
Hükûmet obeziteye karşı savaş açtı. Bu ülkenin son çeyrek yüzyılında gerçekten de çarpık beslenmenin kurbânı olmuş o kadar çok insan var ki.. Özellikle gençler arasında insan bedenlerini deforme eden bir beslenme tarzı yaygın. Buna fast food tarzı beslenme deniyor. Genç bedenler hayatlarının çok erken evrelerinde sayısız yağ hücresi geliştiren bir beslenme ile çok çirkin ve daha önemlisi sağlıksız bir görünüm sâhibi oluyor.
Aslında bu bir sonuç. Kapitalizmin gıda dünyâsındaki tahribâtının bir sonucu. Üstelik bu sonuç düz değil, çok katmanlı bir yapılanmanın hediyesi. Bunu biraz açalım. Kapitalizm çoğu kez sanıldığı gibi şehirlerde başlayan bir süreç değildir. İktisat târihleri, kapitalizmin kritik gelişme evresinin, tarımsal yapıların dönüştürülmesiyle alâkalı olduğunu söylüyor. Kapitalizm, toprağı nesneleştirdi; kârlılık ilkesi üzerinden dağınık toprak parçalarını birleştirdi ve yüksek bir teknolojinin desteğini de katarak entansif olarak çalıştırılan bir işletmecilik düzenine soktu. Bu, küçük köylülüğün tasfiyesini de içeren bir tasarımdı. Milyonlarca insan mülksüzleştirildi ve şehirlere göçerek, hızla gelişen endüstriyel yapıların potansiyel işgücünü oluşturdu.
Kapitalist "ekonomi dünyâ" demografik anlamda bir taşkınlık olarak tezâhür ettiğini de biliyoruz. Modern dünyâ kalabalık bir dünyâdır. Bu kalabalıklaşma insanların mümkün olduğunca sağlıklı tutulmasını gerektiriyordu. İnsan hayâtının değerine inanıldığı için değil. Burada üç temel zorunluluk etkili oldu. Kalabalık nüfuslar önce üretimin esenliği; yâni, işgücü ile yedek işgücü olarak, ikincisi; pazarın, yâni piyasanın hayrına potansiyel müşteri olarak, nihâyet, savaştırmak, yâni öldürmek için yaşatılmalıydı. Bu amaçlar, bir yandan yaygın bir hıfz-ı sıhha yapılanması doğurdu; diğer yandan da zâten târihsel olarak daima hayati olan tarımsal üretimin önemini katladı.
Kapitalist tarımsal üretim dünyâ topraklarının varlığını, gerek gıda, gerekse hammadde olarak, dalga dalga periferiden merkeze doğru çeker. Bu süreç son derecede çarpık, adâletsiz ve tahripkârdır. Çarpıklığına ve tahripkârlığına bir örnek: Hammadde üretimi ile gıda üretimi, sembolik olarak toprağın altı ile üstü birbirine zıt çalışmakta; çoğu kez hammadde üretimi yüzünden gıda üreten tarımsal alanları tarım yapılamaz hale getirebilmekte; sular ve topraklar kirlenmektedir. Adâletsizliğine örnek: Tarımsal artık öylesine büyük ölçeklerde ve düşük fiyatlamalarla çekilmektedir ki, ekonomik varlığını buna dayandıran, meselâ kakao üreterek İsviçre çikolatası almaya çalışan proleter uluslar, uzun yıllar boyunca bir türlü bellerini doğrultamamıştır.
Kıt kaynaklar ile sonsuz ihtiyaçlar arasında optimaliteyi yakalamak, iktisadı değil, kapitalizmin buram buram ideoloji kokan postülasını anlatıyor. İki yaka arasındaki makası açan, modern dünyânın demografik gerçekliğidir. Kapitalist girişimcilik bunu gidermek için, kimya ile gıda üretimini eşlendirdi. Paketlere sıkıştırılmış inanılmaz bir ürün çeşitliliği içinde, tahribâtını doğrudan insan sağlığında gösteren sun"i bir bolluk türetti. Bu dünyâda lezzet dünyâmız alt üst olmuş durumdadır. Artık anaakım lezzet dünyâmız, reklamlarla ideolojik olarak ayartıldığımız, beynin en kolay depolayabileceğine doğru şartlandırıldığı, içine sayısız kimyanın karıştığı, şeker ve yağ temelli küresel bir damak oyunundan ibârettir. Ritzer buna, çok haklı olarak "dünyânın McDonaldslaştırılması" diyor. Lezzet artışı artık sağlıkta yeni risk anlamına gelmektedir.
Ama burada önemli olan, göreli refah artışıyla birlikte özellikle Türkiye"nin de içinde bulunduğu yarı-merkez ülkelerin tüketim ekseninde gastronomik küresel ağa eklemlenmesidir. Bu ağın yerel mutfakları da anaakım damak zevkine göre döküm (füzyon) etkisi üzerinden yeniden biçimlendiren bir etkiye ve kapsama sâhip olduğu unutulmamalıdır. (Yöresel mutfak keşiflerine dayalı programlar bunun tanıtımı ve özendirilmesidir). Özellikle orta sınıfların bellerini doğrulttuğu yarı-merkez ülkeler, kalabalık nüfuslarıyla her geçen gün biraz daha McDonaldslaştırılan dünyânın müşterisi oluyor. Bu tüketim hızlanan dünyâda sessiz yığınların payına düşen, Bauman"ın aylaklık olarak işaret ettiği hareketsizlikle birleşiyor. Unutmamak gerekir ki, dünyâmızda hız hareketin fonksiyonu değildir artık; ondan büyük ölçüde ayrılmıştır. Özellikle yeni kuşaklar doğrudan bu ayrışmanın nesnesidir.
Zaman içinde, bu tür beslenmenin sorunları yavaş yavaş açığa çıkıyor. Kapitalist girişimcilik durur mu? Bu kez, bütün dünyâda bu tarz beslenmenin doğurduğu ağır sorunları, büyüterek, adeta bir sağlık terörüne dönüştürüyor. Kendi narsisizmlerine kapanmış, kalabalıklar içinde yalnızlaşmış bireysileri, sağlık ve prestij kaybıyla korkutuyor. Söylemdeki her mâsum uyarı aynı zamanda bir tehdittir. Kapitalist girişimcilik eş anlı olarak yitirileni geri çağırıyor, üst-orta sınıflar için organik, organik olduğu kadar da pahalı gıdaların piyasasını kuruyor. Obeziteye karşı savaş açılıyor, "kaliteli yaşam" normları oluşturuyor, spor salonu, fitness ve diyet merkezi gibi yeni iş alanlarındaki yatırımları besliyor. Hâsılı çark durmuyor, dönüyor…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.