Mekke Anlaşması’ndan kimler rahatsız?
04:00, 03/09/2026, Perşembe
Yeni Şafak

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
Mekke Anlaşması Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki güvenlik iş birliğini güçlendirirken anlaşmayı kendi güvenlikleri açısından olumsuz değerlendiren ülkeler de aralarındaki mevcut iş birliklerini derinleştirme arayışına girebilir.
Dr. Hacı Mehmet Boyraz/KSÜ Öğretim Üyesi
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, son dönemde bölgesel güvenlik mimarisi açısından en dikkat çekici gelişmelerden biri oldu. Anlaşmanın en önemli maddesine göre üç ülkeden birine yönelik saldırı diğerlerine de yapılmış sayılacak. Bunun yanında güvenlik ve savunma alanındaki iş birliğinin ilerletilmesi, savunma sanayiinde ortak projelerin geliştirilmesi ve terörizmle mücadelede iş birliğinin artırılması öngörülüyor. Bu çerçevede NATO üyesi ve güçlü bir savunma sanayiine sahip Türkiye, nükleer silahlara sahip Pakistan ve Körfez’in ekonomik açıdan en güçlü aktörlerinden Suudi Arabistan bu anlaşmayla aynı güvenlik mekanizması içerisinde buluşmuş oldu.
ÜÇ ÜLKEYİ HUZURSUZ EDEN İTTİFAK
31 Ağustos’ta İstanbul’da gerçekleştirilen ilk Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Toplantısı'nda yapının resmî adının “Mekke Savunma İttifakı” olduğu açıklanırken Riyad’da daimi bir sekretarya kurulduğu ve ilk genel sekreterin Pakistan tarafından belirleneceği duyuruldu.
Bu toplantıda da alenen ifade edildiği üzere anlaşmanın tarafları oluşturulan mekanizmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını özellikle vurguluyor. Buna rağmen Mekke’de atılan imzalar daha ilk günden bazı başkentlerde rahatsızlık yarattı. İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli, anlaşmayı “tehlikeli ve endişe verici bir gelişme” olarak nitelendirirken Suudi Arabistan’ın Türkiye ile birlikte hareket etmeye başlamasının İsrail açısından “fevkalade kötü bir gelişme” olduğunu söyledi. İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS) de anlaşmanın İsrail’in yanı sıra Yunanistan ve Hindistan açısından kaygı verici olduğuna dikkat çekti. Yunanistan’da ülkenin köklü gazetelerinden Kathimerini, anlaşmanın Atina açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceğini yazdı. Hint kamuoyu ise Pakistan’ın yeni yapı içerisinde elde edebileceği stratejik avantajları tartışmaya başladı.
Peki doğrudan İsrail, Yunanistan veya Hindistan’a karşı imzalanmamış bir anlaşma neden bu ülkeleri rahatsız ediyor? İlk bakışta bunun cevabı klasik tehdit algısıyla verilebilir. Buna göre İsrail ve Yunanistan Türkiye’nin, Hindistan ise Pakistan’ın güçlenmesinden endişe ediyor. Suudi Arabistan ise bu üç ülkenin tehdit algısında Türkiye ve Pakistan’la aynı konumda bulunmuyor. Nitekim Yunanistan ve Hindistan’ın Suudi Arabistan’la güçlü siyasi ve ekonomik ilişkileri bulunuyor. Dolayısıyla rahatsızlığın kaynağını anlaşmanın üç tarafına eşit biçimde dağıtmak mümkün değil. Asıl mesele, uluslararası ilişkiler literatüründe “güvenlik ikilemi” olarak tanımlanan mekanizmayla ilgili.
GÜVENLİK İKİLEMİ NEDİR?
Güvenlik ikilemi, en basit ifadeyle bir devletin kendi güvenliğini artırmak için attığı adımların başka devletlerde güvensizlik yaratması olarak tanımlanabilir. Bir devlet, askerî kapasitesini artırdığında veya yeni güvenlik ortaklıkları kurduğunda bunu savunma amacıyla yaptığını düşünebilir. Diğer devletler ise aynı gelişmeyi potansiyel bir tehdit olarak değerlendirerek kendi güvenliklerini artıracak adımlar atabilir. Böylece tarafların güvenlik arayışlarının birbirini beslediği bir güvenlik sarmalı ortaya çıkabilir. Mekke Anlaşması da bu açıdan dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan anlaşmayı kolektif caydırıcılığı ve kendi güvenliklerini güçlendirecek savunmacı bir mekanizma olarak değerlendiriyor. Ancak aynı mekanizma İsrail, Yunanistan ve Hindistan tarafından farklı biçimde algılanıyor.
İSRAİL VE YUNANİSTAN’IN GÜVENLİK KAYGILARI TETİKLENDİ
İsrail açısından mesele öncelikle Türkiye ile son yıllarda giderek daha rekabetçi hale gelen ilişkilerle ilgili. Gazze’deki soykırım Ankara-Tel Aviv hattındaki gerilimi ciddi biçimde yükseltirken iki ülke Suriye başta olmak üzere bölgesel meselelerde daha fazla karşı karşıya gelmeye başladı. Bu nedenle İsrail, Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu artırabilecek her gelişmeden rahatsız oluyor.
Tel Aviv açısından Mekke Anlaşması tam olarak böyle bir gelişme. Türkiye, anlaşmayla mevcut askerî kapasitesinin yanına Suudi Arabistan ve Pakistan’la daha kurumsal bir güvenlik ilişkisi ekliyor. Üstelik taraflardan biri nükleer silahlara sahip Pakistan. Elbette Pakistan’ın nükleer kapasitesinin otomatik biçimde Türkiye veya Suudi Arabistan’a uzanan bir “nükleer şemsiye” oluşturduğunu söylemek mümkün değil. İsrail açısından asıl mesele de Türkiye’nin gelecekte Pakistan’ın nükleer kapasitesinden doğrudan faydalanıp faydalanamayacağı değil. Mesele, Türkiye’nin giderek daha geniş bir güvenlik ağı kurması ve bölgesel güç kapasitesini artırması.
Yunanistan açısından da benzer bir refleks söz konusu. Adalar Denizi, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz gibi uzun süredir devam eden sorunlar nedeniyle Türkiye’nin askerî ve diplomatik kapasitesindeki her değişim Atina’da yakından takip ediliyor. Mekke Anlaşması da Türkiye’nin etki alanını Doğu Akdeniz’den Körfez’e ve Güney Asya’ya uzatan yeni bir bağlantı oluşturduğu için Atina’nın güvenlik kaygılarını tetikliyor. Nitekim Yunan basınında anlaşmanın Atina açısından “yan etkiler” yaratacağı ve Atina’nın buna karşı İsrail ve Hindistan ile iş birliklerini derinleştirmesi gerektiği tartışılıyor. Kısacası İsrail ve Yunanistan açısından asıl kaygı, Türkiye’nin bu yapı sayesinde bölgesel kapasitesini ve hareket alanını genişletme ihtimali.
PAKİSTAN’IN GÜÇLENMESİ HİNDİSTAN’I TEDİRGİN ETTİ
Hindistan’ın anlaşmaya yönelik kaygısının merkezinde ise Pakistan var. Hindistan-Pakistan rekabeti 1947’den bu yana Güney Asya’nın temel güvenlik sorunlarından biri oldu. Keşmir meselesi, sınır çatışmaları ve her iki ülkenin de nükleer silahlara sahip olması karşılıklı tehdit algısını zaman içerisinde kalıcı hale getirdi. Bu nedenle Pakistan’ın askerî ve siyasi açıdan güçlenmesi, Hindistan tarafından doğrudan kendi güvenliğini ilgilendiren bir gelişme olarak görülüyor.
Mekke Anlaşması’nın Hindistan açısından hassasiyeti burada ortaya çıkıyor. Pakistan artık yalnızca Güney Asya’daki kapasitesiyle değil Türkiye ve Suudi Arabistan’la kurduğu yeni güvenlik ilişkisi üzerinden daha geniş bir bölgesel denkleme eklemleniyor. Nitekim Hindistan’daki değerlendirmelerde anlaşmanın Pakistan’ı, Batı Asya’nın gelişen güvenlik mimarisine daha güçlü biçimde yerleştireceği ve Hindistan’ı bölgedeki Pakistan rekabetinde dezavantajlı konuma düşüreceği vurgulanıyor.
Bangladeş’in Mekke Anlaşması’na katılmayı değerlendirebileceğine ilişkin açıklamalar ise Hindistan açısından meseleyi daha hassas hale getiriyor. Zira Pakistan’ın Bangladeş’le aynı güvenlik mekanizması içerisinde yer alması, Hindistan’ın yakın çevresindeki stratejik denklemi doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle anlaşmanın genişleme ihtimali, Yeni Delhi açısından yalnızca Pakistan’ın diplomatik bir kazanımı değil Hindistan’ın yakın çevresindeki güç dağılımını değiştirebilecek bir gelişme anlamına geliyor.
YENİ BİR KARŞI BLOK DOĞABİLİR
Mekke Anlaşması, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki güvenlik iş birliğini güçlendirirken, anlaşmadan rahatsız olan ülkeleri de birbirine yaklaştırabilir. İsrail ve Yunanistan zaten son yıllarda Doğu Akdeniz’de yakın bir güvenlik ilişkisi geliştirmiş durumda. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) de bu iş birliğinin önemli bir parçası. Hindistan’ın bu ülkelerle gelişen ilişkileri ise yeni bir ihtimali gündeme getiriyor. Yeni Delhi’nin özellikle İsrail ve Yunanistan’la son dönemde geliştirdiği ilişkiler dikkate alındığında önümüzdeki süreçte bu ülkeler arasındaki güvenlik temelli iş birlikleri derinleşebilir.
Nitekim Yunan basınında Mekke Anlaşması sonrasında Yunanistan-İsrail-Hindistan arasındaki iş birliğinin “karşıt birliktelik” mantığıyla güçlendirilebileceği tartışılıyor. İsrail Diaspora Bakanı Chikli’nin Mekke Anlaşması’nın ardından, İsrail’in Yunanistan ve GKRY ile güvenlik temelli ilişkilerini güçlendirmesi gerektiğini söylemesi de benzer bir arayışa işaret ediyor. Hindistan’ın da bu denkleme daha güçlü biçimde dahil olması halinde Doğu Akdeniz ile Güney Asya’yı birbirine bağlayan yeni bir stratejik gruplaşma ortaya çıkabilir. Dolayısıyla Mekke Anlaşması Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki güvenlik iş birliğini güçlendirirken anlaşmayı kendi güvenlikleri açısından olumsuz değerlendiren ülkeler de aralarındaki mevcut iş birliklerini derinleştirme arayışına girebilir.

Düşünce Günlüğü
İki duvar arasında: Uçurtma mı uçak mı?

Düşünce Günlüğü
Birikim orucu ve yalnızlık ekonomisi