Erdoğan''sız Türkiye projesi
01:00, 03/01/2014, Cuma
Yeni Şafak

Gündem
Başbakan Erdoğan''sız Türkiye savunulurken, böyle bir Türkiye resminde problemli ülke ekonomisine, sekteye uğrayacak çözüm sürecine, Kürt poltikasında bölünmeye doğru gidecek olan sürece, Türkiye''de bulunan Suriyeli göçmenlerin oluşturacağı yeni sorunlar ve çatışmalara, radikalleşme ihtimali olan İslami gruplara da dikkat çekilmekte. Erdoğansız Türkiye resmini desteklemelerine rağmen böyle karamsar bir tablo çizmeleri ayrıca manidar.
Hangi uluslararası yayın organına göz atsanız, Başbakan Erdoğan ve Türkiye''deki operasyonla ilgili yorum, analiz, haber mevcut. Sadece bu ölçüye bakarak bile Başbakan Erdoğan''ın dünyada siyasi bir aktör olarak bile nasıl izlendiğini anlamak mümkün. Türkiye ekonomisinin ''parlayan yıldız'' olarak tanımlanmasında Başbakan''ın ülkede sağlamış olduğu siyasi istikrarın önemi tartışılmaz.
17 Aralık operasyonun etkileri uluslararsı arenada ses getirmişken, Başbakan Erdoğan''ın dış bağlantılara atıf yapmasını küçümser tavırla ''komplo teorileri'' üretmek ve yargıya müdahale etmekle suçlamak toplumu yanıltmayı hedeflemektetir. Bir ülke Başbakanının elinde olan istihbarat bilgileri sonucunda geleceğe projeksiyon tutması ve tehlikeye dikkat çekmesinden daha doğal bir şey olamaz.
17 Aralık operasyonu ve sonrasındaki gelişmeler ayrıntılı değerlendirme gerektirmektedir. Yolsuzluk davasının devam etmesine ve varsa suçluların cezasını çekmesine Başbakan dahil kimsenin itirazı bulunmamakta. İtiraz, operasyonun adeta yargı eliyle siyasi iradeye darbe girişimine dönüşmüş olmasına.
ERDOĞAN''IN MEŞRUİYETİNİ TARTIŞMAK!
İki haftadır Türkiye''de siyaset adeta kitlendi. Toplumsal algı birileri tarafından öyle yönetildi ki, Başbakan Erdoğan''ın meşruiyeti tartışılır oldu. Bakan çocuklarının yolsuzluğa karışmış olması ile Başbakan''ın kendisi zan altında bırakılarak itibar kaybettirme operasyonuna start verildi. Tam bu noktada bu operasyonun kimlere ve neye hizmet ettiğini sorgulamak, her Türkiye vatandaşının asli sorumluluğudur.
Operasyonun yapılmasından sadece dış mihrakları sorumlu tutmak nasıl eksik bir değerlendirmeyse, bu operasyonu yolsuzluk davasına indirgemek de aynı şekilde yanlış ve eksik bir yorum olur. Türkiye bölgesindeki stratejik dengeleri kendi çıkarları doğrultusunda yönetmeye çalışırken ABD ve İsrail çıkarları ile zaman zaman ters düşmekte. Özellikle Başbakan''ın kişiliği üzerinden üretilen eleştiriler ve argümanlar Türkiye içinden bir camia tarafından desteklenerek devam ettirilmesi birçok vicdan sahibi insana rahatsızlık vermekte.
Gezi olayları sonrasında uluslararası medya üzerinden üretilen ''otoriter Erdoğan'' imajının daha sonraki süreçte ''diktatör Erdoğan'' imajına evrilmesi ve nihayetinde bugün ''İslamcı Erdoğan'' algısının yaratılması, aslında Başbakan Erdoğan yönetimindeki Türkiye''yi dünyada yalnızlaştırma politikasının başka bir boyutudur. Bu algıya hizmet eden camianın yayınlarını görmezlikten gelmek, Türkiye dışındaki algının zamanla yerleşmesine yol açar ki, bu çok tehlikeli.
YEREL SEÇİMLERİN ÖNEMİ
Ortadoğu toplumlarının, Türkiye halkı dahil ortak hatası Batılı ülkeleri kurtarıcı olarak görmek. Sanıyorum 20. yüzyılın başlarından bu yana Batı hayranlığının temelinde de bu yanlış varsayım yatmakta. Yakın zamanda cereyan eden Mısır askeri darbesi gösterdi ki, başta halk iradesinin yanında olduğunu iddia eden Batılı politikacılar, daha sonra askeri darbenin yanında pozisyon alıp demokratik seçimle gelmiş Cumhurbaşkanı Mursi''nin devrilmesine seyirci kalabiliyor. Burda tek ölçü bu ülkelerin ulusal, ekonomik ve stratejik çıkarları. Peki biz niye ulusal çıkarlarımızı bir zümrenin, camianın veya grubun çıkarlarına heba ediyoruz? 30 Mart 2014 tarihi millet olarak ulusal çıkarlarımızı ve bağımsızlığımızı hiçbir güç karşısında heba etmeyeceğimizin göstergesi olacaktır!
Türkiye''de 17 Aralık''tan bu yana olup biteni yabancı dilde analizler ile dünyaya anlatanlar aynı hataya düşmekte, kurtarıcı beklemekte. Türkiye''yi yolsuzluk davası kisvesi altında siyasi ve ekonomik kaosa sürüklemek, orta ve uzun vadede Türkiye''deki her kesime zarar verecektir. Yapılması gereken yolsuzluk davası devam ederken yasama, yürütme ve yargıyı itibarsızlaştırmanın aksine doğal sürecinde işlemesini sağlamak. Engeller çıkararak, antidemokratik uygulamalar ile ortamı bulandırmak ve güvensizlik oluşturmak demokrasiye katkı sağlamanın aksine zarar vermekte.
Muammer Akkaş gibi Cumhuriyet Savcılarının yazılı açıklama ile kamuoyunu yönlendirmeleri demokratik ülkelerde görülmüş uygulama değildir. İddianamede bulunan belgelerin basın yoluyla kamuoyuna sızdırılması gibi bu uygulamalar Türkiye yargısına özgü davranış biçimleri. Bu olayın vuku bulma şekli dahi Türkiye''de hangi aciliyetle hukuk reformu yapılması gerektiğini göstermekte. Savcıların toplumun bir kesimi tarafından ''kahraman'' ilan edilmesi gerçekleşen operasyonun siyasi boyutunun kanıtı niteliğinde.
Geçmişte AK Parti kapatma davası örneğinde olduğu gibi yargının siyasi aktör olarak hareket ettiğine şahit olunmuştu. Yeni bir fenomen ise, yargının dini cemaat etkisinde olduğu iddiası. Bu yöndeki iddialar ilk defa bu kadar aşikar ve her kesim tarafından tartışılır oldu. Cemaat çevrelerinin bu iddiaları ısrarla red etmesi, camianın ve medyasının yolsuzluk operasyonuna can simidi gibi sarılmış olduğu gerçeğini değiştirmemekte. Yazı ve söz ile ortaya konulan talepler, operasyonun uzantılarının yolsuzluk boyutunu çoktan aştığını göstermekte.
DEMOKRASİYE YAKIŞAN YÖNTEM
Bu operasyonun dış bağlantılarını ''komplo teorisi'' olarak değerlendirenlerin, uluslararası medyanın yapmış olduğu analizleri takip etmeleri önerilebilir. Analizlerin merkezinde iki opsiyon bulunmakta. Öncelikli opsiyon Başbakan Erdoğan''ın seçimleri kaybetme olasılığı. Bu olasılığın gerçekleşmesi halinde Başbakan Erdoğan''ın hapis yatma ihtimali dahi dile getirilmekte. 17 Aralık''ta gerçekleştirilen yolsuzluk operasyonun Başbakan Erdoğan ile hiçbir bağlantısı olmadığı halde, bakan çocuklarının bulaşmış olduğu bu iddialara dayanarak Başbakanın hapis yatma ihtimalini dile getiren analizler önemli, çünkü operasyonun siyasi boyutunu ve beklentileri deşifre etmekte.
İkinci opsiyon ise seçimlerin kazanılması. Erdoğan''ın bu süreçte galip gelmesi durumunda Türkiye demokrasisinin kaybedeceğini iddia eden analistler, her halükârda operasyon sonunda beklentilerin Erdoğan''sız Türkiye olduğunu göstermekte.
Başbakan Erdoğan''sız Türkiye savunulurken, böyle bir Türkiye resminde problemli ülke ekonomisine, sekteye uğrayacak çözüm sürecine, Kürt poltikasında bölünmeye doğru gidecek olan sürece, Türkiye''de bulunan Suriyeli göçmenlerin oluşturacağı yeni sorunlar ve çatışmalara, radikalleşme ihtimali olan İslami gruplara da dikkat çekilmekte. Erdoğansız Türkiye resmini desteklemelerine rağmen böyle karamsar bir tablo çizmeleri ayrıca manidar.
17 Aralık''tan buyana Türkiye üzerinde yazılmayan senaryo kalmadı. Bu saatten sonra Türkiye''nin istikrar ve demokrasiden yana olan herkes sürecin etkilerini bir kez daha düşünmeli ve milli irade karşısında alternatif darbe yöntemleri arayışından vazgeçmeli. AK Parti hükümeti geldiği yoldan, zamanı geldiğinde, geldiği yöntemle gidecektir. Demokratik ülkeye yakışan budur!
Başlıklar :