
Türkiye’de “kutuplaşma” gibi fikrî veya sosyolojik bir çatışma durumuna işaret eden herhangi bir durumdan bahsedemeyiz. Sürekli yükselen bir gerilim olduğu hâlde fikrî veya sosyolojik zıtlıkların çatışmaya dönüşmemesi yaşadığımız olayların “kutuplaşma” ile tanımlanamayacağını gösterir. Buna rağmen kutuplaşma kavramının belirli kesimler tarafından sürekli gündemde tutulduğunu da tespit etmemiz gerekir. Türkiye’de özellikle siyasî gerilimlere süreklilik kazandırılarak ayrışma, kutuplaşma, çatışmaya zemin hazırlandığını düşünebiliriz. Fakat bu zemin sahici temeller üzerine oturtulmadığı için ayrışma, kutuplaşma ve çatışma yaşanmıyor. Yine de söylem düzeyinde “kutuplaşma” kavramının canlı tutulması ile gerçekliğin tahrif edilmesine imkân tanıyan bir yapaylık oluşturabiliyorlar. Bunu da yalanı siyasal bir araç olarak kullanarak başarıyorlar.
Kanal İstanbul projesi yaklaşık on yıldır gündemdeydi. On yıllık zamanda muhafazakâr muhalefetin de dâhil olduğu “seçkinler zümresi” bu projenin hayata geçirilmemesi için her yolu denemişti. Gezi Parkı Kalkışması, 17-25 Aralık Müdahalesi, MİT Tırları hadisesi ve 15 Temmuz Darbe ve İşgal Girişimi gibi büyük olayların Kanal İstanbul’un ve diğer büyük atılımların durdurulmasını amaçladığı bilinmeyen bir husus değil. Türkiye, varlığına yönelik büyük saldırılara rağmen kutuplaşma gibi bir sorun yaşamadı. Bu kadar büyük olayların muhakkak sosyolojik veya fikrî karşılığının olması gerekirdi. Fakat karşılık bulma yönündeki çabalar boşa çıkıyor. Siyasî gruplardan, bağımlı yapılardan bahsedebiliyoruz fakat bunların fikrî ve sosyolojik karşılıklarını ortaya çıkarmak istediğimizde elimiz boş kalıyor. Bunun en önemli sebebi, muhalefetin yapay gündemler üzerinden inşa edilmesidir. Son günlerde gündemimizi meşgul eden yalanların sürekli gündemde olmasını “seçkinler zümresi”nin varlığı ile açıklayabiliriz.
Geçmişte yalanlar üzerine inşa edilen yapay gündemlerle Türkiye’nin siyasî hayatına yeniden şekil verebiliyorlardı. O zaman da kutuplaşma kavramının içini dolduracak bir çatışma durumundan bahsedilemezdi. Fakat doksanların başında olduğu gibi tekrarlanan büyük cinayetlerle kamuoyunu zehirleyebiliyorlardı. Kitleler sokağa dökülüyor ve geri planda istedikleri düzenlemeleri yapıyorlardı. Yeni Haçlı Seferleri’nin başladığı bu yıllarda ABD’nin güdümündeki yapıların güçlenmesini “büyük gerçek” olarak görmek gerekir. Güçlenen bu yapılar coğrafyamızın içeriden ele geçirilmesinde büyük rol oynadı. Cumhuriyet Mitingleri ile aynı başarıya tekrar ulaştıklarını söyleyebiliriz. Her iki dönemde büyük olaylarla FETÖ’nün ve diğer bağımlı yapıların önü açıldı.
2012’nin farkı ve önemi üzerinde tekrar tekrar durmalıyız. Artık Türkiye’nin yeni bir “büyük gerçek”e tahammülü yoktu. Bu tarihte FETÖ’ye karşı alınan önlemler bu meselenin çok geniş bir açıdan görüldüğüne işaret eder. Türkiye ve yakın coğrafyamız açısından hayatî bir adım atılıyordu. FETÖ, tam bir bağımlı yapı örneğiydi ve büyük bir koalisyon ile oluşturulmuştu. Benzer yapılar olmakla birlikte FETÖ’nün anlaşılması çok daha önemlidir. Eğer yaklaşık elli yıllık geçmiş incelenirse bu yapıyı oluşturan koalisyonun parçalarını görebiliriz. “İki Türkiye” kavramının anlamını ancak bu şekilde çözebiliriz. İki Türkiye kavramı ile kutuplaşma ya da böyle bir durumu çağrıştıracak herhangi bir gerçeklikten bahsetmiyoruz. FETÖ’nün temsil ettiği bağımlı yapılar seçkinler zümresine dayanıyor. Toplumsal bir karşılık bulamadıkları ve fikrî karşıtlık oluşturamadıkları için yalan ile kitleleri yönlendirmek istediler. Başarabilirlerdi fakat Türkiye bu yapılarla mücadele yolunu tercih etmişti. Bu bir ilkti ve Erdoğan’a çok büyük destek vardı. İki Türkiye’yi anlayabilmek için bu desteğin üzerinde de durmak gerekir.
FETÖ, Türkiye’nin varlığına yönelik büyük tehditti. Bu sebeple yalanı siyasal ve hukukî bir araç olarak kullanarak yapının dağılmasını önlemeye çalıştılar. Yalan ile toplumsal ve fikrî karşılık üretemediler fakat seçkinler zümresi yalan ile yapay gerilimler oluşturmayı başardı. Bu açıdan Katarlı öğrenciler yalanı da şaşırtıcı değildi.
“Seçkinler zümresi” kavramını özellikle kullanıyorum. Toplumsal karşılığı olmayan yapıların elinde, kitlesel hareketliliğe sebep olabilmek için yeterince araç olmayacaktır. Yalana çokça başvurulmasının sebebi de budur. Geçmişte sonuç alındığı için aynı yöntemleri kullanıyorlar. Yalanın çok sarsıcı ve etkileyici olduğunu da kabul etmemiz gerekir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.