Yazarlarİranda tanıdık protestolar

İran’da tanıdık protestolar

Özlem Albayrak
ÖzlemAlbayrakGazete Yazarı

Doğrusunu söylemek gerekirse, pek çok uzman tarafından öngörülmüş olmasına rağmen, İran’da bir isyan dalgasının başlaması yine de şaşırtıcı oldu. İran kapalı bir rejim. Komşusu olan biz dahil tüm dünya tarafından defalarca tecrübe edildiği üzere devlet modelinin işleyiş biçimi de, bürokrasisindeki kafa çalışma biçimi de modern dünyanın geri kalanından farklı. Yıllarca süren ambargolara karşı gösterdiği sabırlı direnç ve vatandaşlarına yönelik sıkı kuralları sektirmeden uygulaması nedeniyle ortaya çıkan çetin ceviz görüntüsü, İran’a bir şey olmaz dedirtiyordu. Ama oldu. Wallerstein’ın dediği “devletlerin egemenliği ideolojik bir mitostur” sözü bir kez daha doğrulandı.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Özlem Albayrak : İran’da tanıdık protestolar
Haber Merkezi20 Aralık 2017, ÇarşambaYeni Şafak
İran’da tanıdık protestolar yazısının sesli anlatımı ve tüm Özlem Albayrak yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Gelen ilk haberlere göre İran’da baş gösteren ve şiddete evrilen protesto gösterilerinin nedeni ekonomikti. Oysa yakın dönemde dünyada sadece üç ülkede ”sahiden” ekonomik sebeplerden dolayı büyük protesto gösterileri oldu. 1- 2009 yılında İzlanda’da ortaya çıkan ve eylemlerde tencere tava çalındığı için mutfak devrimi adını alan sosyal patlama. Bu protestoların tek nedeni ekonomik krizin İzlanda’yı vurması ve hükümetin krizi yönetmede başarısız olmasıydı. 2- 2008’de Avrupa’yı sallayan ekonomik krizden dolayı dibe vuran İspanya’da, sosyal ağlar üzerinden örgütlenen protestocuların eylemiydi ki, sosyal ağlara gönderme yapılarak adına Rizomatik devrim dendi, ekonomi dışında hiçbir nedeni yoktu. Ve 3- Wall Street, ABD’de Mortgage patlamasından sonra ortaya çıkan protestoların nedenini uzun uzun anlatmıyorum, zaten hepimiz biliyoruz.

O’nun dışında Türkiye’de, Ukrayna’da, diğer Arap ülkelerinde çıkan olaylar, her ne kadar ekonomik krizle açıklanmaya çalışılsa da, o ülkelerin ekonomik göstergelerinde önceki yıllara kıyasla büyük bir kötüleşme olmamıştı. Hele de Türkiye, ekonomide rekor üstüne rekor kırıyorken protestolar başladı ve sokakları savaş alanına çevirenler; yoksullar değil, bilakis orta ve üst-orta gelir grubuna mensup olan, gayet paralı, modern şehirlilerdi.

Yıllarca ekonomik ambargo uygulanmış İran’ın da, önceki yıllardan daha kötü durumda olduğunu gösteren bir veri elimizde yok. Son aylarda İran ekonomisi toplumsal patlamaya neden olacak denli dramatik bir düşüş içine de girmedi. Üstelik örnekler gösteriyor ki, bu tür geniş çaplı protestolar söz konusu olduğunda, “ekonomik gerekçeler” Batı’da bir gerçek bir nedenken, Doğu’da sadece bir kılıftır. Sonuç, bir şey kılıfla örtülmek isteniyorsa, orada bir kez daha durup düşünmek gerekir. Üstelik İran’daki olayların zamanlaması da manidar. Tam da bölgede, Çin-Rusya-İran eksenine karşı ABD, İsrail, BAE’den oluşan üçgen kurulmuşken, tam Suudi Arabistan bu üçlünün safına geçmişken…

Doğruya doğru; İran, biz Türklerin ayılıp bayıldığımız bir komşu değil. Adı üstünde “Acem”, Namık Kemal’in Cezmi’si gibi onlarca edebiyat eseri sırf İran sarayındaki entrikaları anlatmak için yazılmış. Sekteryan politikalarla bölgede iktidar mücadelesine girişen İran’ın, tıpkı tarihi boyunca olduğu gibi bugün de Sünni Türkiye’nin yollarına gül dökmediği de belli. İran’ın Esed destekçiliğinin Suriye’de savaşı uzattığı ve yüzbinlerce Müslümanın canına, kanına malolduğu da ortada. Ama, şunu teslim edelim ki, İran, Suriye konusunda ikircikli bir tutum sergilemedi, daha önce de İsrail’e karşı Esed rejimini destekliyordu, Suriye’de iç karışıklık çıktıktan sonra da aynı tavrını sürdürdü. Bu konuda birilerine sorumluluk yüklenecekse; o sorumluluk Suriye’de iç karışıklık çıkararak Esed’i devirmeye çalışan küresel hegemonik karar alıcıların olmalı.

İran, sıkı sıkıya kapalı bir rejim, demokratik ilkelerle yönetilmiyor. Dış politikasının agresifliği ortada. Sekteryan bir yayılmacılık peşinde. Hele Türkiye’nin gözü kapalı güvenebileceği bir partner asla değil, hiç olmadı. İran’a sadece çıkarların çakışması durumunda güvenilebilir ki, bence o bile tartışma götürür. Kısacası İran iç meselelerinde demokrasi bilmeyen, baskıcı ve belki halkına karşı adaletsiz, komşularına karşı ise dosttan çok tehdit muamelesi yapan bir devlet olabilir. Ama durum böyle diye, zararsız bir komşu yönetiminin daha, küresel olduğu çok açık bir operasyonla devrilmesine alkış tutmamız gerekmiyor. Zira Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan olmak var.

İki şehir dışında tüm İran’a yayılmış olan protestolar ne kadar sürer, durulur mu, yoksa büyüyerek yayılır mı, şimdiden kestirmek güç. Ancak ne Arap baharlarından, ne Ukrayna’dan, ne de Türkiye’den umulan sonucun sadır olmadığı biliniyor. Geçtiğimiz hafta yazdığım yazıda söylediğim gibi, toplum mühendisliği geçmişte kalmış olduğu kadar, başarısızlığı da tescilli bir küresel (ya da ulusal) iktidar yöntemi. Dolayısıyla çatışmadan, karışıklıktan, kaostan fayda umarak “komşuda pişer bize de düşer” rüyalarına yatmayı ne aklen ne de ahlaken uygun bulmuyorum.

Zaten komşu dediğin komşu değildir, sensindir aslında. Bunu Suriye tecrübesinden öğrenmiş olmamız gerekmiyor muydu?