

Ali Emiri Efendi, 1857 yılında Diyarbakır’da doğdu. Divan sahibi Şair Saim Seyyid Mehmed Emiri Çelebi’nin torunlarındandı. Sülukiyye Medresesi’nde ilk tahsilini yaparken amcası Fethullah Feyzi Efendi’den Farsça dersleri de aldı. Dayılarına Mardin Sancağı’nda görev verilmesi üzerine onların yanına giderek eğitimine devam etti. Bu sürede farklı müderrislerden 3 yıl süreyle çeşitli dersler aldı ve Arapçasını ilerletti.
Çocukluğundan beri en büyük tutkusu kitaplardı. Henüz 9 yaşındayken, 500 yüzden fazla şairin şiirlerinin yer aldığı Nevadir-ül Asar’daki binlerce beyti ezberine almıştı. Kitaplara olan bu bağlılığını şöyle anlatırdı: “Bende kitap merakı dokuz yaşında hasıl olmuştur. Bugün tam altmış senedir ne gecem gece ne gündüzüm gündüzdür. Ömrüm kamilen bu merak arkasında koşmuştur.”
1875 yılında telgrafçılık kurslarına katılması onun için memuriyetin kapılarını araladı. İlk olarak Abidin Paşanın kâtibi olarak görev yaptı ve onunla birlikte Harput, Sivas ve Selanik’e gitti. Daha sonra Kozan ve Adana’da Aşar Nezareti Başkatipliği, Kırşehir ve Trablusşam’da muhasebecilik, Elazığ ve Erzurum’da defterdarlık, Yanya, İşkodra ve Yemen’de maliye müfettişliği yaptı. Aradığı el yazması eserin Yemen’de olduğunu öğrendiği için Yemen’e gitmeye kendisi talip olmuştu. Memuriyeti boyunca gittiği her yerden kitap toplamayı adet edinen Ali Emiri, kitaplarına daha çok vakit ayırabilmek için 1908 yılında, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra kendi isteği ile emekliye ayrıldı.
Emekliliğinin ilk yıllarında Tarih-i Osmani Encümeni üyeliği yaptı ve ilmi çalışmalarını artırdı. Kitaplara olan düşkünlüğü kadar şairliği ve münekkitliği ile de tanınan Ali Emiri, 6 sayı çıkardığı Âmid-i Sevda ve 32 sayı çıkardığı Osmanlı Tarih ve Edebiyat Mecmuası ile de edebiyata hizmet etti. Ancak onu benzersiz kılan, otuz yıllık memuriyeti sırasında yolunun düştüğü her yerden nadide kitapları toplayarak, aç kalma pahasına kısıtlı imkanlarla oluşturduğu eşsiz kütüphanesini bilabedel Fatih’te bulunan Feyzullah Efendi Medresesi’ne bağışlamasıydı. Paha biçilmez değerdeki çoğu tek nüsha olan bu kitapların sayısı, 4 bini el yazmasından oluşmak üzere 16 bini buluyordu.
Kütüphaneye kendi isminin verilmesi teklifini reddetti ve bu eserlerin milletin malı olduğunu söyleyerek “Millet Kütüphanesi” isminin verilmesini istedi. Ömrünün sonunda dek sahaflardan arta kalan zamanının tamamını bu kütüphanede geçiren Ali Emiri, 17 Nisan 1916 tarihinde törenle açılan kütüphanenin müdürlüğünü de üstlenmişti.
Ali Emiri, tek tek bulup keşfettiği yazma veya matbu kitapların zamanımıza kadar ulaşmasını sağlayarak birçoğunu ziyan olup kaybolup gitmekten kurtarmıştı. Sahip olamayacağı kitapları bizzat kendisi kopya ederek 700’den fazla kitabı da bu şekilde gelecek nesillere kazandırdı.
Muhabbetini her fırsatta dile getirdiği milleti için yazdığı ‘Millet’ şiirinin son mısrasında geçen “Mezâristan içinde nazmımı yâd eylesün millet” cümlesinin kabul olmuş bir dua gibi karşılık bulmasına vesile olan en büyük hizmeti ise Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânü Lugati’t-Türk eserinin dünya üzerindeki bilinen tek nüshasını bulup milletine hediye etmesiydi. “Bu kitabı Burhan (sahaf) bana 33 liraya sattı. Fakat ben bunu birkaç misli ağırlığında elmaslara, zümrütlere vermem” dediği bu eserin toparlanıp yeniden ciltlenmesine ve Sadrazam Talat Paşa tarafından basılmasına vesile oldu.
İstanbul’un işgal altında olduğu 1920’li yıllarda işgal komutanın kütüphanesine karşılık teklif ettiği otuz bin İngiliz lirasını reddedip, kütüphanenin Paris’e taşınması karşılığında makam ve ömür boyu maaş vaadine karşılık komutanı kütüphaneden kovması ve “Ben bu kitapları milletimin bana verdiği maaşla topladım. Benden sonra bu milletin çocukları onlardan istifade etsin diye hepsini vakfettim” cümleleriyle karşılık vermesi de onun milletine olan düşkünlüğünün örneklerinden biriydi.
10 bin beyti aşan üç divan kaleme alan Ali Emiri Efendi’nin ezberinde yüz binin üzerinde beyit bulunduğu rivayet edilir. Mecânîn-i kütüb olarak anılan kitap düşkünlerinin piri olan Emiri, “Lamba kenarında kitap mütalâa ederken, sabah olmak defaatla vaki” oldu diyerek son nefesine kadar hiç ayrılmadığı kitaplarla olan ilişkisini tarif ediyordu.
67 senelik ömrünü milletine hizmetle ve kitaplarla iç içe geçiren Ali Emiri Efendi, 23 Ocak 1924 günü vefat etti. Mezarı kendi isteği üzerine Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri’nin komşuluğunda, Fatih Camii Haziresi’nde bulunmaktadır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.