sokağın bütünlüklü, gerçekçi ve namuslu analizlerinden bu kadar bağımsız olsun, kendi hayallerini bir gerçeklik olarak sosyal fenomenlere dayatsın? Yaşlı başlı, soylu, süper eğitimli bu insanların akılları ne kadar karışabilir en nihayetinde!
Yazıyı Badiou"nün sözlerini Ekşi Sözlük"te yorumlayan bir Gezi gencinin "entrysi" ile bitirelim. Çünkü nasıl derler, "Bağzı şeyler bu kadar basittir."
"devrim yapacaklarına inanan gençler kadar heyecanlanmış, apolitik direnişçilerimizin yavaş yavaş çıkmaza girişini görmüş ve kalem karalamış bizler için. amma velakin tencere tava çalan annemin devrimle, batı"ya benzemekle filan alakası yok canım. solcu, ülkücü, muhafazakar birçok arkadaşımın ideolojilerini geride bırakarak sadece "yeşile sahip çık, liberal özgürlüklere karışma, ötekileştirme insanları, vatanı bölücülere bırakma" gibi masum istekler için bir araya gelmesiydi. liseli arkadaşlarımız tomadan, biber gazından nasibini aldı. "ayyaş" lafını kaldıramadık hiçbirimiz. halk "mustafa kemal"in askerleriyiz." diye bağırırken, aynı kişiler "mustafa keser"in askerleriyiz." diye sloganlar döşedi duvarlara. tek istediğimiz biraz özgürlük. amcamın uzun uzadıya dediği gibi halk devrimi filan olmayacak. evet, olmayacak. çünkü uzun uzadıya düşünülmüş, pişmiş bir eylem değildi. haksızlıklara tahammül edemeyenlerin feryadıydı bu. yoksa devrim filan hikaye." Adsiz özlem.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.