
Türkiye Ekonomi Modeli'ne geçiş sonrası ekonomide piyasalar serbestlikten lakaytlığa çok hızlı bir şekilde kayınca hükümet hanehalkını korumak için fevkalade tedbirler almıştı. Elektrik ve doğalgaz faturası sübvansiyonları, kira artış tavanı, KDV’nin zaruri tüketim mallarında en küçüklenmesi dâhil atılan birçok adımdan kamunun kontrolünde olanları çalışmış, diğerleri lakayt piyasanın açgözlü doymazlığıyla sindirilmişti.
Çok hızlı yükselen yurt içi üretici fiyat endeksi (ÜFE) de gaz kesti ve nihayet 160 seviyelerine vardığı Kasım 2022’den Aralık 2022’ye kadar 60 puan azalışla 100’ün altına geriledi. Bu değişimde baz etkisinin 30 puan kadar bir rol oynadığı söylenebilir. Fakat denklemde baz etkisinden fazlası var. Arz yönlü politikaların ÜFE’deki artışa etki ettiği ve karşı koyabildiği rahatlıkla yorumlanabilir. Çünkü aynı baz etkisinin dünyanın başka yerlerinde de kendisini göstermesi gerekiyordu. Fakat bazı ekonomilerde tam tersine Kasım 2022’den sonra artış olduğu gibi devam ederken birçoğunda düşüş çok sınırlı seviyede kaldı.
Destek meselesi açılmışken Türkiye’nin son yıllarda hanehalkına doğrudan transferler anlamına gelen kamu sosyal harcamalarını artırmasını “kahır” olarak yorumlayanlar var. Hükümet sosyal harcamalarını artırdığını söylemine her taşıdığında bunun, “ülkenin gelişmişliğini değil, fakirliğini gösterdiği” şeklinde değerlendirmeler yapıldı.
Bu söylemler kurulurken bir taraftan da pandemi gibi etkilerle Türkiye sosyal harcamalarını artırmaya devam etti. Peki, sosyal harcamalar bakımından üst sıralarda yer alan ekonomiler, söylemin referansıyla, Türkiye gibi “fakirlerin” ülkeleri mi?
Fakat üst sıralarda sırasıyla Fransa, Finlandiya, Belçika, Danimarka, İtalya, Avusturya, Almanya gibi ülkelerin yer aldığı göz önüne alınınca üsttekiler mi fakir, alttakiler mi, sorusu gündeme geliyor. Söyleme bakılırsa Fransa’nın, Almanya’nın ve diğerlerinin kahır hep kahır deyip derbeder olması gerekiyor.
Üstelik ölçülemese de Türkiye, hala sosyal devletten çok sosyal toplum… Toplum sosyal finansla kendi sorunlarını kendi içinde çözebiliyor. En az OECD ortalamasıyla aradaki fark kadar sosyal toplum dinamikleri işliyor. Dilerim ki Türk toplumu sosyal toplum olarak kalmaya devam eder, bireyselleşmeyle yalnızlaşmayı karıştırmaz. Dilerim ki sosyal toplum her zaman sosyal devletten büyük olur.
Diğer taraftan Türkiye, dış âleme sağladığı net resmi kalkınma destekleri bakımından üst sıralardaki bir ülke. Sosyal harcamalar değil, ama belki ille de alınacaksa bu gösterge fakirlik veya zenginlik ölçüsü olarak alınabilir. Ben bunu yapmam. Çünkü net resmi kalkınma yardımları üzerine materyalist değerlendirme yapmak tıpkı sosyal harcamalarda olduğu gibi yanlış olur. Materyalist bir mesele yok burada.
OECD içinde Türkiye, net resmi kalkınma desteklerinin gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı bakımından 0.96 ile üçüncü sırada. Birinci sırada Suudi Arabistan geliyor ve oran 1.05, ikinci sırada 0,99’la Lüksemburg var, dördüncü Norveç, sonra İsveç, Almanya, Danimarka, Fransa, İngiltere, Japonya ve Kanada gibi ülkeler geliyor. Meselenin başka yönüyle; Türkiye insani yardımların gayrisafi yurt içi hasılaya oranı bakımından da birinci ülke konumda…
Tüm bu veriler de gösteriyor ki bu ülke başka bir ülke, başka bir ruh... İster oradan ister buradan isterse şuradan bakılsın; Türkiye materyalist matematiklerle anlaşılamaz. Pozitivist sığlıkla yorumlanamaz. Yerilemez. Övülemez de.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.