
Geçtiğimiz hafta bir köşe yazısında okudum, Kış Uykusu filmiyle Cannes"da Altın Palmiye ödülü kazanan Nuri Bilge Ceylan"ın kazandığı başarının toplumu bölmediği anlatılıyordu. Doğrudur, Ceylan"ın Cannes"da yaptığı, "ödülümü son bir yılda hayatını kaybeden Türkiye"nin gençlerine ve Soma"da hayatını kaybeden madencilere adıyorum" şeklindeki konuşması ya da Nobelli romancımız Orhan Pamuk"un geçtiğimiz hafta Hürriyet"e verdiği röportajda söylediği -AK Parti seçmenini kastederek- "Aslında o kitle dışarıdan bakıldığı kadar akılsız değil..." şeklindeki cümlelerle dolu röportajlar, bu toplumu bölmez.
Toplumu bölme ve ardından da linç edilme ihtimali, "Türkiye"de 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürülmüştür" gibi bir cümle kurulduğunda belirir. Bununla yetinmeyip, AK Parti gibi "Ne resimden, ne müzikten, ne heykelden, ne iyi bir metinden anlamayan(!)" muhafazakarların kurduğu hükümetle ilgili olumlu tek bir cümle kurarsanız, canınıza okunabilir. Zira, eğer sanatçıysanız, tam da sınıfsal olarak aşağılanan muhafazakarları, mensubu olduğunuz sınıfla eşitlemeye cüret etmiş olursunuz ki, bu bağışlanmaz bir kabahattir, siz ya fikir değiştirene ya da tatlı canınızdan bıkana dek bedeli ödetilir.
Zira, Hürriyet röportajından sonra övgülere mazhar olan Orhan Pamuk"un, vaktiyle "uygarlığın değil, yozlaşmanın, çürümenin, ufalmanın, zavallılığın yazarı" şeklinde yazı görünümlü suikastlere maruz kalmasının da; bir grup yazarla birlikte Esad"a yazdığı "Çekil, yoksa Lahey"de yargılanacaksın" temalı mektubundan sonra faşist ilan edilmesinin de; Ermeniler ve Kürtlerle ilgili söylediklerinden ötürü "kendisini Nobel"e pazarlamaya çalışmakla" suçlanmasının da sebebi, O"nun "ulusalcı-sol-kemalist" ezberi tekrar etmeyi reddetmesiydi. Hatta, Pamuk Nobel aldıktan sonra, önce "Nobel"de gölge var" haberleri yapılmış, o tutmayınca Nobel ödülü değersizleştirilmeye çalışılmıştı.
O"nu dövdüler, davalarla yıprattılar, daha da ağırı, ancak ihanet etmişlere uygulanacak sertlikte cezalar kesip bulunduğu muhitten/sınıftan/çevreden dışladılar, en sonunda Türkiye"de yaşayamaz hale getirdiler. Orhan Pamuk, geçtiğimiz hafta verdiği röportajda Erdoğan hükümeti döneminde gerçekleştirilen Kürt açılımından ya da aynı Başbakan"ın 24 Nisan"daki Ermenilere yönelik taziye mesajından sözetmediğine göre Kürtlerle Ermenileri çabuk unutmuş, yerini bile bilmediği tersanelerden girip –tersane bölgesi olarak Pendik"ten sözediyor, oysa tersaneler Tuzla"da- işçi ölümlerinden çıkarak iktidara vurmanın bugünlerdeki en konforlu pozisyon olduğunu öğrenmiş olmalı. Hükümeti eleştirmenin, O"nun kazandığı Nobel"i bile gölgeleyecek derecede gözü dönmüş bir öfkeyi uyandırmayacağını, hükümeti eleştirmenin bu ülkeyi kendisine yaşanmaz kılacak derecede keskin ve organize bir linç kampanyasına sebebiyet vermeyeceğini öngörmüş olmalı. En fazla birkaç sitem yazısıyla, "perhiz-lahana turşusu" eleştirisine muhatap olur, geçer.
Nuri Bilge Ceylan da, "aldığı ödülden çok sözleri değerliydi", "Köln"de Erdoğan, Cannes"da Ceylan; işte Türkiye"nin iki farklı yüzü" yorumlarına sebep olan konuşmasıyla bir kesimi çok mutlu etti. Muhafazakar kesim mensubu bazı insanlarda ise, "Gezi sürecinde yaşanan ölümler elbette çok can yakıcıydı, ama Gezi aynı zamanda hükümete karşı demokrasi dışı bir kalkışmaydı, iki çift laf da demokrasi için edebilirdi" burukluğu oluşturmadı değil. Ancak muhafazakarlar, bir zamanlar ulusalcıların Orhan Pamuk"a yaptıkları gibi topyekün bir imha planına girişmedi, Ceylan linç edilmedi, Cannes Film Festivali"ne çamur atılmaya kalkışılmadı, bu cümleler pek adil değil, bile denmedi. Ne oldu? "Tebrikler" dendi, geçildi.
Sezer, Nobel ödüllü Orhan Pamuk"u aramadı ama Erdoğan, Nuri Bilge Ceylan"ı arayıp tebrik etti; zira Ceylan"ın başarısı sadece kendinin değildi, tüm Türkiye"nin başarısıydı.
Sonuç; Orhan Pamuk, üzerinde ilk kez gördüğümüz ve pek de yakışmadığını düşündüğümüz sınıfsal kibir libasını giyer ve AK Parti seçmenine satır arasında hakaret eder; Nuri Bilge Ceylan, filmini Gezi"de ölenlere adar, karşılığında "gençlerin ölümü üzücü ama bu Gezi"nin bir sivil darbe denemesi olduğu gerçeğini değiştirmez" bile denmez. Kimse sanatçıyı linç etmeye kalkışmadığı gibi, o konuşma toplumu bölmüş olmaz. Zaten olması gereken de budur. Sanatçılar, Mehmet Ali Alabora gibi nefretten kendini kaybedip saldırganlaşmadıkça sosyal medyadan gerilla taktikleri vermedikçe mevcut hükümeti eleştirebilir, şiddete başvurmadan gösteri tertip edebilir...
Ama düşünün Nuri Bilge Ceylan, Cannes"da "Filmimi Türkiye"nin demokrasiye inanan insanlarına adıyorum, çatışmadan beslenen vandallara değil" benzeri bir cümle kursaydı neler olacağını... Kesin, çoktan bölünmüştük.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.