Kutlu Hicret: Kudüs’ün vicdanlarda yeniden canlanışı
04:00, 08/07/2026, Çarşamba
Yeni Şafak

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
Hicret, bir silkiniş ve gereğini yapmak için ayağa kalkma, hac kafileleri ise birlik, dayanışma ve mukaddesatla bağ kurma anlamı taşımaktadır. Kudüs, bu kesintisiz yürüyüşteki müstesna yerini yeniden almayı günümüzde fazlasıyla hak ediyor.
Hasan bin Talal
Hicrî yılbaşı, biz Müslümanlar için geçmişte kalmış tarihi bir hadiseyi yad etmekten ibaret değildir. Bilakis bu, şuurumuzu artırma; sebat, vakar ve adalet değerlerimizin kökleşmesini sağlama, hak, dayanışma ve sorumluğumuza sahip çıkma adına, bir çıkış noktası olarak “hicret felsefesi”nden ilham alma vesilesidir. “Üçü hariç hiçbir mescit için ziyaret amacıyla yola çıkılmaz: Mescid-i Harâm, benim bu mescidim ve Mescid-i Aksâ” buyuran Hz. Peygamberimiz'in (s.a.v.) bu sözünden hareketle bugün bizler, ümmet bilincinden hiçbir zaman silinmemiş olan ilk kıblemiz mübarek Mescid-i Aksâ’ya yönelmiş haldeyken vicdanlarımızda tüm o değerler tecessüm etmektedir.
ÜÇ MESCİT
Bu üç mescit arasındaki nebevî bağ, salt coğrafî bir sıralama değil, Müslümanların derinden hissettiği bir “kader birliği”dir. Onlar nezdinde Mekke, Medine ve Kudüs, mesafelerin eridiği ve ibadetin mesuliyetle bütünleştiği tek bir manevî iklime dönüşmüştür. Hac mevsimi dünyanın dört bir yanından milyonlarca insanın kalbinin Mekke-i Mükerreme’de atmasına sahne olurken, bu kalabalıkların sadece bir istatistik verisinden ibaret olmadığını biliyoruz. Tam tersine bu kalabalıklar, muazzam bir medeniyetin enerjisinin ve yüreklerin beraberce attığı bir yekvücut olma halinin ifadesidir. Bu da bizlere, ümmetimizin “şuurlu duruş” ve “ortak eylem” sergilediğinde ne denli büyük bir potansiyele sahip olduğunu, iki kıblemizden ilkinin ve mescitlerimizden üçüncüsünün, kalplerimizde kök saldığı gibi hayatımızda da mevcudiyetini halen muhafaza ettiğini göstermektedir.
İNSANI KUTSALLIKLA, TOPLUMLARI BİRBİRİYLE İRTİBATLANDIRMAK
İlginçtir, İslam tarihimizin korunup günümüze ulaşması, ilim, ticaret ve hac kervanları sayesinde mümkün olmuştur. O dönemlerde kervan, yalnızca bir ulaşım vasıtası değil, beraberinde taşıdığı insanlar, fikirler, bilgi ve tecrübelerle, İslam coğrafyasının en doğusunu Afrika’nın derinliklerine bağlayan bir medeniyet müessesesiydi. Kervanların güzergahları boyunca, yollar, tekkeler, zaviyeler, kütüphaneler, hanlar, hamamlar dahil, yolculuk esnasında insana hizmet sunacak ve menzile ulaşmayı mümkün kılacak yardım mekanizmaları boy göstermiştir. Zamanla bu mekanizmalar değişmiş, kervan yollarının yerini mesafeleri kısaltan modern ulaşım araçları almış, ancak verilen mesaj hep aynı kalmıştır: İnsanı kutsallıkla, toplumları da birbiriyle irtibatlandırmak.
Kur’ân-ı Kerîm’de hac ziyaretinin güç yetirme ile irtibatlandırılması câlib-i dikkattir. Nitekim, “Gitmeye gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır” buyurulmuştur. “Gitmeye” diye tercüme edilen ileyhi sebîlâ ibaresindeki “sebîl” (yol) kelimesi, hedefe ulaşmak için çaba harcama ve seyahatin meşakkatlerine katlanma ile irtibatlandırılmıştır. Günümüzde seyahat meşakkatlerinin çoğu artık ortadan kalkmış olsa da, “çaba harcama”nın değeri halen varlığını korumaktadır. Teknoloji pek çok hedefe ulaşmamızı kolaylaştırmış olabilir. Ancak Kudüs bizlere, bazı meşakkat türlerinin artık yollarda değil, maruz kalınan kısıtlamalara ve engellemelere rağmen ziyaretçilerin ve Kudüslülerin, sınamaları ve zorlukları göğüslemelerinde, oraya ulaşma ve orada bulunma konusundaki ısrarlarında olduğunu hatırlatmaktadır.
ÜMMET VİCDANININ MİHENK TAŞI
Kudüs, sadece bir mekânsal coğrafya değildir. O aynı zamanda İsrâ ve Miraç yolculuğunun manevî bir uzantısıdır; ümmet vicdanının mihenk taşıdır. Bugün kimliğini tahrif etme ve tarihine tek taraflı bir anlatıyı dayatma girişimiyle karşı karşıya bulunan Kudüs, esasen asırlarca din ve medeniyet mirasının tek bir dokuda buluştuğu insanî bir vaha olmuştur. Mescitlerden yükselen ezan sesleri ile kilise çanlarının birbirine karıştığı dar sokaklarıyla, halihazırda bile o, birlikte yaşamanın ve insanlığın ortak mirasının sembolü konumundadır.
Dolayısıyla Kudüs’ü savunmak, taş yapıları korumaya indirgenemez. Bu, insanın yaşam, onur ve kendi toprağında kalma hakkını; gelecek nesillerin bu şehri, sakinleri, mirası ve kültürel çeşitliliği ile birlikte devralma hakkını savunmayı da kapsamaktadır. Müslüman ve Hristiyan Kudüslülerin olmadığı bir Kudüs düşünülemez. Kudüs’e destek çıkmak, kutsal mekânların bakımını veya oradaki tarihi eserlerin restorasyonunu yapmaya indirgenemez. Bu, o şehirde hem bedenin, hem ruhun, hem aklın hep birlikte ihya edilmesi için hayata sahip çıkan ve oradakilere hayatlarını sürdürme imkanı sunan okulları, hastaneleri, kütüphaneleri ve sivil toplum kuruluşlarını desteklemeyi de içermelidir.
HAYIRLI ÜMMET DİNİ DEĞERLERİ EYLEME DÖNÜŞTÜRENDİR
Kudüs ile gönül köprüleri kurmak, bu şehrin sakinleriyle dayanışma içinde olmanın en gür ifadesidir. Bunu, yalnızlaş(tır)ma duvarını yıkmak ve İslam’ın bizlere -kardeşlik bağlarını güçlendirme ve mazlumun yardımına koşma şeklinde- öğrettiği o köklü dini değerleri fiilen hayata taşımak suretiyle başarabiliriz. Nitekim, “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a iman edersiniz” ayetinin içerdiği anlamlardan biri de değerlerin eyleme dönüştürülmesidir. Ümmetin hayırlılığı, sadece müntesiplerinin sayısıyla değil, bu sayıyı umut ve ortak dayanışma aşılayan bir ahlaki tavra, vicdani ve insani bir eyleme dönüştürme kabiliyetiyle ölçülür.
Bu nedenledir ki İslam, dayanışmayı soyut bir kavram olarak bırakmamış, ona amelî mekanizmalar ve kalıcı müesseselerle tahkim etmiştir. Zekat, servetin bir kısmını ihtiyaç sahiplerine yönlendiren toplumsal bir denge sistemiyken, vakıf müessesesi ise İslam tarihi boyunca infakı kurumsallaştıran, eğitim ve sosyal adaleti destekleyen, kutsal mekanların himayesini ve hayır işlerinin sürekliliğini sağlayan bir öncü model olmuştur.
ADALETE, HAYSİYETE, VEFAYA İNANANLARIN OMUZLARINDAKİ EMANET
Kudüs’te Müslümanların ve Hristiyanların kutsal mekanlarının hamiliğini bir imtiyaz değil, bir emanet ve sorumluluk telakki eden bir sülaleye mensup olmanın onuruyla, bu sorumluluğu hiçbir zaman ümmetin mesuliyetinin bir alternatifi gibi görmediğimizi, aksine onun bir tezahürü olarak algıladığımızı belirtmek isteriz. Kudüs, tüm ümmetin emaneti ve ortak mesuliyetidir. Hicret, bir silkiniş ve gereğini yapmak için ayağa kalkma, hac kafileleri ise birlik, dayanışma ve mukaddesatla bağ kurma anlamı taşımaktadır. Kudüs, bu kesintisiz yürüyüşteki müstesna yerini yeniden almayı günümüzde fazlasıyla hak ediyor. Kutsal mekanlar, hakla, onurla ve insanlığın ortak hafızasıyla ilintili olması hasebiyle, siyasetten daha büyük ve politik çalkantılardan daha muhkemdir. Hakkın daima üstün gelmesi ve asla mağlup düşmemesi misali Kudüs de adalete, haysiyet ve vefa değerlerine inananların omuzlarında bir emanet olarak kalacaktır. Kudüs, inandığımız şeyleri ümmetin vicdanındaki ve insanlığın sinesindeki yerine yaraşan bir eyleme dönüştürme kudretimiz açısından gerçek anlamda bir sınavdır.
Allah’tan, içinde bulunduğumuz bu hicrî yılı hayırlara ve bereketlere vesile kılmasını; bizleri ümmetin yararı ve insani mesajı için çalışan hayır ehlinden eylemesini; insanlığın huzuru ve onuruna yönelik gayretlerimizde bizleri muvaffak kılmasını niyaz ediyoruz.
Yüce Mevla’mızdan Kudüs’ü muhafaza buyurmasını; Müslümanıyla Hristiyanıyla bu mübarek şehrin kimliğini ve mesajını her gün canları pahasına koruyan Kudüslülerden bereketini esirgememesini diliyoruz. Mukaddes mekanlarıyla mübarek olduğu kadar, dik duruşlu sakinleri ve halkıyla da mübarek olan Kudüs, omuzlarımızda ve vicdanlarımızda değerli bir emanet olma niteliğini her devirde ve her daim muhafaza edecektir.
(Çev. Lütfullah Göktaş)
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.