Dünya Kurgular, yalanlar ve Müslüman imajı 11 Eylül

Kurgular, yalanlar ve Müslüman imajı: 11 Eylül

11 Eylül saldırılarının üzerinden 17 yıl geçti. Fakat uçakların çarpmasıyla yıkılan binalardan yükselen toz bulutu dünyayı yutmaya devam ediyor. Irak ve Afganistan’ın işgal edilmesiyle birlikte tetiği çekilen silah, her gün yeni bir yerde patlıyor. Bir taraftan küresel güçler arasındaki ticari rekabet ve alan paylaşım savaşı dünyayı üçüncü dünya harbine doğru sürüklerken diğer taraftan domino etkisi ile İslam coğrafyasının pek çok yerinde işgaller, dayatmalar ve iç karışıklıklar giderek tırmanıyor.

AA
11 Eylül 2001 sabahı ABD dünyanın en büyük terör saldırısına uyandı. Yaklaşık 3 bin kişinin hayatını kaybettiği saldırının üzerinden 17 yıl geçti. Saldırı ABD'de siyasi, ekonomik ve sosyal hayatta travma yarattı. ABD, intikam hırsıyla Afganistan ve Irak'ı işgal etti.
11 Eylül 2001 sabahı ABD dünyanın en büyük terör saldırısına uyandı. Yaklaşık 3 bin kişinin hayatını kaybettiği saldırının üzerinden 17 yıl geçti. Saldırı ABD'de siyasi, ekonomik ve sosyal hayatta travma yarattı. ABD, intikam hırsıyla Afganistan ve Irak'ı işgal etti.
11 Eylül saldırılarının ardından başlatılan ve dünya genelinde bir şiddet sarmalarını tetikleyen teröre karşı savaşın belki de en önemli tahribatı, bilnçi bir propaganda faaliyetiyle, Müslüman imajının terörizmle özdeşletirilmesi oldu. 11 Eylül’den sonra İslam ile terör ve İslam ile şiddet arasında özdeşlik kurulabilmesi için pek çok film çekildi. Amerikan dizilerinde mücadele edilen terör örgütleri ve uyuşturucu çeteleri genellikle Müslümanlardan oluşturuldu.

Mesela Suriye iç savaşının ürettiği felaketlere karşı, dünyanın bu kadar duyarsız kalmasının nedenlerinden biri de 11 Eylül sonrası oluşturulan ötekileştirme odaklı savaş kampanyasıdır. Başta film endüstrisi olmak üzere İslam ve Müslümanlar aleyhine kitle iletişim araçları vasıtasıyla yürütülen kirli propaganda küresel düzlemde terör, radikalleşme, savaş, yoksulluk ve felaketler ile Müslümanlar arasında özdeşleşme sağlanması kurgusunu sürekli canlı tutmuştur. Bu yüzden olsa gerek ki dünyanın gözü önünde Suriye’de on binlerce insan varil bombaları ile öldürülürken, çocuk bedenleri Akdeniz ve Ege kıyılarına vururken kimsenin kılı kıpırdamamaktadır. Bu sessizliğin arka planında, 11 Eylül sonrası yatırım yapılan imaj çalışmasının belirgin bir payı olduğunu unutmamak gerekir.

Kuleler yıkılıyor

ABD’nin New York kentinde bulunan Dünya Ticaret Merkezi 11 Eylül 2001 tarihinde teröristlerin kaçırdığı yolcu uçakları tarafından hedef alınmış ve saldırıda üç bine yakın insan hayatını kaybetmişti. Kamuoyu ile paylaşılan görüntülere göre iki ayrı uçak 19 dakika arayla Dünya Ticaret Merkezini oluşturan iki kuleye çarparak büyük bir patlamaya neden olmuştu.

Uçaklardan ikincisinin kuleye çarpma anı ve 110 katlı binaların iki saat içinde arka arkaya çökmesi televizyonlar canlı yayında iken gerçekleşmişti. Ancak bilim kurgu filmlerinde rastlanabilecek türden sahnelerin televizyonlardan canlı izlenmesi (veya izletilmesi), kuşkusuz hem Amerikalıların zihninde hem de küre ölçeğinde derin bir etki bırakmıştı. Öte yandan aynı gün kaçırılan diğer iki uçaktan birinin (tam olarak ne olduğuna dair kamuoyuna yansıyan bir görsel bulunmamakla birlikte) ABD savunma Bakanlığı Pentagon’a çarptığı ve binanın batı cephesinde büyük bir hasar oluşturduğu açıklanmıştı. Kaçırılan dördüncü uçağın başkent Washington’u hedef aldığı fakat uçaktaki yolcuların müdahalesi ile uçağın hedefe ulaşamadan Pensilvanya sınırlarında düştüğü yine ABD’li yetkililer tarafından belirtilmekte. ABD’nin 11 Eylül saldırıları konusundaki resmi yaklaşımını oluşturan bu bilgiler doğrultusunda pek çok film çekildi. İçerik üretildi. Bunlardan biri olan Uçuş 93 filmi tam olarak dördüncü uçağın içindeki süreci anlatacak şekilde kurgulanmış.

REKLAM

Ayrıca ABD’nin resmi yaklaşımına muhalif bir duruş olarak 11 Eylül saldırılarının planlı bir süreç olduğunu belirterek bunu kanıtlama çabasında olan yaklaşımların varlığını da vurgulamak gerekir. Bu bağlamda içerik üretenler, ABD’nin dünyayı yeniden dizayn etmek ve İslam coğrafyasındaki saldırılarına meşruiyet kazandırmak için böyle bir arka plana ihtiyacı bulunduğunu ve bunu da 11 Eylül ile tesis ettiğini iddia etmektedir.

Bu saldırılar, Amerikan toplumuna tam bir şok halini yaşatmıştır. Bunu, diğer ülkelerle mücadelesini, savaşını ve saldırılarını ABD sınırları dışında tutmayı ulusal güvenliğinin temel yaklaşımı varsayan bir ülkenin ilk kez kendi topraklarında böylesi bir “saldırı” ile karşılaşmış olmasının ürettiği panik havası olarak da okumak mümkündür tabloyu. Nitekim olayın akabinde dönemin başkanı George W. Bush yönetimi tarafından yapılan açıklama, bir taraftan saldırıdan sorumlu tuttuğu El Kaide terör örgütü ile savaşı ilan etmiş diğer taraftan “haçlı savaşını başlatıyoruz” ifadesiyle aslında Müslümanların dünyanın süper gücü tarafından hedefe koyulduğunu göstermişti. Nitekim gerek Bush, gerek Obama ve gerekse şimdilerde Trump yönetimi tarafından uygulanan politikalar, Bush tarafından deklare edilen anlayışın hayata geçirilmesi yönünde oldu. Saldırıların akabinde başlatılan teröre karşı küresel savaşta Irak, Afganistan ve Pakistan’da yüzbinlerce insan hayatını kaybetti. Milyonlarcası yaralandı veya göç etmek zorunda kaldı. Binlerce insan işkence ve tecavüze maruz kaldı. Irak’ta deşifre olan Ebu Gureyb hapishanesi bunlardan sadece biriydi. Farklı ülkelerde tutuklanan yüzlerce Müslüman, terör örgütü El Kaide bağlantısı iddiasıyla zincirlenerek Guantanamo askeri üssünde hapsedildi. İşkenceden geçirildi. Ülkeler parçalandı. Aileler yok oldu. Savaşlar iç savaşları, yoksulluğu ve sefaleti tetikledi.

REKLAM

'Müslüman eşittir terörist' imajı

11 Eylül’den sonra ABD öncülüğünde yapılan saldırıların sonucunda büyük acılar yaşandı. Fakat bu harekât tek boyutlu değildir. Fiziksel saldırılar kadar önemli olan diğer yönü ise ABD öncülüğünde çalışan propaganda makinesinin İslam’ı ve Müslümanları öteki olarak konumlandırmasıdır. Bu süreçte kitle iletişim araçlarına biçilen rol ise yeni yaklaşımın yerleşmesi ve zihinleri ele geçirmesi konusunda kitleleri ikna etmesi yönündedir. Aynı içerik üretiminin Batı dışındaki toplumlar nezdinde hedefi ise kitlelerin düşünme melekelerini imha edecek şekilde onları enformasyon bombardımanına tabi tutması yönünde tezahür etmiştir. İslam’ın şeytanlaştırılarak, korkulması ve nefret edilmesi gereken bir öcüye dönüştürülmesi esnasında, “terör” vurgusunun dışında başta “cihat, başörtüsü, şeriat, peçe, kadın hakları, sakal” gibi kavramlar bağlamından kopartılıp, yeniden tanımlanarak amaca hizmet edecek şekilde araçsallaştırılmıştır. Bu kavramların kriminalize edilmesiyle, Batılı toplumların zihinlerinde yeni şablona uygun bir Müslüman profili şekillendirildiği şimdilerde daha sarih bir şekilde görülebilmektedir. 11 Eylül’den sonra neredeyse her gün gazetelere yansıyan “sokakta saldırıya veya hakarete uğrayan başörtülü kadın veya sakallı erkek” haberleri yaklaşmakta olan dalganın işareti gibidir.

Dünya saldırıyı böyle görmüştü
FOTOĞRAF 30
Title
Seattle Post - The Examiner gazetesi Bizden kimse asla unutmayacak manşetiyle yayınladı.
Title
Houston Chronicle 12 Eylül 2001'de Terör evi vurdu manşetini attı.
Title
Financial Review gazetesi ABD'de korku piyasaları sersemletti dedi.
Title
Boston Globe ise Rezilliğin yeni bir günü diyerek verdi.
Title
Dallas Morning News gazetesi Evde savaş manşetiyle yayınlandı.
Title
11 Eylül 2001'de ABD'de meydana gelen terör saldırılarında, New York'ta bulunan 110 katlı İkiz Kuleler tamamen yerle bir olmuştu.
Title
11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'nde, ABD'de iç sefer gerçekleştiren dört yolcu uçağı 19 terörist tarafından kaçırıldı.
Title
The Age (Melbourne) gazetesi Amerika'ya Savaş diyerek yayınladı.
Title
Kaçırılan dört uçaktan ikisi, New York'ta bulunan Dünya Ticaret Merkezi'nin sırasıyla kuzey ve güney kulelerine çarptı. 110 katlı her iki bina da iki saat içinde çöktü.
Title
Çevredeki bazı binalar yıkıldı, bazıları ise hasar gördü. Al-Hayat gazetesi (Beyrut - Lübnan)
Title
Üçüncü uçak, Arlington County'de yer alan Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı karargahı olan Pentagon'u hedef aldı. An-Nahar gazetesi (Beyrut - Lübnan)
Title
Washington, DC'yi hedef alan dördüncü uçak, yolcuların teröristlere müdahalesi sonunda Pensilvanya yakınlarına düştü. Asahi Shimbun gazetesi (Tokyo, Japonya)
Title
2 bin 996 kişinin öldüğü, 6 binden fazla kişinin yaralandığı saldırı sonrası hazırlanan 11 Eylül Komisyon Raporu'na göre, düzenlenen bir dizi intihar saldırısı Usame bin Ladin'e bağlı el-Kaide örgütü tarafından gerçekleştirildiği iddia edildi. Chicago Tribune
Title
Çeşitli uluslar arası kuruluşlar ve ülkeler, Bin Ladin'i olayın sorumlusu ilan etti. Daily News (New York)
Title
Dünya medyasının, 'medeniyetler çatışması' dediği saldırı sonrası Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bush, Amerikan vatandaşlarına bunun bir Haçlı Seferi olduğunu söyledi. El Nuevo Herald (Miami)
Title
Bin Ladin'i suçlu gösteren ABD, terörizme karşı Afganistan'a girme kararı aldı ve 'Kalıcı Özgürlük Operasyonu' bahanesiyle Afganistan'da sürecek olan 13 yıllık işgalinin ilk somut adımlarını attı. Los Angeles Times
Title
Amerika'nın açıkça terörle mücadele ve 'Bu bizim hakkımız' dediği Afganistan işgalinde, önce Bin Ladin'e yıktığı suçu sonra Afganistan halkına yükledi. Maariv gazetesi, Tel Aviv - İsrail
Title
El Kaide örgütünün lideri olduğu bilinen Usame Bin Ladin, Pakistan'ın Abbottabad şehrinde ABD kuvvetlerince düzenlenen gizli operasyon ile Mayıs 2011'de öldürüldü. New York Post
Title
İkiz Kulelere düzenlenen intihar saldırısı ile Orta Doğu'ya girişini hızlandıran ABD, 2003 yılında ise ‘Kutlu İman Savaşı' diyerek Irak'ı işgal etti. San Francisco Examiner
Title
Irak işgalinde ABD'ye destek veren döneminin İngiltere Başbakanı Tony Blair, Irak işgalinden 13 yıl sonra, ABD'nin işgale gerekçe gösterdiği istihbarat değerlendirmelerinin yanlış olduğunu itiraf etti. The Australian
Title
Bush'un, 19 hava korsanının saldırısını gerekçe göstererek Irak'a saldırmasının ardından İslamofobinin ilk temelleri atılmış oldu. Courier-Mail (Brisbane)
Title
Özgürlük götüreceklerini iddia ettikleri Afganistan'da 100 bin, Irak'ta ise 1,2 milyon sivili katleden Amerika, kimyasal bombalarla sivilleri yaktı, kadınlara tecavüz etti, çocukları katletti. Daily Telegraph (London) olayı Am
Title
ABD 11 Eylül'ü gerekçe göstererek Afganistan ve Irak'ta vahşet dolu katliamlara imza attı. 11 Eylül'ün kim tarafından organize edildiğinin belirsiz olduğu yıllar sonra gelen açıklamalarla su yüzüne çıktı. Daily Telegraph (Sydney)
Title
Eski CIA Ajanı Nixon, Irak'ta gerçekleştirdikleri operasyonlarda aslında kimyasal silah bulamadıklarını itiraf etti. Herald Sun (Melbourne)
Title
Akıllarda bir çok soru işareti bırakan olaylarla ilgili, pek çok komplo teorisi üretildi. Bunlardan biri, Amerikan hükumeti ve gizli servisleri tarafından gerçekleştirilmiş bir plan olduğunu, bunu yapma amaçlarının ise Orta Doğu'da gerçekleştirecekleri işgallere bir temel oluşturmak, eylemlerini meşrulaştırmak olduğu teorisiydi. New York Times
Title
Sydney Morning Herald
Title
The Times (London)
Title
Washington Post
Title
USA Today
Title
Dünya saldırıyı böyle görmüştü
Dünya saldırıyı böyle görmüştü
ABD, 11 Eylül 2001'de El kaide tarafından yapıldığını düşündüğü bir saldırı ile sarsılmıştı. New York'ta Dünya Ticaret Merkezi'nin yerle bir olduğu saldırıda 3 bin kişi hayatını kaybetmişti. O saldırıyı dünya basını böyle gördü:

Aslında Oryantalizm ve Haberlerin Ağında İslam kitaplarının yazarı Edward Said, henüz 1980’li yıllarda, kitle iletişim araçlarının, Batı’da İslam karşıtlığını tetiklemek ve Müslümanları birer nefret objesi olarak göstermek için kullanıldığını vurgulamıştı. Onun bu iki kitabı ile birlikte İslam’ın, Batı medyasında toplumsal alana sunulurken bir şekilde karalandığını, yeniden üretilmeye çalışıldığını, kötü gösterildiğini ve Said’in ifadesi ile söylersek “aktarılırken örtüldüğünü” kamuoyu yakından görmüştü. Bu karşıtlık ve ötekileştirme furyası, 11 Eylül’den sonra kapsamını genişletti ve bir şekilde “boğma” ve tümüyle şiddetle “özdeşleştirme” aşamasına geçti. Sadece Amerika’da değil Avrupa ülkelerinde de Müslümanlar ve İslami imgeler hedef alınarak, üretilen içeriklerdeki artışın hızlanması, aslında kontrollü bir sürecin izlerini taşımaktadır.

REKLAM

Anormal olanın normalleştirilmesi

Tek tek isim saymaya gerek yok. ABD ve Avrupa’nın en çok satan gazeteleri, en fazla izlenen televizyonları ve film piyasasını büyük ölçüde elinde tutan Hollywood, Müslümanlara karşı kullanılıyor. 11 Eylül’den sonra İslam ile terör ve İslam ile şiddet arasında özdeşlik kurulabilmesi için pek çok film çekildi. Amerikan dizilerinde mücadele edilen terör örgütleri ve uyuşturucu çeteleri genellikle Müslümanlardan oluşturuldu. Filmlerdeki kötü adam rolüne bir Müslüman konuldu. Mesela yukarda adı zikredilen "Uçuş 93" filminde uçağı kaçıran teröristlere sürekli Kur’an-i Kerim okutuluyor, Kelime-i Şehadet getirtiliyor veya dua yaptırılıyor. Kamera açıları ile müziğin tonu öylesine ayarlanmış ki izleyiciye Kur’an okuyan herkesin böylesine “vahşi ve acımasız” biri olduğu yönünde mesaj verilmek isteniyor. İslam’ın temel kaynağı olan kutsal kitabın, bu şekilde 11 Eylül saldırısını yapmaya giden teröristler üzerinden belirli bir çerçeveye hapsedilerek izleyiciye sunulması esas meselenin terörle mücadele değil doğrudan İslam imajının hedef alındığını gösteriyor. Bu yaklaşımın aynı konudaki tüm filmlerde tekrar edilmesi ise İslam dünyasının nasıl tehlikeli bir kurgu ve meydan okuma ile karşı karşıya bulunduğuna işaret etmektedir.

1 Eylül saldırılarının üzerinden 17 yıl geçti. Fakat uçakların çarpmasıyla yıkılan binalardan yükselen toz bulutu dünyayı yutmaya devam ediyor.

  • Sonuçta 11 Eylül sonrası ABD öncülüğünde yürütülen enformasyon savaşıyla birlikte Müslümanlara yönelik karalama, hakaret, ayrımcılık ve nefret suçlarında yoğun bir artış yaşandı. Batı’da ana akım medyanın çanak tutmaktan geri durmadığı böylesi yayınların en kalıcı sonuçlarından biri İslam’ı hedef almanın ve Müslümanlara sokak ortasında saldırmanın normalleştirilmesidir. 11 Eylül’den önce büyük ölçüde anormal sayılan bu türden davranış biçimleri arkasına ABD rüzgârını aldıktan sonra yelkenlerini ötekileştirme ve yabancı düşmanlığı ile doldurmaya devam etmiş ve giderek anormal olan ile normal olan yer değiştirmiştir. İslamofobinin salgın bir hastalık gibi ülkeden ülkeye sıçramasının arkasında medya kuşatmasının kodladığı benzer veriler yer almaktadır.

Çünkü Pierre Bourdieu’nun ifadesiyle söylersek kitle iletişim araçları, nüfusun çok büyük bir bölümünün düşüncelerinin şekillendirilmesinde bir tür fiili tekele sahiptir. Bu tekelin merkezinde küresel güçlerin mülkiyetinde içerik üreten kitle iletişim araçlarının bulunduğu aşikar. ABD ve AB ülkelerinin enformasyon ve eğlence akışında sahip olduğu hegemonya kırılabilmiş değil. AA, TRT World ve El Cezire gibi alternatif yayın organları kamuoyunun tek taraflı bir şekilde belirlenmesinin önüne geçmeye çalışıyor olsalar da bu tekelin kırılması için alınması gereken mesafe çok.

REKLAM

Yalanlar üzerine kurgulanmış imaj

İslamiyet ve Müslümanlar söz konusu olduğunda belirli kavramlar etrafında üretilen içerikler, gerek filmlerde, dizilerde, televizyon haberlerinde ve gerekse gazetelerde muhabirler ve eşik bekçileri tarafından tek merkezden komut alınmış gibi (doğruluğu hiçbir şekilde tartışılmadan) kullanılmaktadır. İslam’dan bahsederken veya Müslümanlar konu edilirken kullanılan görüntülerde suç unsuru taşıyan göstergelere yer verilmesiyle istenilen kodlama yapılmaktadır. Böylece İslam ve Müslümanlar Batı medyası tarafından sistematik bir şekilde belirli kavramlara indirgenerek temsil edilmektedir.

1 Eylül saldırılarının üzerinden 17 yıl geçti. Fakat uçakların çarpmasıyla yıkılan binalardan yükselen toz bulutu dünyayı yutmaya devam ediyor.

İslam’ı ve Müslümanları temsil amacıyla (genelleştirilerek) kullanılan böylesi içeriklerin süreç içerisinde ürettiği gerçekdışı imaj, bugün Batı ile İslam dünyası arasındaki en temel sorunu oluşturmaya başlamıştır. Batı’nın durumu biraz da helvadan yaptığı putları işine geldiği zaman yemeye başlayanlara benzemektedir. Önce prodüksiyon ile imaj üretilmekte ve sonra onları yok etmek için makineler harekete geçirilmektedir. Yalanlar üzerine kurgulanmış bu imaj, maalesef giderek temsil ettiği hakikatin yerine geçmiştir. Batı’daki medya dili değişmediği sürece 11 Eylül ile birlikte ivme kazanan İslam ve Müslüman karşıtı söylemden neşet eden (korkulması ve nefret edilmesi gereken) terörle özdeşleşmiş İslam imajı, Batı uygarlığı ile İslam Medeniyeti arasında bir perde olarak varlığını sürdürecektir. Bu perde bilinçli bir şekilde çekilmiş olabilir, 11 Eylül korkusuyla çekilmiş olabilir veya tesadüfen de çekilmiş olabilir. Ama her halükarda gerçek bir yüzleşme için, perdenin yırtılması gerekmektedir.

REKLAM

Ortadoğu'daki yıkım: ABD'nin
OYNAT 01:14
Ortadoğu'daki yıkım: ABD'nin "demokrasisi"
1990'lı yıllarda bir takım sorunları olsa da istikrarlı bir yapıya sahip olan Ortadoğu'nun kaderi 11 Eylül saldırılarından sonra değişti. ABD'nin 'demokrasi' vaadiyele işgal ettiği ülkelerde yaşanan istikrarsızlık bölgede büyük bir kaosa yol açtı. Yüzyıllar boyunca medeniyetlerin beşiği olarak anılan Ortadoğu, silah ve çatışmaların gölgesinde büyük bir yıkım yaşadı.



/**/

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.