
Son yıllarda Türkiye''de, dünya ve Türkiye virtüoz klasmanına giremeyen (ve girmeleri de aslında asla mümkün olmayacak olan) müzikçiler arasında, “ben kendim olmak, kendi müziğimi yapmak için müzik yapıyorum” safsatası aldı gidiyor. Bu tür müzikçilerin kimler olduğuna bakıyorsunuz, meselâ piyano, keman, klasik gitar, bağlama, ud, kanun gibi enstrumanları çalmaya başlamış, hasbelkader konservatuar kapısından girip çıkmış ya da aile büyüklerinin çok özel çabaları ile “dâhî çocuk” kanunu kapsamında yurtdışında bir konservatuara bir şekilde gönderilmiş ama gönderildiği Viyana, Paris, Londra gibi şehirlerdeki önemli müzik okulları tarafından dâhî çocuk olmakla ilgisinin bulunmadığı, gerçek düzeyi ve Türkiye''de aslında çok fazla abartılmış olduğu anlaşıldıktan sonra tekrar Türkiye''ye dön(dürül)müş veya iade edilmiş müzikçiler olduğunu görüyorsunuz. Hangi enstrumanı çalıyor olurlarsa olsunlar, nasıl çaldıklarına bakıyorsunuz, dâhî müzisyen olmakla hiçbir ilgilerinin olmadığını görebiliyorsunuz. Nasıl beste yaptıklarına bakıyorsunuz, yaptıkları bestelerin son derece sıradan işler olduklarını görebiliyorsunuz. Fakat kendilerini her şeye rağmen nasıl pazarladıklarına bakıyorsunuz, işte bu pazarlama konusunda son derece başarılı olduklarını da görebiliyorsunuz. Ne var ki bu pazarlamayı, cahil veya okumuş… Ama müzikten doğru dürüst anlamayan, piyano üzerinde birkaç ezberlenmiş akoru havalı bir şekilde basmayı, aynı şekilde gitar üzerinde de ezberlenmiş birkaç parçayı çalabilmeyi virtüoz olmak zanneden halkımıza karşı yapabilmektedirler sadece. Kompozisyon değeri olarak yaptıkları işler son derece sıradandır, ama halkın kalbini kazanmanın en kestirme yolunun, onun inandığı değerlere uygun sözler sarfetmekten geçtiğini anladıkları için bu yolu izleyerek halkın kalbini kazanmışlardır veya kazanmaya doğru gitmektedirler. Peki, aslında kendileri halkın bu manevî değerlerine saygı duymakta mıdır ? Hayır. Saygı duyuyor görünmeyi iyi becermektedirler, halkın hoşuna gidecek türden eski birkaç kelimeyi, ne anlama geldiklerini bile tam olarak bilmeden kullanmaktadırlar, o kadar.
Aslında bu tür, batılı müzik enstrumanlarını – o enstrumanların hakkını vererek çalmayı beceremedikleri halde – çalıyormuş görünerek ortalıkta dolaşan sözümona müzikçiler, Batı müziğini benimsemiş ve kendi müzik değerlerini unutmuş, bu değerlere yabancılaşmış Türk müzikçilerinin eseridir. Gerçekten de dünya konservatuarlarında çok iyi müzik eğitimi almış, dünyanın en iyi konser salonlarında konserler vermiş, çok büyük bir dinleyici ve hayran kitlesi oluşturmayı başarmış müzisyenlerimiz, piyanistlerimiz, kemancılarımız, klasik gitarcılarımız kendi halklarına ve müzik kültürlerine karşı bu kadar yabancılaşmamış olsalardı, piyanonun başına oturup ya da kemanını, gitarını eline alıp uyduruktan bir şeyler çalan, ezberlediği birkaç akor ve mod üzerinde gezinen ve bunu da virtüozluk diye pazarlamaya çalışan tâbir câiz ise şarlatanlar, kendilerine oynayacakları bir alan da bulamayacaklardı. Bu kurnaz virtüoz bozuntuları, yüzlerini batıya dönen müzikçilerin bıraktığı büyük boşluğu, batı müzik kültürüne ait bazı enstrumanları daha doğru düzgün çalmayı bilmedikleri halde fakat onları çalıyormuş gibi görünerek, bir anlamda halkımıza yüzünü dönerek “bakınız, biz de batılı enstrumanları çalıyoruz ama halkımıza yabancı değiliz” taktikleri ile doldurmaya namzetler. Fakat halkımızın büyük bir çoğunluğu, -- bunun içine üniversite bitirmiş, çok iyi konumlara yükselmiş insanlarımız da dahil- ne yazık ki sahip oldukları eski müzik zevkinden ve kültüründen çok uzaklaştıkları için anlamaz duruma geldiklerinden, ortalıkta dolaşan bu müzikçileri de gerçek anlamda müzisyen zannetmekte, enstrumanlarını çalmak konusunda birer virtüoz olduklarını düşünmekte ve onları tuhaf bir şekilde alkışlamaktadırlar. Aslında üzülerek söylemek gerekir ki bu müzikçiler, ellerine aldıkları bu batılı enstrumanları yeterince çalamadıkları gibi, onların geniş evrenini de fark edebilmiş kimseler değildir. Onları besleyen ve ayakta tutan, müzikçi gibi algıltan bir tek şey vardır ne yazık ki. Halkımızın – hatta okumuş yazmışı, makam ve mevkî sahibi dahil – müzik konusunda düşmüş oldukları üzüntü verici seviyesizlik ve bilgisizliktir.
Bu müzikçi tipi, Türkiye ve dünya müzik klasmanında kendilerine yer bulamayınca şöyle bir iddia ile ortaya çıkmaktadırlar: “Nasıl Mozart kendi müziğini, Beethoven, Bach, Chopin kendi müziğini yaptıysa, ben de kendi müziğimi yapıyorum”. Aslında bu çok iddialı düşünceyi önemsemek gerekmektedir, zirâ artık kendi müziğini yapabilen, kendi müzik tarzını oluşturabilen ve bununla da yaşadığı çağa damgasını vurarak toplumları yönlendirebilecek olan müzisyenlere ihtiyaç vardır. Düşünce ve iddia olarak önemli, ama içinin doldurulması da son derece zor bir iddiadır bu. Çünkü bu söz, kendisine mûteber müzik çevrelerinde yer bulamayan müzikçilerin kendilerini ve toplumu kandırmak için söyledikleri içi boş, lâf-ı güzaftan başka bir şey değildir. Çünkü – bulunduğu alanı kastederek söylüyorum – bir müzisyenin kendi müziğini ve tarzını oluşturması, “kendisi olabilmesi” için ya kendinden önceki müzisyenleri aşması ya da hiç bu piyasaya girmeyip, tamamen doğduğu ve ait olduğu kültür ortamında, hiçbir şeyden etkilenmeden, kirlenmeden Karacaoğlan gibi, Âşık Veysel gibi tabii bir seyir ile kendini oluşturabilmesi gerekmektedir. Mozart ve Beethoven, Haydn''ı aştıktan sonra Mozart ve Beethoven olmuşlardır… Bach, kendi döneminin çok önemli organisti Buxtehude''yi, üçyüzelli kilometre yolu yürüyerek gidip gelmek suretiyle izledikten ve onu aşmayı başardıktan sonra Bach olmayı başarabilmiştir. (Diğer alanlarda da bu böyledir. Hayatında Aristo''yu, Eflâtun''u, Fârâbî''yi, İbn Sînâ''yı, İbn Rüşd''ü, Gazali''yi, Hegel''i, Descartes''i, Kant''ı okumadan ve anlamadan filozof olduğunu zannetmek ne kadar anlamsız hatta komik ise, müzikte de kendinden önceki müzisyenlerle yarışmadan, onları aşmadan “virtüoz müzisyen” olduğunuzu ya da “kendiniz” olduğunuzu söylemek komikliktir. Bir müzisyenin kendisi olması bu bakımdan zordur. Çünkü “kendisi” olması için bir müzisyenin, kendisinden öncekileri aşması gerekmektedir. Yoksa sen piyanist ve üstelik dâhî çocuk geçin, önüne bir Mozart veya Beethoven eseri konduğu zaman çalmayı becereme, ondan sonra da “ben kendim olmak için, kendi müziklerimi yapmak için müzik yapıyorum” de. Bunun adına, kendinden öncekilerin altında ezilmiş ve başaramamış olmanın getirdiği ruhsal bozukluk ya da şarlatanlık denilebilir ancak.
Ama dünyanın ve Türkiye''nin şarlatan müzikçilere değil, taklid etmeyen yeni ve öncü müzisyenlere ihtiyacı olduğu da bir gerçektir. Bunun için de öncelikle mukallid olmaktan kurtulmayı sağlayacak köklü bir zihinsel ve yüreksel dönüşüme ihtiyaç vardır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.