
Sanatı bu dünyanın imkanlarıyla yine bu dünya için yapıyor olmakla, onu Yüce"ye ve yücelmeye mahsus bir merdiven olarak görme / kullanma (istimal etme) anlayışı arasındaki mevcut yarılmayı, çelişkiyi ortadan kaldırmaya çalışmanın hem insan olarak kendimizle hem de yaptığımız sanatla barışık olmamızı, ünsiyet kurmamızı, onunla aramızda bir ülfeti tesis etmemizi beraberinde getirebileceğini umuyorum.
"Estetik" kelimesi üzerinden düşünelim örneğin:
"Estetik" bizim kültürümüze ait bir kelime olmadığı halde, sanatla gerek izleyici gerekse iştigal edici olmaya niyetlendiğimiz ilk anda bu kelimeyle karşı karşıya getiriliriz.
Latin merkezli Croce estetiğini anlamak ve özümlemek için (estetiği o kültürün kodlarıyla çözmemiz de ilk anda mümkün olmadığından) Bedrettin Cömert"e koşarız ya da İsmail Tunalı"dan medet umarız ve son tahlilde onların ezberleyip bize naklettikleri estetik nazariyesinin kültürümüzle bir bağının olmadığını, Batı"ya mahsus bir ezberin (hele İsmail Tunalı üzerinden düşünürsek yarım, alil bir ezberin) içinden konuştuklarını hep unuturuz veya özellikle unutmak isteriz.
Çünkü bizim kültürümüzde olmayan bir kelimeyi heceleyerek sanatı düşünmek ya da bir sanatı eylemek başlıbaşına bir çelişkidir ki, bundan kurtulmanın ilk yolu da devekuşu gibi başımızı sabit bir ezberin içine gömmemizle mümkündür.
Yine de son yüz yıllık sanat birikiminden (ya da birikimsizliğinden) baktığımızda bu gömmenin, konu modern sanat olunca somut bir karşılığını buluruz.
Ama konu İslami sanatlara (geleneksel sanatlara) gelince işte burada işlerin karıştığını, bu sanatlardaki güzellik düşüncesinin meta düzeye havale edilmek suretiyle hem onun değerinin inkar edilmediğini hem de mevcut pratiğin erişemeyeceği (kullanım dışı) bir yere havale edildiğini görürüz.
Aslında bu da ilk bakışta kendi içinde makul bir tutum olarak görülebilir, çünkü "Hüsün ve Kubuh"u Kelam"ın içinden kavramaya ve uygulamaya kalkıştığımızda işler tümüyle sarpa sarar: Sanat ve güzellik gündelik hayata mahsus bir konu olmaktan çıkıp –dildeki mevcut tahribat nedeniyle- künhüne vakıf olamadığımız Dini bir tartışmanın nesnesine dönüşür.
Bundan hareketle meselenin sanatı seven ya da sanatı icra eden "mümin" açısından Batılı estetikle ona mahsus olan (ya da olması gereken) güzellik arasındaki "farkı" belirlemekten ibaret olduğunu sanıyorum. Ancak bu sayede kulağı tersten gösterme zorluğundan kurtulup "o odur / bu o değildir" diyebilir ve yukarıda zikrettiğim yarılmadan, çelişkiden kurtulabiliriz:
"Batılı estetik" görme / gösterme (dolayısıyla nesne) merkezlidir. Bu nedenle ahlaktan ona geçilmez, ondan ahlaka geçilir.
Güzellik ise görmeyi de kapsayan "hareket" (davranış) merkezlidir. Bu nedenle ona ahlaktan geçilir, ondan ahlaka geçilmez.
Daha somut bir söyleyişle "estetik" (modern zamanlarda müstakil bir dine dönüştürülen) sanatın esas kaidesidir.
Oysa ki, "güzellik" sanatı da kapsayacak şekilde hayatın tümüne mahsustur. Örneğin sadaka vermek çirkin bir kadının güzelliğidir; yardımlaşmadan tebessüme, ibadetten meşke her eylem, toplumsal yarar sağlayan her türlü işten, bireysel tekamüle uzanan her türlü eğilim güzelliğe dahildir.
Bu nedenle bizdeki güzelliğin hayatın içinden devşirilen bir husus olması, onun Batı"daki gibi özel bir bilime, nazariyata dönüşmesini gereksizleştirmiştir.
İslami sanatlarda güzellik konusuna buradan baktığımızda "estetik" bir sorun oluşturmaktan çıkacak ve "güzellik" sanatın / sanatçının da kendisinden nasiplendiği hayati (yaşayan) bir olguya dönüşebilecektir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.