Haldun Dormen 'Bir Kış Masalı' adlı müzikalini, Diyarbakır'da şehir tiyatrosu oyuncularıyla 'Çirokek Zivistane' adıyla Kürtçe olarak sahneye koyacak. 'Siyasetten anlamam, tek düşüm barış içinde yaşamak' diyen büyük usta, İstanbul'dan Diyarbakır'a kurduğu müzikli köprüden barış için bir taş atacak
Sevgili Haldun Dormen'le Diyarbakır'a uzattığı bu dostluk elini konuşmak için buluştuk. Onu oyunlarında izlemiştim ama ilk kez bu kadar yakından görüyorum. Sanatçıların yaşı olmaz derler. Bunu beylik bir laf sanmayın. Bu gerçekten böyle. Onunla tanıştıktan ve konuştuktan sonra buna bütün kalbimle bir kez daha inandım. 80'li yaşlarını süren, sadece yaş almış ama yaşlanmamış bir delikanlı var karşımda. O temposunu ve yaptığı işleri anlatırken ben yoruluyorum. O kadar yoğun… Üstelik bu şehirlerarası bir yoğunluk… Önce Diyarbakır'daki oyun var. Hem de Kürtçe. Ekstra bir performans demek yani. Sonra aynı oyunu Eskişehir'de sahneleyecek. İstanbul'da Tiyatro Kedi bünyesinde sahnelenen Kibarlık Budalası ve Pazar Günkü Cinayet adlı oyunlarda oyuncu olarak sahneye çıkıyor. Arada bir sürü başka işler, toplantılar vesaire… Haldun Bey'le aynı yıl doğan babam geliyor aklıma birden. Dizlerinde battaniyesi, koltuktaki yerini değiştirirken bile sızlanan babacığım… Her yarattıkları karakterle yaşadıkları ruh göçü mü, yoksa sahneye koydukları her oyunda yaşadıkları heyecan mı onları bu denli diri tutuyor, bilmiyorum. En sonunda bunun Yaradan'ın işi olduğuna karar veriyorum. Bütün bunlar aklımdan bir çırpıda gelip geçerken röportaj başlıyor. O bize sahneye koyacağı Kürtçe oyunu anlatıyor, biz büyük bir tiyatro ustasından barış ve kardeşliğin sesini duyuyoruz.
Aslında bu proje 'Bir kış öyküsü' olarak başlamadı. Diyarbakır projesi başladığı zaman bana, 'Kürtçe bir oyun sahneye koyar mısın?' dediler. Ben de 'Koyamam, çünkü ben Kürtçe bilmiyorum' dedim. Ne kadar çevrilse de, ben oyunu bilmeden yanlış bir şey yaparım, kaş yapalım derken göz çıkartırız diye korktum. Onun için de Türkçe bir oyun sahneye koymayı önerdim. Çünkü o zaman Kürtçeye çevrilse de, ben oyunun aslını bildiğim için, kendime güvenebilirdim. Sonuçta bu mu şu mu derken, 'Niye senin bir oyununu oynamıyoruz?' dediler. Cevat Fehmi Başkut'un 'Buzlar Çözülmeden' adlı oyunundan uyarladığım 'Bir Kış Öyküsü' adlı bir müzikalim vardı. Bundan 6-7 yıl önce Yayla Sanat Merkezi'nde Selçuk Yöntem, Emre Altuğ, Perihan Savaş, Bülent Kayabaş gibi çok müthiş bir kadro oynadı ve çok büyük bir başarı kazandı. Maalesef İstanbul'a getiremedik. Çünkü çok pahalı bir oyundu. Orada 50-60 temsil oynadı ve bitti. Onu yapmak isteyince benim çok hoşuma gitti.
Benim iki eski asistanım bir prodüksiyon şirketi kurdu. Bu iki tane genç prodüktörün aklına gelmiş bir proje. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları da bunu büyük bir mutlulukla kabul etmiş. Hemen uçtuk gittik Diyarbakır'a. Bizi çok güzel karşıladılar. Orada konuştuk. Sonra döndük. Biraz kadroyu göreyim diye tekrar gittik. Şimdi bu haftada başlayacağım inşallah.
Yok. Hiç tereddüt etmedim. Neden etmedim… Bizim Dormen Tiyatrosu'nda, benim çok sevdiğim İngiliz bir yönetmen arkadaşım, 'Hangisi Karısı' oyununu sahneye koymuştu. Bizim büyük başarılarımızdan bir tanesi. Türkçe bilmiyordu o da. Ama adam ama çok iyi bir çevirmendi. Oyunun İngilizcesini çok iyi biliyordu. Bu bana cesaret verdi.
Anladığım kadarıyla sanatsal yönden bir kaygı yaşamadınız. Peki, siyasal anlamda… Kürtçe bir oyun sahneye koymak üstelik açılımın çokça tartışıldığı günlerde… Kariyeriniz için risk olabileceğini düşündünüz mü hiç?
Yok, o açıdan da hiç tereddüt yaşamadım. Benim açılımla kapalımla bir ilgim yok. Açılım sürecine denk gelmesi de tamamen bir tesadüf. Ama şöyle bir şey var tabi. Ben artık kardeşlik içinde yaşamanın elzem olduğuna, bu tatsızlıkların bitmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü Ben Kürdüm sen Türksün diye bir ayrım yapmamız mümkün değil ki. Herkesin geçmişinde, geleceğinde, yakınında bir Kürt veyahut bir Türk var. Zaten ben ırkçılığa çok karşıyım. 50'li yıllarda Amerika'da beş sene yaşadım. O yıllarda siyahlara karşı felaket bir ırkçılık vardı. Şimdi orada, o yıllarda yaşamış bir adam olarak bugüne baktığımda, Obama'nın başkan seçilmesi bana mucize gibi geliyor. Demek ki her şey değişebiliyor. Onun için ırkçılığa karşıyım. Bizdeki sorunlar zaten hep sonradan oldu. Ben siyasetten falan anlamam. Anlamak da istemem. Ayrıca mesleğimi siyasete alet etmeyi de hiç istemem. Ama inandığım bazı şeyler var. İnandığım şeylerden bir tanesi insanların barış içinde hoşgörü içinde, dostluk içinde yaşamaları. Ben barış için yaşamak isteyen bir insanım. Başka hiçbir düşüm yok.
Genelde hep alkış geldi. Ben internetçi değilim. Fakat asistanlarım internette çok güzel yorumlar olduğunu söylüyorlar. Sadece bir iki tane olumsuz görüş varmış. Bunlar dışındaki tepkiler hep olumlu.
Yok, ben Diyarbakır'a birçok turne yaptım. 15. gidişim falan olacak.
60'lı yıllardan beri gidiyorum Diyarbakır'a. Bu defa çok gelişmiş buldum kenti. Çok güzel oteller, çok güzel lokantalar… Caddeler bir harika… Geniş geniş caddeler yapmışlar. Yani medeni bir şehirde olduğunuzu hissediyorsunuz.
Evet. Ben oradaki oyuncuların birkaç provasını izledim. Kanadalı bir yönetmenle bir oyun sahneye koyuyorlardı. Oyuncuların hepsine şöyle bir baktım. Kendi kendime 'bu bunu oynayabilir, bu şunu oynayabilir' diye bir rol dağılımı bile yaptım kafamda. Ama tabi daha okutacağım. Şehir tiyatrosu oyuncuları hem Kürtçe, hem Türkçe oyun oynuyorlar. Mesela bazıları Kürtçe bilmiyor. Ama onları da oynatacağız. Onlara küçük roller vereceğiz herhalde. Tabi ben onların ne konuştuklarını anlamayacağım, ama asistanım söyleyecek.
Kendime göre bir sistem uygulayacağım. Önce üç gün Türkçe okutacağım oyunculara. Kürtçeye sonra geçeceğiz. Böylece hem onlar benim duygularımı bilecek, hem de ben onların duygularını ve okurken neler hissettiklerini bileceğim.
Yeterliden fazla. Sahne çok derin değil, yükseklik yok. Ama buradaki normal bir şehir tiyatrosuna göre iyi bir sahne olduğunu söyleyebilirim.
Valla 29 Şubat'a kadar olsun istiyoruz. Çünkü ondan sonra Eskişehir başlıyor. Aynı oyunu Eskişehir Şehir Tiyatrosu'nda sahneye koyacağım Mart ayında.
Ben Diyarbakır'da bir devlet tiyatrosu olduğunu biliyordum, ama kaç yıldır gösteri yapan bir şehir tiyatrosunun varlığından haberim bile yoktu. Gayet mütevazı bir şehir tiyatrosu. Bu yüzden de oyun ses getirsin istiyorum. Sanırım onlar da bunu istiyor. Buradan gelmek isteyen çok insan var. Sezen Aksu geleceğim diye söz verdi örneğin.
Çok daha evvel yapılması gereken şeyler yapılmadı. Eğitim gibi örneğin. Orası hep ihmal edildi. Yokmuş gibi davranıldı. Bu sonucun beklenmesi gerekiyordu. Açılımı falan bilmem ama ben kendi hesabıma bu yolda barış için bir taş atmak istiyorum.
60 ihtilali sonrasında bir Anadolu kasabasına atanan yeni kaymakam, kar yolları kapattığı için bir türlü kasabaya ulaşamamaktadır. Kasaba halkı heyecanla ve umutla yeni kaymakamı beklerken, nihayet kasabaya ulaşan iki kişi mutlulukla karşılanır. Deli Çavuş, onları kasaba yakınlarında karşılayıp, kaptığı gibi kaymakamlık binasına getirir. Yeni kaymakam ve yardımcısını herkes çok sever, onlar da yeni işlerine alışıp bir an önce icraata geçerler. Köydeki tüm yolsuzluklar yeni kaymakamın kanun ve kuralları ile aklanmaya başlar. Ancak ufak bir problem vardır... Bu iki mükemmel insan aslında tımarhaneden kaçan iki delidir... Yollar açılıp gerçek kaymakam kasabaya ulaşınca işler tamamen karışacaktır…






