ABD ve İngiltere’de halkın sorumluluğu

04:009/04/2026, Perşembe
G: 9/04/2026, Perşembe
Selçuk Türkyılmaz

Almanya, İngiltere ve ABD’de ırk ayrımına ve üstünlüğüne dayalı ideolojik grupların toplumsal karşılığının ürkütücü boyutlara ulaşması 7 Ekim 2023’ten sonra çok daha çarpıcı bir boyut kazandı. İsrail’in soykırım suçları uluslararası mahkemelerde tespit edilirken bu ülkeler Filistin’i desteklemeyi suç sayan bir anlayışı hayata geçirdi. Bu, İsrail’in ırkçı siyasetini koruyup kollama bakımından daha ileri bir adım anlamına gelir. Avrupa’da ve ABD’de yaşayan yabancılara yönelik düşmanlık daha somut

Almanya, İngiltere ve ABD’de ırk ayrımına ve üstünlüğüne dayalı ideolojik grupların toplumsal karşılığının ürkütücü boyutlara ulaşması 7 Ekim 2023’ten sonra çok daha çarpıcı bir boyut kazandı. İsrail’in soykırım suçları uluslararası mahkemelerde tespit edilirken bu ülkeler Filistin’i desteklemeyi suç sayan bir anlayışı hayata geçirdi. Bu, İsrail’in ırkçı siyasetini koruyup kollama bakımından daha ileri bir adım anlamına gelir. Avrupa’da ve ABD’de yaşayan yabancılara yönelik düşmanlık daha somut hedeflere yöneldi, siyasî ve hatta yer yer dinî boyutlar kazandı. Şimdiye kadar Siyonist ideolojiye bağlılıklarının bir sonucu olarak İsrail’in yayılmacı saldırganlığını desteklemişlerdi. Fakat Filistin’in kolonizasyonunda sürekli olarak Protestan Siyonizm geri planda tutulmuştu. Üç devlet farklı dönemlerde bu yeni koloni üzerine hesap yapmış ve başarılı olacaklarına inanmaktan hiçbir şekilde vazgeçmemişti. Buna rağmen dünyayı Yahudilerin yönettiği algısı ile Filistin’in tarihî topraklarında işlenen cinayetlerle ilgili sorumluluklardan kurtulmayı da başardılar. Bu başarıda Yahudiliği ve Yahudileri merkeze koymalarının payı büyüktür. 7 Ekim’den sonra da İsrail’in ve Yahudilerin yaşama hakkını bahane olarak ileri sürmeleri, yöntemin geçmişteki başarısından kaynaklanmıştır. Hem dünyayı Yahudilerin yönettiğine inandırdılar hem de Yahudilerin yaşama hakkını merkeze koydular. Fransa da bunlarla birlikte hareket etti. Geri planda Anglosakson Protestan birliğini oluşturmuşlar, Siyonizm’i de kolonyal bir ideoloji olarak geliştirmişlerdi.

İran’a yönelik ABD-İsrail saldırısında da başı Netanyahu’nun çektiğine dair bir algıya bütün dünyanın teslim olmalarını istemeleri boşuna değildir. Çünkü bu algı ABD’ye başat aktör olarak inanılmaz bir manevra kabiliyeti kazandırdı. Uzun zamandır İran’a saldırılmayacağı yönünde bir inanç zaten vardı. Hatta çoğunluk geçen sene on iki gün devam eden savaştan sonra dahi süreci tiyatro kavramı üzerinden analiz etti. Onlara göre İran ve İsrail tiyatro oynuyordu. Hâlbuki Trump’ı destekleyen bir kanadın İran’a ölüm yağdırmak için müthiş bir istek duyduğu öteden beri ABD’de de konuşulan bir şeymiş. Bu konuşmaların kamusal alanda yapılması çok daha vahim bir gerçekliği önümüze koymaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla çoğu kimse Anglosakson dünya hakkında ancak onların propaganda çalışmalarını benimseyecek kadar bilgi sahibidir. Derin Amerika’nın ve Protestan dünyanın ideolojik tahlilini yapmaktan uzak olduğumuz çok açık. Filistin’e ve İran’a tam anlamıyla hâkim olmak istediklerinin bilinmesi en azından tiyatro diyenler için büyük bir yanılgı olmalı. Bu sefer coğrafyanın derinlerine nüfuz etmekten farklı olarak ele geçirmek istemelerinin çok ciddi sonuçları olacaktır.

Tam da Anglosakson ve Protestanların belirleyici aktör olmaları gerçeğinin bir sonucu olarak İran’a karşı savaş derinleştikçe analizler de ABD eksenli yapılmaya başlandı. Bu da gayet tabiîdir. Çünkü İran’a yönelik saldırıların merkezinde ABD vardır. Siyonist Yahudiler ise Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in veciz bir şekilde ifade ettiği gibi Anglosaksonların kirli işlerini yapmakla meşguldür. İngilizler, Almanlar ve Amerikalılar ellerini yıkamayı biliyor. Uzun vadede sadece Siyonistler değil, bütün Yahudilerin hedefe konulma ihtimali çok yüksektir. Yine de İran’a yönelik saldırıların ortaya çıkardığı en önemli gerçeklik Beyaz, Anglosakson ve Protestan’ın (WASP) ilk defa bu kadar ayrışmaya başlamasıdır. Bu çerçevede Katolik Avrupa’nın ve Batı’nın Papa’nın şahsında yeni bir çıkış yapması da oldukça önemlidir. Dikkat edilirse Papa’nın sözleri doğrudan ABD’yi işaret ediyor. Aslında Katolik dünya bu ayrışmaya dikkat çekiyor. Papa’nın temsil kabiliyetiyle ilgili ne söylenebilir tam olarak belli değil. Fakat herhalde çok uzun zamandan beri Katolik dünyanın ruhanî liderinin siyasi alanda bu kadar öne çıktığı görülmemişti.

7 Ekim’den sonra İngiltere’de ve ABD’de halkın bu kadar geri planda kalması hayra alamet değil. ABD ve İngiltere’de halkın medeniyetlere yönelik savaşlara destek veren bir pozisyonda olması dikkate şayan bir durumdur. Trump’ın medeni birikimlere yönelik savaşının geniş bir tepki uyandırmaması oldukça vahimdir. İtiraz edebilirlerdi. Şark’ın medeni birikimini yok etmeye yönelik söylem salt zenginliğin kaynaklarını ele geçirmekle ilgili olmamalı. Filistinlileri de hayvan olarak gördüklerinde İngilizlerin, ABD’lilerin ve Almanların ayağa kalkması gerekirdi. İdeolojik bir körlükle malul oldukları anlaşılıyor. Bu sebeple İran halkının muazzam fedakârlığını anlayamadılar.

Artık bütün dünyayı tehdit ediyorlar.


#ABD
#İngiltere
#Almanya