ÜFE düşüşü ve arz yanlı politikalar

04:1922/01/2023, Pazar
G: 22/01/2023, Pazar
Yusuf Dinç

Türkiye Ekonomi Modeli'ne geçiş sonrası ekonomide piyasalar serbestlikten lakaytlığa çok hızlı bir şekilde kayınca hükümet hanehalkını korumak için fevkalade tedbirler almıştı. Elektrik ve doğalgaz faturası sübvansiyonları, kira artış tavanı, KDV’nin zaruri tüketim mallarında en küçüklenmesi dâhil atılan birçok adımdan kamunun kontrolünde olanları çalışmış, diğerleri lakayt piyasanın açgözlü doymazlığıyla sindirilmişti.Bu pahalı ve sinir bozucu deneyimden sonra ekonomi yönetimi, Haziran 2022’ye


Türkiye Ekonomi Modeli'ne geçiş sonrası ekonomide piyasalar serbestlikten lakaytlığa çok hızlı bir şekilde kayınca hükümet hanehalkını korumak için fevkalade tedbirler almıştı. Elektrik ve doğalgaz faturası sübvansiyonları, kira artış tavanı, KDV’nin zaruri tüketim mallarında en küçüklenmesi dâhil atılan birçok adımdan kamunun kontrolünde olanları çalışmış, diğerleri lakayt piyasanın açgözlü doymazlığıyla sindirilmişti.

Bu pahalı ve sinir bozucu deneyimden sonra ekonomi yönetimi, Haziran 2022’ye tarihlenebilecek bir dönüm noktasından itibaren fiyat artışlarını kontrol etmek üzere attığı adımlarda arz yönlü bir tavır kazandı. Hemen akabinde de var olmayan kıtlık senaryolarıyla
oynaklaşan lakayt piyasa oyuncularının
yaptığı fiyatlar dengelenmeye başladı.

Çok hızlı yükselen yurt içi üretici fiyat endeksi (ÜFE) de gaz kesti ve nihayet 160 seviyelerine vardığı Kasım 2022’den Aralık 2022’ye kadar 60 puan azalışla 100’ün altına geriledi. Bu değişimde baz etkisinin 30 puan kadar bir rol oynadığı söylenebilir. Fakat denklemde baz etkisinden fazlası var. Arz yönlü politikaların ÜFE’deki artışa etki ettiği ve karşı koyabildiği rahatlıkla yorumlanabilir. Çünkü aynı baz etkisinin dünyanın başka yerlerinde de kendisini göstermesi gerekiyordu. Fakat bazı ekonomilerde tam tersine Kasım 2022’den sonra artış olduğu gibi devam ederken birçoğunda düşüş çok sınırlı seviyede kaldı.

Türkiye’deki bu durum apaçık ki arz yönlü politikaların başarısıdır. Hem ÜFE’deki büyük baskıyı ihracatla sönümleyip tüketiciye yansıtmayan üretici işletmelerin arz yönlü politikalarla desteklenmesi yerindedir. Türkiye’nin kazandığı bu arz yönlü tavrı diğer ülkelerde ÜFE’nin gücünü koruduğunu göz önüne alarak bırakmaması da gerekir. Her ne kadar Türkiye için yurt içi ÜFE gibi
yurt dışı ÜFE
de gaz kesmiş olsa da…
Şunu da söyleyeyim; tüm bu dinamiklerin gerisindeki öğe
yalnız ve sadece enerji
ise Türkiye alttan alta boruları döşerken başka taraftan da enerji arz güvenliğinde (fiyat/miktar) çok büyük hikâye yazıyor demektir.
Kamu destekleri kahır meselesi mi?

Destek meselesi açılmışken Türkiye’nin son yıllarda hanehalkına doğrudan transferler anlamına gelen kamu sosyal harcamalarını artırmasını “kahır” olarak yorumlayanlar var. Hükümet sosyal harcamalarını artırdığını söylemine her taşıdığında bunun, “ülkenin gelişmişliğini değil, fakirliğini gösterdiği” şeklinde değerlendirmeler yapıldı.

Bu söylemler kurulurken bir taraftan da pandemi gibi etkilerle Türkiye sosyal harcamalarını artırmaya devam etti. Peki, sosyal harcamalar bakımından üst sıralarda yer alan ekonomiler, söylemin referansıyla, Türkiye gibi “fakirlerin” ülkeleri mi?

Türkiye’nin
sosyal harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı
2019 verisine göre %12 seviyesinde ve %20 olan OECD ortalamasının altında. Altında olması, kurulan söylem ile göstergenin bağlam ilişkisi bakımından Türkiye’nin fakirleşmediğini gösterir.

Fakat üst sıralarda sırasıyla Fransa, Finlandiya, Belçika, Danimarka, İtalya, Avusturya, Almanya gibi ülkelerin yer aldığı göz önüne alınınca üsttekiler mi fakir, alttakiler mi, sorusu gündeme geliyor. Söyleme bakılırsa Fransa’nın, Almanya’nın ve diğerlerinin kahır hep kahır deyip derbeder olması gerekiyor.

Yani yapılan eleştiri kulağa hoş gelse de sosyal harcama göstergesinin kendisi fakirliği anlatıyormuş gibi durmuyor.
“İşte, Fransa’da muhtaçlıktan değil, Keynesyen bahaneden transfer yapılıyor o yüzden durum böyle” denilecekse de doğru değil. Dünyanın gerçeği bu değil, bu ülkelerde de desteğe ihtiyaç duyanlar var. Hem Keynesyen tavırla bu söylemi kuranlar da var ki tam bir ironi.

Üstelik ölçülemese de Türkiye, hala sosyal devletten çok sosyal toplum… Toplum sosyal finansla kendi sorunlarını kendi içinde çözebiliyor. En az OECD ortalamasıyla aradaki fark kadar sosyal toplum dinamikleri işliyor. Dilerim ki Türk toplumu sosyal toplum olarak kalmaya devam eder, bireyselleşmeyle yalnızlaşmayı karıştırmaz. Dilerim ki sosyal toplum her zaman sosyal devletten büyük olur.

Net resmi kalkınma yardımları

Diğer taraftan Türkiye, dış âleme sağladığı net resmi kalkınma destekleri bakımından üst sıralardaki bir ülke. Sosyal harcamalar değil, ama belki ille de alınacaksa bu gösterge fakirlik veya zenginlik ölçüsü olarak alınabilir. Ben bunu yapmam. Çünkü net resmi kalkınma yardımları üzerine materyalist değerlendirme yapmak tıpkı sosyal harcamalarda olduğu gibi yanlış olur. Materyalist bir mesele yok burada.

OECD içinde Türkiye, net resmi kalkınma desteklerinin gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı bakımından 0.96 ile üçüncü sırada. Birinci sırada Suudi Arabistan geliyor ve oran 1.05, ikinci sırada 0,99’la Lüksemburg var, dördüncü Norveç, sonra İsveç, Almanya, Danimarka, Fransa, İngiltere, Japonya ve Kanada gibi ülkeler geliyor. Meselenin başka yönüyle; Türkiye insani yardımların gayrisafi yurt içi hasılaya oranı bakımından da birinci ülke konumda…

Tüm bu veriler de gösteriyor ki bu ülke başka bir ülke, başka bir ruh... İster oradan ister buradan isterse şuradan bakılsın; Türkiye materyalist matematiklerle anlaşılamaz. Pozitivist sığlıkla yorumlanamaz. Yerilemez. Övülemez de.

#Arz yanlı politikalar
#ÜFE düşüşü
#Kamu destekleri
#Sosyal Harcama