Hayrettin Karaman: Köşe yazarlığımın yaşıtı Yeni Şafak

Hayrettin Karaman
12:143/05/2019, Cuma
G: 3/05/2019, Cuma
Yeni Şafak
Hayrettin Karaman
Hayrettin Karaman

28 Şubat’ın etkisi ve getirdiği vesayet kurum ve kuralları uzun zaman ülkemizin siyaset kurumuna da hâkim oldu. Gazetemiz uygun bir üslup ve biçimde daima vesayete karşı çıktı, insan hak ve hürriyetleri çerçevesinde Müslüman halkımızın hak ve hürriyetlerini savundu, zalime karşı, mazlumun yanında olmaya devam etti.

1995 yılı Temmuz ayı olmalı, bu ayda Ensar Vakfı’nın geleneksel pikniği yapılır. Bursa’da, Osmanlı’nın kuruluş aşamasında yaylak olarak kullandığı Koca Yayla’da piknik yapılıyordu ve biz de orada idik.

Toplantıya katılanlar arasında Ensar Vakfı Başkanı merhum Ahmed Şişman, bu gazetenin ilk patronları Kış ailesinden temsilciler ile Ensar çevresinden birkaç dost “özel bir konuyu görüşmek üzere” beni bir köşeye davet ettiler, ben de, “Hem yürüyüş yapalım hem de konuşalım” dedim.

İmam-Hatip camiasının davası vardı ve bu dava bir günlük yayın organına ihtiyaç duyuyordu. Adı ‘Şafak’ olan ve sıkıntıya girmiş bulunan bir gazetenin mutfağının iyi olduğunu ve onu satın alıp “Yeni Şafak” adıyla çıkarırsak maksadın hâsıl olacağını söylediler. Ben de uygun buldum.

“Ama bir şartımız var” dediler.

“Nedir?” deyince, “Sen de köşe yazısı yazacaksın, aksi halde bu iş olmaz” diye cevap verdiler. Çârnâçâr kabul ettim ve “Haftada bir yazı yazarım” dedim.

Bizim içinde bulunduğumuz İmam-Hatip camiasının davası din ve medeniyet olarak İslâm’ın ihyası ve bunalmış dünyaya bir can simidi gibi takdim edilmesi idi.

Gazetenin satın alınmasına ecdadın tarihi bir mekânında ve yürüyüş halinde karar vermiştik; aradan bunca yıl geçti, ülkede ve dünyada büyük hadiseler ve değişim yaşandı ama gazetemiz hamdolsun, şükrolsun yürüyor, medeniyet anlayışı olarak da ecdada-tarihimize sırtını dayamış bulunuyor.

1997 yılına geldiğimizde 28 Şubat darbesi bir kâbus gibi ülkenin başına çöktü ve tabii Ensar Vakfı’nın faaliyetlerini durdurduğu gibi gazetemizi de baskı altına almaya çalıştı.

Başta, idareciler ve yazarlar olarak gazetede sıkça toplanıyor, müzakere ve danışmalar yapıyorduk. İyi hatırlıyorum, 28 Şubat darbesinden sonra yaptığımız ilk toplantıda gazetenin mevcut şartlarda yayın politikasını ve söylem tarzını konuştuk, şu kararı aldık: Bugüne kadar davamızı konu ve kavramların öz adlarını kullanarak ortaya koyuyorduk, şimdi bir süre söylem ve üslubu değiştirelim, demokrasi ve insan hakları söylem ve imkânlarını kullanarak davamıza imkân ve mekân açmayı hedefleyelim.

Bu karara uygun olarak mesela Sayın Mehmet Barlas gibi askeri darbeye, diktaya ve baskıya karşı olan demokrat ve liberal bazı yazarları da gazetemize aldık (onların bir kısmı darbe baskısıyla eskiden yazdıkları gazetelerden ayrılmışlardı).

28 Şubat’ın etkisi ve getirdiği vesayet kurum ve kuralları uzun zaman ülkemizin siyaset kurumuna da hâkim oldu. Gazetemiz uygun bir üslup ve biçimde daima vesayete karşı çıktı, insan hak ve hürriyetleri çerçevesinde Müslüman halkımızın hak ve hürriyetlerini savundu, zalime karşı, mazlumun yanında olmaya devam etti.

2002’den itibaren siyaset sahnesinde AK Parti’nin şahsında vesayetlere karşı mücadele sürerken gazetemiz bu mücadeleyi destekledi.

Gazete yazar kadrosuna geniş hareket alanı bıraktı, ifrat ve tefritte ısrar etmedikçe fikir ve kanaat özgürlüğüne saygı gösterdi.

Hatıra içinde bir hatıra:

Bugün gazetemizde yazmayan birkaç dava arkadaşımız bir ara bana gelip şu şikâyette bulundular: “Bu gazetenin manşetinde ve yayın politikasında sonradan gelen bazı liberal yazarlar hâkim hale geldiler, bizimle danışan konuşan kimse yok”.

Bunun üzerine, bugün gazetenin sahipliğini elinde bulunduran zat, bazı ilgililer ve o şikâyetçi arkadaşlarla bir kahvaltıda buluştuk. Ortaya çıkan gerçek/sonuç şu oldu: Şikâyetçi arkadaşlar gazeteye ya uğramıyor veya ara sıra uğruyorlar, diğer yazar arkadaşlar her gün gazeteye geliyor, olaylar ve haberleri takip ediyorlar, gazeteyi yöneten, manşeti belirleyen, sayfaları düzenleyen kişiler de gerektiğinde istişare edecek kimse olarak onları buluyorlar. Yoksa gazetenin patronu olsun yöneticileri olsun bir grubu diğerine tercih etmiyor, böyle bir davranış şöyle dursun ima ve işarette bile bulunmuyorlar.

Yıllar geldi geçti, ben de bu arada “gazeteci yazar H. K.” oldum, altmış yıl İslâmî ilimler okudum ve okuttum, ama belli çevrelerde onunla değil, “Yeni Şafak Gazetesi yazarlarından filan” diye anılıyorum. Bu halden de gazeteden de bir şikâyetim yok. Başladığımız noktadaki iman, dava ve hedefte de bir sapma söz konusu değil. Yaşlandım ve rahatsızlandım, Allah izin verirse 25 yılı (bu yılsonunda) tamamlayınca köşe yazarlığına veda edeceğim. Ama sevgili gazetemi bırakmış olmamak için belki haftada bir gün “sorulara cevap” köşesinde yazabilirim.

İslâm dünyasına uyanış ve diriliş, ülkeme sulh ve selâmet, gazetemize Hakk’a hizmet yolunda başarılar niyazı ile “Nice çeyrek asırlara!” diyorum.

#Yeni Şafak 25. yıl
#Hayrettin Karaman