Bir dostun kaleminden Gazâli’ye bakmak
04:00, 09/09/2026, Çarşamba
Yeni Şafak

Sabri Orman.
Yusuf Tosun/Yazar
Sabri Orman (1948-2020), hayatımda karşılaştığım; kendisinden yeterince istifade edemesem de hâl, hareket, duruş, kişilik ve düşünce dünyasıyla müstefit olduğum önemli bir şahsiyettir. Onu tanımak, birlikte teşrik-i mesaide bulunmak ve sohbetlerine katılmak benim için büyük bir ayrıcalık. Üstelik hemşerim olması, hayat serüvenini bir bakıma kendi hayatımla özdeşleştirmeme ve ona, dolayısıyla yazdıklarına ilgimi daha da artırmama vesile oldu.
Sabri Orman’ı, özellikle gençlere tanıtmayı bir vefa borcu olarak görüyorum. Çünkü o, yalnızca yazdıklarıyla değil, hayatı ve duruşuyla da örnek alınabilecek bir şahsiyettir. İstanbul’da Adıyamanlılar Vakfı vesilesiyle daha yakından tanıdığım Orman; mütevazı, nazik, hatırşinas ve beyefendi kişiliğiyle hafızamda yer etmiştir.
ARALARINDAKİ RUHÎ YAKINLIĞI HİSSEDEBİLİYORSUNUZ
Sahip olduğu birikime kıyasla çok yazmayan Orman’ın özellikle İslam iktisadı alanındaki çalışmaları önemli bir miras niteliğindedir. Doktora tezi olarak hazırladığı Gazâli’nin İktisat Felsefesi de hâlâ başvuru kaynaklarından biridir. Gazâli üzerine bu birikimi, bir yayıncı dostunun gençlere yönelik bir biyografi yazmasını istemesiyle farklı bir biçimde ortaya çıkar. Akademik bilgisini sade ve anlaşılır bir dille aktardığı Gazâli kitabı (İnsan Yayınları, 1986), vefatından sonra genişletilmiş haliyle Nisan 2026’da Ketebe Yayınları tarafından yeniden yayımlandı.
Kitabı okurken çoğu zaman Sabri Orman karşınızda konuşuyormuş hissine kapılıyor; o sakin, ikna edici, güvenilir, nazik ve zarif sesini yeniden duyuyorsunuz. Daha da önemlisi, satırların arasında Gazali ile Orman arasında güçlü bir ruhî yakınlık da hissediyorsunuz. Bu nedenle Orman, Gazâli’nin kronolojisine boğulmak yerine onun zihnî ve ruhî dünyasına odaklanır. Gazâli’nin hayatına dair kaynakların sanıldığı kadar fazla olmadığını, kendi eseri El-Münkız mine’d-Dalal’ın ise daha çok fikrî ve ruhî gelişimine ışık tuttuğunu belirtir. Hiç şüphesiz bu durum, Gazâli hakkında az şey bildiğimiz anlamına gelmez. Nitekim Orman’ın Gazâli çalışması, bir şahsiyetin hayatından asıl olarak neyi öğrenmemiz gerektiğini de gösterir: Kişisel ayrıntılardan ziyade, hayatı boyunca ortaya koyduğu tavırlar, gösterdiği gayretler ve insanlığa yaptığı katkılar, örnek alınması gereken asıl yönlerdir.
SABAHATTİN ZAİM İLE KESİŞEN YOL
Sabri Orman’ın anlattıklarından öğreniyoruz ki Gazâli, önce memleketinde Ahmed er-Râzekânî’den fıkıh öğrenir, ardından Cürcan’a gider. Dönüş yolunda içinde bulunduğu kervanın eşkıyalar tarafından soyulması ve ders notlarının elinden alınması, hayatında önemli bir dönüm noktası olur. Eşkıya reisinin; “Öğrendiğini nasıl iddia ediyorsun ki, ders notlarını elinden alınca bildiklerinden de oluyorsun?” sözü onu derinden etkiler. Memleketine döndüğünde üç yıl boyunca ders notlarını ezberler. Böylece ilmin kâğıtta değil, insanın zihninde ve gönlünde yer etmesi gerektiğini kavrar.
Benzer şekilde, Gazâli’nin yirmi yedi yaşında Nişabur’da vezir Nizamülmülk’ün çevresine girerek kısa sürede öne çıkması ve henüz otuz üç yaşındayken Bağdat Nizamiye Medresesi baş müderrisliğine tayin edilmesi, hayatındaki önemli dönüm noktalarındandır. Sabri Orman’ın hayatında da dikkat çekici bir karşılaşma vardır. Çocuk yaşta Kâhta’nın ücra bir köyünde kaymakam Sabahattin Zaim’in dikkatini çeker. İstanbul Üniversitesi’nde Zaim’in öğrencisi olmasıyla yeniden kesişen yolları, onun desteğiyle tahsil ve kariyer hayatında devam eder. Bu ilişki, yıllar sonra Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde ders vermesiyle yeniden anlamlı bir buluşmaya dönüşür.
Sabri Orman, Gazali’nin ilmî birikimi ve hitabet gücünün yanı sıra hakikat arayışını da öne çıkarır. Gazali bir yandan ders verir, vaaz eder ve telif faaliyetlerini sürdürürken, Bağdat Nizamiye Medresesi’ne tayininden bir yıl sonra Nizamülmülk’ün, ardından Sultan Melikşah’ın ölümüyle dünyasının değiştiğine şahit olur. Sabri Orman’ın anlatımında, Gazali’nin hadiselerin hakikatini anlama konusundaki derin arayışı açıkça görülür. İnsanın zihninde ister istemez şu soru belirir: Sabri Orman’ın ilme ve hakikate duyduğu derin tutku da acaba aynı kaygıdan mı besleniyordu?
HAKİKATİ ARAYAN BİR İNSANIN GEÇİRDİĞİ DÖNÜŞÜMLERE DİKKAT ÇEKİYOR
Sabri Orman’ın Gazâli çalışmasını okurken bir kez daha gördüm ki, insan anlattığı şahsiyetlerden ister istemez etkileniyor. Öyle ki onların düşünce, davranış ve hayat biçimleri yazarın dünyasına da sızıyor. Nitekim bu kitabın satırları arasında, Gazali’nin hayat hikâyesinin ötesinde başka bir şey daha beliriyor: Sanki Orman’ın asıl yapmak istediği şey, büyük bir âlimin hayatını kronolojik olarak aktarmaktan ziyade, hakikati arayan bir insanın geçirdiği dönüşümlere dikkat çekmek ve ondan istifade etmek…
Bu yönüyle Gazâli ile Orman arasında, hakikat karşısındaki ciddiyetleri, ilmi bilgi biriktirmekle sınırlamayıp öğrendikleriyle hesaplaşmaları ve hayatın anlamı üzerine düşünmeleri bakımından bir yakınlık kurmak mümkündür. Sabri Orman’ı okurken aralarında böyle bir sezgi yakınlığı hissettim.
Belki de bir dostu kaybettikten sonra onun yazdıklarını yeniden okumak, yalnızca geride bıraktığı eserleri okumak değildir. Bir bakıma onunla yeniden konuşmak, hasbihâlde bulunmaktır. Ketebe’nin yeniden yayımladığı Gazâli’yi okurken Sabri Orman’ın sakin, ikna edici ve zarif sesini yeniden duydum. Bu yüzden bu kitap benim için yalnızca Gazâli’nin hayatını anlatan bir kitap değil, biraz da Sabri Orman’a yeniden kulak verme vesilesi oldu.