
28 Şubat’ta ABD/İsrail aksı, İran’ı vurmaya başladığında bir hayli endişelenmiştim. Aksın hedef yelpazesi genişti. Savaşın seyri, savaş sonrası nizamı da belirleyecekti. ABD İsrail’in güdümünde mi kalacak? İsrail’in maksimalist hedefleri nerede duracak? İran parçalanırsa Terörsüz Türkiye süreci ne olacak? Bu ve benzeri sorular aklımı kurcalıyordu.
Taraflar savaşta ısrar ederken Ankara’nın tek başına çatışmaları durdurma gücü yoktu. Ancak savaşın sonuçları etkilenebilirdi. Trump’ı Netanyahu’nun güdümünden çıkarmak, bölgesel sorunlara bölgesel çözümler üretmek, Körfez’le koordinasyon sağlamak, İran’ı hatalarıyla yüzleşmeye zorlamak, İsrail’in dizginleneceği bir denklem yaratmak önemliydi.
Savaşın ne yöne gideceği belirsiz. Gündemi İran belirliyor. Savaşın odağını Hürmüz’e kilitledi. ABD, Hürmüz baskısını ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu kapsamda önce Avrupa ve Körfez ülkelerinden bir koalisyon oluşturulmaya çalıştı. Olumlu yanıt gelmeyince Körfez petrolünden yararlanan Çin, G. Kore gibi ülkelere çağrı yapıldı. Oradan da sonuç çıkmayınca ABD bu işi tek başına (Bazı Körfez ülkelerinin desteğiyle) çözme arayışına girdi. Trump önce 48 saat süre vererek tehditler savurdu, ardından beş günlük bir erteleme kararı alarak -askerlerin konuşlanmasına da zaman tanımak için- müzakere fikrine bir şans tanıdı. Müzakere ihtimalinin belirlenmesinde Riyad’da geçtiğimiz hafta yapılan Türkiye, Mısır, Pakistan, S. Arabistan dörtlü zirvesinin etkili olduğu anlaşılıyor.
ABD, askerini tehlikeye atmadan, Hürmüz’ü açma ve savaş öncesi hedeflerine (15 maddelik bir planla) ulaşma arayışında. Ancak Tahran, elini güçlü görüyor. ABD’nin savaş öncesi şartları önüne koymasını kabul etmiyor. Bilakis, kazanç arayışında: Hürmüz statükosunun kendi lehine değişmesini arzuluyor. Trump da bir yandan da aralarında paraşüt birliklerinin de olduğu binlerce ABD askerini sahaya sürüyor. Bazı uzmanlar hedefin sadece Harg adası olmayabileceğini, ABD’nin İran’ın petrol yataklarını ele geçirmek isteyebileceğini söylüyor (İran böyle bir durumda Kızıldeniz’de yeni bir cephe açılacağını duyurdu.) Bu Trump’ın siyasi hayatında aldığı en maliyetli karar olabilir. Tarafların müzakere masasına oturması için Türkiye ve Pakistan, -Çarşamba gecesi dahi- yoğun bir trafik yürüttü. Müzakere masasına oturulacak mı yoksa savaş derinleşecek mi? Sahadaki askeri hareketlilik müzakere zeminini zayıflatıyor.
Senaryo ne olursa olsun… Türkiye açısından, savaş sonrası mimariyi oluşturacak sac ayakları aşağı yukarı netleşiyor: Bir. Türkiye, tüm taraflarla diyaloğunu koruyarak, -yine- arabulucu pozisyonu elde etti. İki. ABD hedeflerine yaklaşamıyor. Savaş derinleşirse hedeflerinden daha çok uzaklaşacak. Üç. İsrail’in sınırları, kapasitesi görüldü. Lübnan ve Suriye’ye dikkat. Dört. İran’da rejim ayakta kalsa bile politikaları dönüşebilir (anlatacağım.) Beş. Körfez, İran’a öfkeli. ABD’ye güvensiz. Buna karşın Türkiye-Körfez ilişkileri kavi (Katar’da verilen şehitler, Türkiye’nin “aslında sahada” olduğunu gösterir.)
Gazze’de Ankara’nın “iki devletli çözüm” teklifini barış için şarta dönüştürmesi bölgesel paradigma değişimine yol açmış, inisiyatif İsrail’in elinden alınmıştı. Ankara’nın İran’da da savaş sonrası yeni bölgesel mimariyi oluşturacak paradigmayı etkileyeceği anlaşılıyor.
Burada öne çıkacak nosyon, bölgesel ittifak kümelenmeleri ve bölgesel sorunlara bölgesel çözüm vurgusu olacak. Körfez ülkeleri “bölgesel çözüm” teklifine artık çok yakın. Sürpriz olan İran’ın da bu yönde ciddi işaretler vermesidir.
İran’ın yarı resmi Mehr Haber Ajansı’nda Tahran’ın geçmişten çıkardığı dersleri işaretleyen ilginç bir analiz yayınlandı. Analizde diyor ki… “Mevcut güvenlik mimarimiz ülkemize yönelik tehditlere zemin oluşturuyor.” “Bölgede güç dengesi modelinin ötesine geçmeli, kolektif güvenlik ve karşılıklı yakınlaşma modeline ilerlemeliyiz.” “İran, BAE, Katar, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Kuveyt olarak yeni bir mimari tasarlamalıyız.” “Pakistan, Türkiye ve hatta Afganistan dâhil olmak üzere tüm kilit oyuncuları çok katmanlı iş birliği ağına dâhil etmeliyiz.”
Gelecek ne getirir bilinmez ama İran’ın “bölgesel sorunlara bölgesel çözüm” paradigmasının etkisi altına girmesi sevindiricidir.
Hürmüz kriziyle savaş bir “enerji harbine” dönüştü. Netanyahu “Hürmüz’e alternatif rotalar lazım. Petrol ve gaz borularını Arap Yarımadası’ndan İsrail’e getirmeliyiz” diyerek elini açık etti. Savaş sonrası oluşacak “yeni enerji mimarisini” bölgesel güvenlik mimarisinden ayrı düşünmek zor. Hatta bu enerji mimarisi yeni düzenin altyapısını oluşturacak.
Önceki gün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ı, Anadolu Ajansı Genel Müdürü Serdar Karagöz’ün moderatörlüğünde Editör Masası’nda ağırladık. Bakan Bayraktar’ın tam da bu konjonktürde “yeni enerji mimarisi” vurgusu yapması önemlidir.
Bayraktar diyor ki.. “Herkes yeni enerji mimarisinin oluşturulmasında bizim önerdiğimiz projelere istekli olabilir diye düşünüyorum.” Demek istiyor ki: Elimizde yeni mimariyi oluşturacak güçlü altyapı ve projeler var ve muhataplarımızla konuşuyoruz.
Neydi o projeler? Bir. Ceyhan’a gelen Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı’nın (ITP) Kerkük’ten Basra’ya uzatılması. Basra petrolünün Ceyhan’a akması. İki. Orta Asya petrollerinin, Bakü-Tiflis- Ceyhan’a gelmesi (2.5 milyon varil). Üç. Katar gazının boru hattıyla Türkiye’ye getirilmesi. Bu çok büyük etkilere haiz bir girişimdir. Dört. Suriye petrolünün ITP’ye bağlanması (“Bunu da Suriyeli muhataplarımıza ifade ettik” dedi.) Beş. Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Türkiye arasında elektrik iletim enterkoneksiyon projesi.
Savaşlar kötüdür. Ama sonucundan “hayır” çıkarmasını bilmeli.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.