Revnakoğlu’nun İstanbul’u: Cemâle nâzır bir âdemoğlu, Celâle hâzır bir Serveroğlu, Çıktı üçler tarihin söyledi

04:00, 28/08/2026, Cuma
Yeni Şafak
Revnakoğlu’nun İstanbul’u:
Cemâle nâzır bir âdemoğlu, 
Celâle hâzır bir Serveroğlu, 
Çıktı üçler tarihin söyledi
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Bu eserle birlikte İstanbul tarihinin, kültür tarihinin, edebiyat tarihinin, folklor tarihinin, tasavvuf tarihinin bilinmeyen birçok konusu aydınlanmış, yakın tarihin bazı meçhul kahramanları malum olmuş, Dersaadet’in tarihi ile ilgilenenlerin işleri kolaylaşmış, tarihten ders almak isteyenlere ise büyük bir kapı aralanmıştır.

Prof. Dr. Mustafa Kara/Tasavvuf Tarihçisi

Cumhuriyet döneminin din ve kültür hayatının farklı uzantılarını ele alan pek çok eser kaleme alındığı, bunlardan bir kısmının basıldığı bir kısmının da basılma şansını yakalayamadığı bilinmektedir. Söz konusu eserlerin daha çok İstanbul’da yaşayan yazarlar tarafından kaleme alındığını tahmin etmek de zor değildir. Mesela, 1905 yılında İstanbul’da doğan, liseyi yatılı olarak Bursa’da okuyan 1975 yılında vefat eden Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi projesi herkesin malumudur. 1923’ten itibaren doğrudan veya dolaylı olarak dinî hayatla ilgili birçok kanunî düzenleme yapıldığı için bunları takip etmek, toplumun bu değişikliklerle ilgili olumlu olumsuz tepkilerini tespit etmek, yakın dönem kültür tarihçileri açısından önem arz etmektedir.

OLUP BİTENİ ACI TEBESSÜMLERLE SEYREDENLERİN PEŞİNE DÜŞTÜ

Osmanlı yüzyıllarının dinî hayatının sacayağı, bir tasnife göre cami, medrese ve tekkedir. Şeyhulislâmlık müessesesi bu üç kurumun üst yönetim organı olarak yüzyıllar boyu Bağdat Bosna arasında hizmet vermiştir. Medreseler 1924, tekkeler 1925 tarihinde kapatıldı. Sıkıntılı geçen 1912-1922 yılları arasında ayakta kalabilen camilere de yeni dönemde özellikle ibadet dilinde -1930'lu yıllarda tercih edilen ideolojik yapıya uygun olarak- yeni bir rota çizilmek istenmiştir.

Hemen bir gerçeği ifade edelim: Devletin tavır koyduğu, yasakladığı bir alanla ilgili kalem oynatmak zordur, risklidir. Her an hesaba çekilme tehlikesi vardır. Kullandığınız kelimelere, verdiğiniz hükümlere dikkat etmeniz gerekir. Dolayısıyla bu konuda yazma gücü olan pek çok kişi yazmamayı tercih etmiş, bir şeyler yazabilenler de yayınlanmasına cesaret edememiştir. Haliyle, konular tek taraflı olarak yazılır çizilir olmuştur. Mevcut yönetimin tavırlarına alkış tutanlar ek puan alırken ötekiler kenarda köşede kalmıştır. Bu “tehlikeli sular”da kürek çekmenin yolunu, yordamını, usûlunu, uslubunu bulup bir ömür boyu tekkelerin, medreselerin, şeyhlerin, müderrislerin, bir başka ifade ile kendi kabuğuna çekilerek olup bitenleri acı tebessümlerle seyreden insanların peşine, elindeki kalem ve fotoğraf makinasıyla düşen bir kişi varsa o da 1912 İstanbul doğumlu Cemaleddin Server Revnakoğlu’dur.

KENDİNİ HEMEN ELE VERMEYEN BİR BİLGİ VE BELGE HAZİNESİ

Altmış yıldan beri İstanbul’un din ve kültür tarihi ile ilgilenen herkes “Revnakoğlu Arşivi” ile gıyaben tanışmış, en azından ismini ve önemini duymuştur. Fakat bu giyâbî tanışmayı vicahiye çevirenlerin çoğu süküt-i hayâle uğramışlardır. Çünkü bu arşiv –tasavvuf terimleri gibi- kendini hemen ele vermeyen bir bilgi ve belge hazinesidir. İrili ufaklı on binlerce nottan, pusuladan, mektuptan, fotoğraftan meydana gelmektedir. Bu hazinenin resmî varisleri olmadığı için Fethiye mahallesindeki evden, Divan Edebiyatı Müzesi’ne oradan Süleymaniye Kütüphanesi’ne taşınırken bir kısmı kaybolmuş bir kısmını “açgözler” bir kısmını da “açıkgöz”ler alıp götürmüştür! İfade etmek gerekir ki Revnakoğlu’nun kaleminden çıkan harflerin, kelimelerin, satırların bir kısmı şifre gibidir. Okunması çok zordur. Usûlüne uygun tam bir tasnifinin yapılamamış olması da konu ile ilgili bir meseledir. Onun için bugüne kadar söz konusu ağır yükün altına kimse tek başına girmeye cesaret etmemiş, edememiştir. Bazı akademisyenler tezinin dibnotlarını zenginleştirmek için alabildiği üç-beş bilgi kırıntısı ile yetinmek zorunda kalmış, bazıları da oradan iktibas ettiği bilgileri kendine mal etmekte akademik etik bir mahzur görmemiştir. “Birlikte bir heyet halinde yapalım” düşünceleri de zaman zaman gündeme gelmiş fakat bugüne kadar netice vermemiştir.

HER ŞEYİN BİR VAKT-İ MERHÛNU VARDIR

Revnakoğlu’nun vefatından bir sene sonra Kayseri’de doğan bir zat; bir dil ve kültür tarihi uzmanı bu yükün altına girdi ve tek başına bu yükü kaldırmaya çalıştı. İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Koç’a ve ona maddi manevi yardımcı olan herkese, bu topraklarda yaşayan, bu toprakların kültürünü seven insanlar olarak teşekkür borcumuz vardır. Gerek yaşarken gerekse vefatından sonra onun hayatı ve eserleriyle ilgili yazı yazanlara da müteşekkiriz: Murat Uraz, Erdem Yücel, Nezih Uzel, Asım Sönmez, Necdet İşli…

Mustafa Hoca, eseri yeni harflere aktarmakla kalmamış ilave metinlerle okuyucunun önünü açmış, eserden istifade etmeyi en üst seviyeye çıkarmanın yollarını aramıştır. Revnakoğlu’nun hayatı, çevresi ve eserleri ile ilgili yüzlerce sayfalık bölüm ve eski yeni fotoğraflar ise esere ayrı bir zenginlik katmıştır.

Önce, eserin Fatih semtini ele alan bilgi ve belgeleri beş cilt halinde Fatih Belediyesi'nin desteğiyle 2022 yılında yayımladı. Şimdi ise sekiz cilt halinde bütün dökümanları bir araya getirdi, Ketebe Yayınları da kaliteli bir baskı ile kamunun hizmetine sundu.

İSTANBUL KİTABI’NDA BURSA

677 Sayılı Kanun çıktığında Niyazı-i Mısrî tarafından Bursa’da kurulan dergâh’ta Şemseddin Mısrî postnişin idi.

O da Bursa kültür tarihini aydınlatmak için ter döken ariflerden biridir. Bursa’nın camilerine, medreselerine, tekkelerine, mezarlarına, türbelerine, şairlerine ayrı ayrı eserler tahsis etmiştir. Şemseddin Mısrî (Ulusoy )1936 yılında vefat ettiği için kendisinden fazla istifade edememiştir. Fakat oğlu Fehameddin Efendi (v. Bursa 1985) ile tanışmış, onun aracılığıyla Şemseddin Efendi’nin kardeşi, Bursa Seyyid Usûl dergâhı son postnişini Ali Haydar Efendi’den zaman zaman bilgi almıştır. Fehameddin Efendi’nin Revnakoğlu’na yazdığı mektuplar Bursa tasavvuf tarihi açısından çok önemli bilgileri ihtiva etmektedir. Bu bilgiler sadece Bursa ile de sınırlı değildir. Ali Haydar Efendi, İstanbul Koska’da Abdüsselâm nâm-ı diğer Kovacılar dergâhı şeyhleri için bildiklerini uzun bir mektup halinde 1953 yılında Revnakoğlu’na iletmiştir.

Fehâmeddin Efendi mektubun sonuna şu notu düşmüştür:

Efendim,

Emr-i âlileri üzere istediğiniz malumatı amcama yazdırttım. Hak erenler kolaylıklar ihsanıyla eserin tab’ına muvaffak olursunuz. Ahlâfa büyük hizmetiniz alacaktır. Hürmet ve muhabbetlerimi bilvesile takdim ederim efendim.

Mehmed Fehâmeddin el- Mısrî

Bursa ile ilgili sayfalarda kırklı ellili yılların Bursa’sının kültür tarihinde izi olan başka insanlarla, özellikle tekkelerin son şeyhleriyle ilgili bilgiler/ haberler de vardır. Bursa Kız Lisesi muallimi, Emirsultan ve Kerametleri isimli eserin yazarı Mehmet Gazali Saltık (v. Bursa, 1965) hakkında geniş bilgiler de bu sayfalarda bulunabilir. Ticaret Lisesi öğretmeni Faruk Üsküdarî, Çakır Ağa hamamının sahibi Hamamcı Mustafa Ağa… Bazı tekkeler hakkında da kısa bilgiler: Kediler, Hamam,Yunus Emrem, Mısrî, Ahmet Gazzî,

Moralı, Seyyid Baba, Narlı…


ACI GERÇEK

Din, ilim, irfan ve kültür hayatının temel kurumları olan cami, medrese ve dergâh ile bu kurumların sorumlusu olan imam, müezzin,müderris ve şeyhlerle ilgili başka hiçbir kaynakta bulunamayacak olan bilgileri bu eserde bulmak mümkündür. Acı bir gerçek de şudur: Tarikat, tekke ehli olmak 1925’ten önce makbul, sonra makhûr olduğu için Revnakoğlu’na güvendiğinden dolayı dervişliği hakkında bilgi veren bazı mühim şahsiyetler, kendilerinin vefatına kadar sözkonusu bilgilerin saklı tutulmasını özellikle taleb etmişlerdir. Böylece o sıkıntılı yıllarda “öküz altında buzağı arayanlara” fırsat verilmemiştir. Çünkü 677 Sayılı Kanun'da şeyhlik, dervişlik, müritlik gibi kelimelerin kullanılması dahi yasaklanmıştır.


TARİHTEN DERS ALMAK İSTEYENLERE ARALANAN BÜYÜK KAPI

Bu eserle birlikte İstanbul tarihinin, kültür tarihinin, edebiyat tarihinin, folklor tarihinin, tasavvuf tarihinin bilinmeyen birçok konusu aydınlanmış, yakın tarihin bazı meçhul kahramanları malum olmuş, Dersaadet’in tarihi ile ilgilenenlerin işleri kolaylaşmış, tarihten ders almak isteyenlere ise büyük bir kapı aralanmıştır. Ele alınan konular o kadar renkli ve çeşitlidir ki tarih öğrenmek isteyenlere tarih, hikâye yazmak isteyenlere harikulade detaylar, menkıbeler, roman kaleme almak isteyenlere de hayallerini geliştirebilecek çok değerli malzemeler sunulmuştur.

Burada şöyle bir cümle kurabiliriz: İbnülemin Mahmud Kemal İnal (v. 1957) Son Asır Türk Şairleri’ni yazmasaydı Türk Edebiyat tarihinin son yüzyılı ile ilgili birçok bilgi ve belge tarih sayfalarına intikal edemeyecek, kaybolup gidecekti. Aynı şekilde Revnakoğlu’nun - erenlerin himmeti ile ortaya koyduğu- bu emek, sabır ve gayret dolu eseri de özellikle tasavvuf tarihinin bu coğrafyada kaybolup gitmekte olan pek çok yadigârını tespit etmiş, başka kaynaklarda bulunamayan dikkat çekici bilgileri titiz bir şekilde, yorulmak bilmeyen bir aşk ve şevk ile kayıt altına almıştır.

İlk defa burada yayınlanan “Hatırat”, ilk defa burada kisve-i tab’a bürünen mektuplar, risaleler vardır. Sekiz ciltlik yayının 1. cildinde yer alan 120 sayfalık “Revnakoğlu’nun Tekke Tarikat Terim ve Tekke Erkânı Notları” bölüm başlı başına bir değer taşımaktadır. Binlerce sayfalık eserden şimdilik sadece renkli bir not aktaralım: “Beylerbeyi Bedevî Tekkesi son şeyhi hattat Mehmet Ramî Efendi yazdığı Tevrat’ı büyükelçilik yoluyla Roosevelt’e, İncil’i Churchill’e, Kuran-ı Kerim’i de Mısır/Tanta’da Hz. Pir Ahmed Bedevî tekkesine göndermiştir.”

Eseri dikkatle okuyanlar, son yüzyıl itibarıyla tekkeleri ve dervişleri itibardan düşürmek için bazen “bir hırka bir lokma” hikayesiyle, bazan “İslam’da tarikat yoktur” teranesiyle bazen başka “ninni”lerle uyutulanları uyandırabilecek bir zenginliğe sahip olduğunu itiraf edeceklerdir. Din ve kültür tarihimizin önemli bir bölümünü oluşturan tekke-tarikat kültürü ile ilgili bazen çok detay konularla ilgili dikkat çekici tespitler de bu esere renk katan özellikler arasında zikredilmelidir.


RUHU ŞÂD'U HANDÂN OLA

Şimdi, 23 Eylül 1968 günü İstanbul- Fethiye mahallesi, Mermerşahi sokaktaki evinde vefat eden dervişimizin mezar taşına yazılmak üzere dostlarının kaleme aldığı metni okuyalım:

“HÛ Kâffe-i turuk-i aliyye erbâb-ı meclûbundan olup ömrünün kırk yılını İstanbul mezarları ve tekâyâsını araştırmakla geçirip neşredemediği İstanbul Tekkeleri Tarihi’nin müellifi şâir, edib, natuk, hatip, nükteperdâz, rind, derbeder, muharrir, münekkid, müverrih, aktör, üstâd Cemâleddin Server Revnakoğlu burada medfûndur. Ruhu şâd-u handân ola.”

Son cilve şöyle tecelli etmiştir: Ömrünü adeta mezar taşı kitabelerini okumakla ve bu yadigârları korumakla geçiren bir insanın mezartaşına işlenmek üzere kaleme alınan bu metin, taş ustasının “Çok uzun oldu, taşa sığmaz” gerekçesiyle yazılamadı.

Yazılan taş nerededir?

Bir ömrü adeta mezartaşlarındaki bilgileri bir araya getirmek için vakfeden bir zatın mezar taşını gereği gibi yazamamak ve yazılanı koruyamamak ne kadar hazin!

Bu makamda ancak şu iki kelime hüzünle telaffuz edilebilir: Sırr-ı kader. Veya Vefa yokuşu…

Artık bu revnaklı kitap için bir tarih düşürmenin zamanıdır:

Cemâle nâzır bir âdemoğlu

Celâle hâzır bir Serveroğlu

Çıktı üçler tarihin söyledi:

“CEMÂLÜDDİN SERVER REVNAKOĞLU” 2026

Rahmetle ve gönülden dualarla anılmak ne güzel şey!

İstanbul’un İç Tarihi’nin içine dalabilmek ne güzel şey!

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026