Düşünce Günlüğü Nur içinde yat sevgili Nuri Bey

Nur içinde yat sevgili Nuri Bey

Rahmetli Nuri Gökalp Bey’in adını ilk defa hemşehrisi İbrahim Düzen’den duymuştum. Rahmetli İbrahim, öve öve bitiremiyordu Nuri Bey’i… Nuri Bey, o zamanlar keza rahmetli Turgut Özal’la birlikte çalışıyordu.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Nur içinde yat sevgili Nuri Bey
Nuri Gökalp

PROF. DR. İHSAN SÜREYYA SIRMA

Rahmetli Nuri Gökalp Bey’in adını ilk defa hemşehrisi İbrahim Düzen’den duymuştum. Rahmetli İbrahim, öve öve bitiremiyordu Nuri Bey’i… Nuri Bey, o zamanlar keza rahmetli Turgut Özal’la birlikte çalışıyordu.

Kader bizi Erzurum’dan İstanbul’a atınca, yeni arkadaşlar, yeni çevreler oluştu etrafımızda. Yeni arkadaşlar, ayrı dünyalar vardı İstanbul’da. Ve o zaman anladım, “Erzurum nire, İstanbul nire”nin ne olduğunu…

Cağaloğlu kitap dünyamızda, efsane bir isim dolaşıyor, bu ismi merak ediyordum: Urfalı efsane yayıncı Nihat Armağan…

Ve nihayet bir gün, çok sevdiğim ve Urfa Belediye Başkanlığı’ndan ve milletvekilliğinden tanıdığım dostum İbrahim Halil Çelik Bey İstanbul’a geldi.

Beyan Yayınları’nda bizi ziyaret ettikten sonra, ben ve Ali Kemal Bey’i, Nihat Armağan’ın da bulunacağı bir yere davet etti. Ali Kemal Temizer yayıncı olduğu için Nihat Armağan’ı tanıyor; bense tanımıyor, merak ediyordum.

Nihayet üçümüz, yani İbrahim Halil Çelik, Ali Kemal Temizer ve bendeniz, Fatih’te, dar bir merdivenle çıkılan bir evin birinci katında buluştuk. Mamafih evin bütünü zaten tek katlı küçük bir yerdi.

FATİH KAHVALTILARI

Uzun sedire oturduktan sonra, İbrahim Halil Çelik Bey baştan başlayarak bizleri tanıştırmaya başladı: Şanlıurfa eski Müftüsü Halil Hoca, Şanlıurfa eşrafından yayıncı Nihat Armağan, Malatya eşrafından Hulusi Yüksekdağ, keza Malatyalı Bayram Karaçor’la Ali Kemal Temizer ve nihayet ev sahibi Nuri Gökalp Bey…

Böylece kafamdaki isim envanterine, daha sonra sıkça görüşeceğim isimler girmişti ki, bunların başında ev sahibi Nuri Gökalp Bey geliyordu. Nitekim Nuri Bey’in bu “Fatih kahvaltıları” bir süre sonra gelenek hâline geldi ve her cuma orada toplanır olduk. Bazen katılanların sayısı fazlalaştığı gibi, yemekler de şekilleniyordu.

Bir gün oraya “Siirt perde pilavı”nı dahi götürdüğümü hatırlıyorum.

Samimiyet artınca, bu arkadaşlar ve isimlerini hatırlayamadığım başkalarıyla daha sık görüşüyor, muhabbet ediyorduk.

Derken, bizim mekân sahibimizde, yani rahmetli Nuri Bey’de “hocalık” ve “yazarlık” hevesi başladı. İşte bu hevesin neticesinde hem bazı üniversitelerde ders verdi, hem de kendi alanında çok başarılı kitaplar yazdı.

‘HOCA SAZENDE OLMUŞ’ DEMEZLER Mİ!

Bir toplantımızın sonunda Nuri Bey bana, Avrupa’nın bazı ülkelerinde işi olduğunu, benim de oralarda çevrem olması hasebiyle, mümkünse kendisine eşlik etmemi söyledi. Ben de, Nuri Bey’in bu teklifini kabul ederek kendisine, “kalacağımız yerler” konusunda benim karar vereceğim şartını

ileri sürdüm; o da kabul etti.

Nuri Bey’le Danimarka’ya gitmeyi kararlaştırınca, Kopenhag’da bulunan arkadaşlarımdan Ahmet Deniz Bey’i aradım ve bir arkadaşımla birlikte Danimarka’ya geleceğimi, kendisine bir şey lazım olup olmadığını sordum. O da kibarca bir şeye ihtiyaç duymadığını, bizi beklediğini söyledi. Ahmet, Urfalı ve de güzel saz çalan birisi olduğu için, “Ahmet, sazının telleri de mi eskimedi?” deyince, Ahmet, “Hocam sazımın telleri değil, kendisi eskidi, çalmaz oldu; zahmet olmazsa bana bir saz getir, parasını vereyim” demez mi! Tamam dedim ve sazı almaya karar verdim. Karar verdim amma, ben sazdan anlamam ki! Derken, bir ara program yaptığım “Marmara FM” aklıma geldi ve oradan Doğan Öztürk’ü arayarak maruzatımı arz ettim.

Doğan da güzel bir saz alıp, İstanbul/Fatih’teki Kadınlar Pazarı’na getirdi.

Doğan sazı getirdi amma, ben bu sazı nasıl taşıyıp eve götüreceğim? “İhsan Hoca, hocalığı bırakıp, sazende olmuş” demezler mi? Hemen durumu rahmetli Nuri Bey’e bildirdim.

Nuri Bey, “merak etme, ben sazı taşırım” deyince, Erzurumlunun dediği gibi, “çendume celdum”…

Nuri Bey’den bu cevabı alınca, hemen bir taksi durdurup, sazı kamufle ederek arabaya bindim ve eve gittim. Evdekiler sazı görünce, “Ne o, meslek mi değiştirdin?” diye sorunca, “Sonra anlatırım” deyip geçiştirdim; ertesi gün de, Nuri Bey’le birlikte Kopenhag’a uçtuk.

Bizi hava alanından alan Ahmet, kalacağımız yere götürdü ki, orada yirmiye yakın insan çiğ köfte yapmış, bizi bekliyorlarmış. Çiğ köfteden sonra, götürdüğümüz sazı eline alan Ahmet, senelerdir görmediği bir çocuğuna kavuşmuş gibi sazın akordunu yapıyor, usul usul tellerine vuruyordu. Urfalı olduğu için de, hem çalıyor, hem de söylüyordu. Oradakiler arasında öyle birisi vardı ki, benim de, Nuri Bey’in de dikkatini çekti. Fiziği, Doğulu birisinden ziyade, Avrupalı bir fiziğe sahipti. Buna rağmen bizimkiler gibi Türkçe konuşuyor, Ahmet’in çaldığı saza Türkçe türkülerle eşlik ediyordu. Neden sonradır ki, o güzel insanın Danimarkalı bir “mühtedi” olduğunu öğrendik. Ben o güzel insanın adını unuttuğum hâlde, rahmetli Nuri Bey unutmuyordu.

Ertesi gün Nuri Bey’le İsveç’e; iki gün sonra da Almanya’nın Hamburg şehrine gittik. Bizi oradaki Milli Görüş Başkanı Ramazan Uçar karşıladı. Ramazan, benim çiğ köfte yaptığımı bildiği için, hazırlık yapmış, çiğ köfteyi ve ardından keza bana yaptıracağı “peynir helvası”nı yemek için sabırsızlanıyordu.

EMRİVAKİME KIZMADI, MEMNUN KALDI

Ertesi gün cuma olduğu için camiye gittik. Normalde hutbe öncesi vaazı bana yaptıracaklardı. Fakat ben Nuri Bey’i salık verdim ve emrivaki karşısında kalan Nuri Bey, çarnaçar, kürsüye çıktı. Neticede o da bir üniversite hocasıydı.

Nuri Bey’in vaazından sonra cuma namazı kılındı ve öğle yemeği için kantine geçtik. Rahmetli

Nuri Bey, bu şekilde emrivaki karşısında bırakıldığından dolayı kızmak bir yana, memnun bile kaldı. Allah rahmet eylesin!

Nuri Bey’le olan maceralarımız çoktur. Fakat rahmetlinin bütün maceralarını anlatacak değilim. Bir tanesini daha anlatıp, yazıma son vermek istiyorum:

Viyana’da bulunduğum sıralarda, gerek Türkiye’den, gerekse başka yerlerden, öğrencilerimize konferans vermek üzere hocaları davet ediyorduk.

Bir defasında da Nuri Bey’i Viyana’ya davet ettik.

Rahmetli Nuri Bey, hem Wonder’deki üniversiteli öğrencilerimize, hem de Viyana İslâm Enstitüsü’nde konferanslar verdi.

Konferanslar dışında, Nuri Bey’i, Viyana başta olmak üzere Avusturya’nın birçok bölgesine götürdük. Böylece hem orada yaşayan vatandaşlarımız, hem de üniversiteli öğrencilerimiz, rahmetlinin konferanslarından istifade ettiler.

Yurda dönüp Siirt İlâhiyat Fakültesi Dekanı olunca, tekrar Nuri Bey’i konferans vermek üzere Siirt’e davet ettik ve öğrenciler, onun geniş tecrübe ve bilgilerinden yararlandılar.

Fakat kader grafiği insanın istediği gibi oluşmuyor. Bazı konferanslar ve fuarlara katılmak için Anadolu’dayken, sevgili Nuri kardeşimizin vefatını öğrendim; fakat cenazesine yetişemedim.

Nur içinde yat sevgili kardeşim Nuri Bey! İnşallah benim üzerimdeki haklarını bağışlarsın, ümidiyle sana Allah’tan rahmet diliyorum. Geride bıraktıklarına da sabr-ı cemil diliyorum…

Nur içinde yat sevgili kardeşim Nuri Bey…

Dr. Nuri Gökalp Hakk’a yürüdü
GÜNDEM
Dr. Nuri Gökalp Hakk’a yürüdü

Gökalp’e son görev
GÜNDEM
Gökalp’e son görev

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.