Murat Ülker teknoloji devlerinin stratejilerini anlattı: Yapay zeka yarışında tek bir kazanan yok

12:08, 26/07/2026, PazarG: Güncelleme: 12:20, 26/07/2026, Pazar
Yeni Şafak
Murat Ülker teknoloji devlerinin stratejilerini anlattı: Yapay zeka yarışında tek bir kazanan yok
Murat Ülker'in ABD’deki Silikon Vadisi ziyareti.

Murat Ülker, Silikon Vadisi’ndeki teknoloji devlerine yaptığı GOYA'yı (Gez, oturma yerinde artık) kaleme aldı. Microsoft’tan Apple’a, Google’dan Meta ve Samsung’a kadar teknoloji şirketlerinin yapay zeka stratejilerini mercek altına alan Ülker, geleceğin yalnızca yapay zekayı kullanan değil, yapay zeka ajanlarını iş gücünün bir parçası haline getiren şirketlerin dünyası olacağına dikkat çekti.

Murat Ülker, ABD’deki Silikon Vadisi ziyaretinde teknoloji devlerinin yapay zeka çalışmalarını yerinde inceleyerek dikkat çeken gözlemlerini paylaştı.

Murat Ülker'in
'Batı yakası goyası yapay zekada küresel teknoloji şirketleri'
başlıklı yazısı şu şekilde;

Microsoft, Meta, OpenAI, Anthropic, Google/Alphabet, Samsung Electronics ve Apple

Dünya Kupası maçları için Batı Yakası’ında bulunduğum hafta Silikon Vadisi’ni de goyaladım. Gözlemlerimi ve yeni çıkmış iki kitaba dayanarak yazdığım son iki yazımı sizlerle paylaştım.
https://muratulker.com/yapay-zeka/

44 yıl sonra Stanford Üniversitesine ve vadideki şirketlere uğradım, görüşmeler yaptım. Zira neredeyse hepsinin büyük müşterisiyiz. Şimdi size önce şirket goyalarından subjektif gözlemlerimi aktaracağım. Sonra da başlıca şirketler hakkında kategori, piyasa ve risk açısından analizler vereceğim.

Kısaca söylersek: Yapay zeka yarışında tek bir kazanan yok. Microsoft ve Alphabet en dengeli halka açık stratejik pozisyonlara sahip; OpenAI ve Anthropic en güçlü spesifik büyüme hikayelerini sunuyor; Meta reklam verimliliği, Samsung altyapı donanımı, Apple ise ekosistem ve cihaz sadakati üzerinden değer yaratıyor.

SUBJEKTİF GÖZLEMLERİM
Önce Stanford Üniversitesi’nde:

Tam 44 yıl önce bir taksiye binip gitmiştim; cadde kenarında özelliği olmayan bir bina idi. İçeride profesör filanla görüştük, yaşlıydı yani bugünkü ben yaşlarda… Zaten beni oraya götüren Mark, babamın arkadaşı, o da seksenini aşmıştı. Benim merakım satışta kullanılabilecek el terminallerine idi. Bizim güçlü kasımız direk dağıtım yapıyor olmamızdı. O vakit bile binlerce araçla bakkallara doğrudan mal dağıtıyorduk. Plasiyerlerin hesabı için dijital bir sistem gerekliydi. Böyle bir sistemi Los Angeles’da staj yaptığım Continental Baking firmasında görmüştüm. El terminalleri ile her gün, her noktaya yapılan satışlar kaydediliyor; her akşam onlarca fabrikadan New York’taki bir sisteme yükleniyor ve konsolide ediliyordu. Hatta CEO’nun maaş+primi bile buna göre hesaplanıyordu. Bugün biz de yıllardır, doğrudan dağıtım yaptığımız tüm ülkelerde bu sistemlerin çok gelişmişlerini kullanıyoruz.

Neyse biz Stanford’a dönelim. O profesör, köhne bir ahşap dolabın içinden bir kutu ve ekran çıkarıp birbirinin üzerine koydu ve fişe taktı. Bizim o vakit İstanbul’da kullandığımız IBM System 32 benzeri tek bir satır göründü ekranda, alıştığımız o fosforlu yeşil renkte; çalışıyordu işte: “Bu IBM’in personal computer’ı, yeni icat edildi.” dedi profesör ve tekrar dolaba kaldırdı. Bu benim sorumun cevabıydı. İşte laptoplara (dizüstü bilgisayar), tabletlere ve nihayet akıllı telefonlara giden yolun başlarındaydık.

44 yılda Stanford ne kadar büyümüş, muazzam… Bizi gezdiren Türk arkadaşlar Robot ve yapay zeka çalışıyorlar. Tüm lablar uygulamalı, inovasyon görünür halde…

İşin ilginci pazar günü bile lablar, birçok bina açık, kampüse giriş çıkış serbest; her labın girişinde ulaştıkları seviyeyi anlatan bilgilendirici vidyolar ve başarılarının kanıtı prototipler sergileniyor. 7 kişilik ciple geldiğimiz kampüsten bir waymo yani kendini kullanan akıllı oto ile ayrıldık. Galiba kapısı yoktu üniversitenin, ne kimlik soran var, ne dur diyen…

Kıyasen hatırladım, 90’lı yıllarda İTÜ’de gemi inşa laboratuvarında deneyler yapıyordum. Bir gün kendi kullandığım arabada mühendis arkadaşlarımla nizamiyeden girerken bekçi bizi durdurdu hatta kafasını camdan içeri sokup içeri baktı; ben: “ne istiyorsun, ne arıyorsun” deyince: “başörtülü var mı bakıyorum, yasak” demişti. Ben cevaben: “benim başım örtülü” deyince bön bön bakmıştı. Hala hatrıma gelince acı acı gülümserim hali pür melalimize… Dün haberlerde gördüm, bir üniversitenin rektörü mezunların okula girişini yasaklamış, bir diğer haberde ise birinin giriş kartı iptal edilmiş.

Üniversitenin kitapçı dükkanında kendilerinin yazdırdığı veya bastığı yani kendi yayınları var. Ben hemen taşıyabileceğim kadar kitap aldım.

Plug n Play

Goyamıza bu efsanevi şirketi ziyaretle başladık. Sahibi Saeed Amidi, kendisi farisidir, devrimde mallarına el konulunca gelmiş buralara ve İran halısı satmaya başlamış. Sonra gayrimenkul işine girmiş, hatta bizim yapsatçılık dediğimiz düzeni kurmuş. O günün start-up dediğimiz şirketlerine ofis kiralamış. Kötü komşu insanı mal sahibi yapar misali, kirayı ödeyemeyen start-up’lardan hisse alarak ortak olmuş. Neticede bir ekosistem kurmuş. 15 yıldır yatırım yaptığı otuzu aşkın unicorn var. Kurumsal, global üreticiler vb abone olmuş, onlardan yıllık 120 milyon dolar alıyor. Masrafları düşünce net 20 milyon dolar kazanıyor. Oğlu İspanya’ya yerleşmiş, Avrupa’da benzer şekilde çalışıyormuş. Ama Saeed bey torununu görememekten müşteki!

Şişe su vb sahici işleri de varmış, yılda 20m kazanıyorum, dedi. Bidayette yani başlangıçta ilk perakende kategorisinde start-up aramış ve öyle büyümüş, uzun vadeli yatırımcı. Plug n Play en çok 100 bin dolar yatırıyor ve devam ediyor. Yanında iyi bir ekip var; oğlu ve Ali Rıza gibi kıdemli yöneticileri var. Ali Rıza “şortlu, zibidi adamlara ve zengin ortaklara yatırım yapmıyorum” dedi. Yılda 250 değişik firmaya yatırım yapıyorlar. Apple, Wallmart gibi kurumsallara “exit” yaptıkları “stratejik” işler var; bir diğeri Alman otomotiv firmaları için elektrikli oto komponent start-up’ları aramışlar.

Yılda iki summit yapıyor. İlki kasımda, yüzlerce start-up gelip kendini anlatıyor.

Google Goya

Bize yapay zeka uygulamalarını gösterdiler. Ama benim yakın arkadaşım Murphy de bizimle beraberdi. Neyse olan bitene rağmen biz tatmin olduk. Yapay zeka neredeyse her şeye adapte ediliyor. Çeşitli uygulamaların gösterildiği demo alanında bir köşede dünya kupasına istinaden penaltı atmak için bir kale kurmuşlar. Yerleştirilmiş kameralar ile yapay zeka hemen sizin vuruşunuzu analiz ediyor. Ben çok hamlaşmışım.

Perakende ve üretim için uçtan uca dil dahil çözüm var. B2B çalışmak istiyorlar. Herkes yapay zeka ile bir nevi onun işine tebelleş olunca...

Perakende de AI Agent yani yapay zeka ajanı olarak çalışıyor; çeşitli uygulamaları gördük.

OTONOM OTOMOBİL

Google, tek başına faaliyet gösteren bir şirkettir; fakat Alphabet Inc. adlı holding şirketinin en büyük iştirakidir. Google, Alphabet Inc.’in en büyük iştirakidir; ancak Alphabet yalnızca Google’dan ibaret değildir. Google çatısı altında Arama (Search), YouTube, Android, Chrome, Gmail, Maps, Google Cloud ve Google Play gibi milyarlarca kullanıcıya ulaşan hizmetler bulunurken, Alphabet ayrıca Waymo (otonom araçlar), Verily (yaşam bilimleri), DeepMind (yapay zekâ), Wing (drone teslimatı) ve “Other Bets” kapsamındaki yenilikçi girişimleri de bünyesinde barındırır. Bu nedenle Alphabet, yalnızca bir arama motoru şirketi değil; yapay zekâ, bulut, otonom ulaşım ve sağlık teknolojilerine yatırım yapan çok yönlü bir teknoloji holdingidir.

Google’dan bahsederken Waymo, otonom araçlardan bahsetmeden olmaz, hele San Francisco’da iseniz.

Otonom demek ihtiyacını duyuyoruz, çünkü otomobil kelimesinin ilk iki hecesindeki oto tarifi yeterli olmuyor kendini süren otomobillere. Şoför koltuğunda oturuyor ve hiç dokunmuyorsun. Plug n Play’in sahibi Saeed Amidi beyin Tesla marka arabası ile Çello kebapçıya gittik. Seninki sarı ışıkta geçti ve kırmızıda ulaştı. Sonra uyanıklık yapıp solda bekledi ve yol müsait olunca diğer otoparkın içinden geçip, lokantanın otoparkına vardı. Bunun için haritada isimsiz bir sokak yazan yola girdi. Takdir ettim.

Zoox araç

Dizaynı bir mobo gibi, sürücü koltuğu, ön panel direksiyon yok. Hala deneme sürüşlerinde, sınırlı oto var, onçin bekleme listesi var, binemedik.

Sürücüsüz Araç

Waymo çağırdık. Jaguar marka dört kapı sedan aracın sürücü koltuğu boş ama kimse oturamıyor. Genelde kurallara %100 uyuyor. Bazen sağdan bastırıp gidiyor. Ama bir kavşakta sağdan gelenlere yol verdi. Bizim arkadaş kendini yola attı. Waymo durdu. Kalkarken tekrar geriye yürüdü, yine durdu bekledi. Ama bizim yaya arkadaş yolda bekleyince, Waymo da etrafından dolaştı, geçti gitti.

Otonom araç teknolojisi yapay zeka ve quantum bilgisayarlarla desteklendiğinde nereye evrilecek bilemiyoruz. Fakat artık hayatımızda ve geleceğimizde de bir şekilde var olacak.

Benim tercihim ise 40 ila 50 yıllık yani benim gençliğimin otomobilleri; hafif küf, lastik hatta benzin kokan, gaza basınca homurdanan ve sizin sırtınızı koltuğa yapıştıran, patinaj çeken, virajlarda lastikleri öttürdüğünüz, kıç atan, s çizen, frene basınca duran, tabiri caizse asfalt ağlatan, artık antika sayılan arabalar. Hani kısaca söyleyecek olursak benim sürüp götürdüğüm otomobiller, beni götürenler değil!

Microsoft goya

Hani şu garajda kurulan start-up; bence IBM’den bayrağı devralıp, WINDOWS’u icat eden ve sonra Apple’ın kendisine rakip olmasını kabullenen büyük şirket!

Önce biraz dedikodu, “zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış” derler. Ben de zenginim, elhamdülillah ama o kadar değil!

Mesela Steve Ballmer ile görüşürdük bir zamanlar, iyi satıcı idi. Artık Microsoft’ta aktif bir yönetici değil.

Steve Ballmer’in mali geçmişine bir göz atarsak:

1980’de Microsoft’a 30. çalışan olarak katıldı. 2000’de Bill Gates’ten CEO görevini devraldı. Şubat 2014’te CEO’luktan ayrıldı yerine Satya Nadella geçti. Ağustos 2014’te Microsoft yönetim kurulundan da ayrıldı.

Bugün ise Los Angeles Clippers’ın sahibidir. Microsoft’un en büyük bireysel hissedarlarından biri olmaya devam ediyor ancak şirketin günlük yönetiminde veya yönetim kurulunda görev almıyor.

Microsoft’un CEO’ları sırasıyla: Bill Gates (1975–2000); Steve Ballmer (2000–2014); Satya Nadella (2014–günümüz).

Kurucumuz, hani şu “garaj çocuğu” Bill Gates, Warren Buffet’in sözüne uyarak Microsoft hisselerini satmış ve daha yaygın risksiz bir portföy oluşturmuş diyorlar; böylece çok para kaybetmiş değil mi, diye sordum yapay zekaya; dedi ki: ”bu anlatının bir kısmı doğru, bir kısmı ise abartılıyor”.

Şöyle söylense doğru olur: Bill Gates, zaman içinde Microsoft hisselerinin önemli bir bölümünü sattı ve servetini Cascade Investment aracılığıyla çok daha çeşitlendirilmiş bir portföye yönlendirdi. Warren Buffett ile yakın dostluğu, Buffett’ın çeşitlendirme ve sermaye koruma felsefesi üzerinde etkili oldu. Ayrıca Gates, milyarlarca dolarlık Microsoft hissesini Gates Vakfı’na bağışladı. Abartarak şöyle de söyleyebiliriz: “Buffett’ın sözüne uyduğu için çok para kaybetti” .

Matematiksel olarak bakarsanız eğer Bill Gates1980’lerden beri Microsoft hisselerinin büyük kısmını hiç satmasaydı, bugün serveti 1 trilyon doların da üzerine çıkabilirdi. KEŞKE!

Bu hesabı Forbes yapmış. Ancak bu Bill Gates “yanlış karar verdi” anlamına gelmez. Çünkü “tek hisse riski çok yüksektir”, diyor yapay zeka. Halbuki bu RİSK GERÇEKLEŞMEDİ.

Gates, sattığı hisselerin önemli bir kısmını hayır işlerine aktardı. Gates Vakfı bugüne kadar yüz milyarlarca dolarlık sağlık ve eğitim projelerini finanse etti. AKE.

Cascade aracılığıyla demiryolu, atık yönetimi, oteller, tarım arazileri ve diğer sektörlere yatırım yaptı. Bu yaklaşım Buffett’ın yatırım felsefesiyle uyumludur, diye devam etti yapay zeka…

AMA Warren Buffett’ın kendisi ise ilginç biçimde bunun tersini yaptı. Servetinin neredeyse tamamını Berkshire Hathaway hisselerinde tuttu ve çeşitlendirmedi.

Yani Bill Gates “çok para kaybetti” demek teknik olarak doğru değil; potansiyel olarak kazanabileceği daha büyük bir servetten vazgeçti. Bunun karşılığında ise riski azalttı ve servetini daha erken dönemde toplumsal fayda için kullanmaya başladı.

Neyse biz goyamıza dönelim.

Microsoft hakikaten kurumsal, büyük ve global bir şirket, bu intibayı daha kapıdan girerken ediniyorsunuz. Yapay Zeka Güvenlik sunumu çok etkileyiciydi. Bir diğer mühim nokta, sadece open AI değil farklı yapay zekaları da kullandırıyorlar, cowork yapıyorlar.

Yapay zeka ajanınız bundan sonra, kişisel asistanınız veya ofis çalışanınız gibi tüm rutin işleri belleyip yapacak; mesela benim maillerimi şuna yönlendir, her sabah şu konuda şu analizi yap gibi kendinden neşet eden işleri daimi yapacak. Asistanlar da artık kahve yapar, dedikodu yapar.

Yapay zeka “doer” yani icracı, yürütücü olacak diyorlar. Ben derim ki yapay zekayı işe alacağız, yapay zeka ajanının organizasyonda bir yeri olacak, APG (KPI) olacak ve kendinden müteharrik olacak, işlerimizi görecek.

Tabii Microsoft’ta birçok konuda pratik çözümler de var; mesela Coca-Cola’da mamul sipariş miksi tavsiyesi ile yani “maç günü şu malları fazla bulundur, şunları ekle” gibi satışı %25 arttırmışlar.

Ama benim bir müşteri olarak hala çözülmeyen bir şikayetim var: Niçin ben hala kafası karışan dizüstü bilgisayarımı “aç kapa yaparak” düzeltiyorum. Benzer durum tüm bilgisayar veya doğrusu software işlerinde geçerli galiba, yapay zeka buna bir çözüm bulabilecek mi, sanmam!

Geçen San Francisco’da bir Waymo’nun sağlayarak emniyet şeridinden geçtiğini gördüm. Ertesi gün gazetelerde okuduğumuza göre bir gün süreyle otonom araçlar kullanıma kapatılmış ve güncellenmiş. Demek ki sadece bizim Togg’da değilmiş bu güncelleme duraksamaları.

WhatsApp’a da gittik

“WhatsApp’tan ulaş push yap. B2C reklam yap”. İşte buna çalışıyoruz dediler. Biraz whatsapp üzerine konuşunca, sizi kullanıcılardan öğrenmemiz lazım dediler. Alem adamlar!

İlk kıvılcım whatsapp’tan gelen müşteri şikayeti olsa, bu işleri yapay zeka ajanı yönetir, derim. Öğle yemeğinde ise Meta kampüsteydik, beleşmiş.

Meta Campus

Şirket kültürü kampüse etki etmiş. Öğle vaktinde her çeşit insan gayet serbest, anlık müzik veya ürün demolarının yapıldığı bir alanda çok çeşitli kantinlerde bedava yemek yiyor. Teşekkür ederiz, biz de yedik ama bedavadır vardır illeti…

Son yıllarda her işte atak hatta aceleci davranan Meta’nın hataları da oldu bana göre. Başladıkları birçok yeniliğin arkası gelmedi; mevcut sosyal medya platformlarında ise bir sakinlik görüyorum inovasyon açısından… Ben yine kendimi tutamadım bir gözlük aldım. Ray Ban güneş gözlüğü kalitesini çok beğeniyorum. Meta gözlük ise çok tehlikeli; ya ben kullanmaya çekiniyorum, utanıyorum ya da gözlük kendi başına ne işler çeviriyor. Neyse ben bir arkadaşıma hediye ettim.

Kampüsteki curcunayı görünce ister istemez benim aklına verim, disiplin gibi konular takılıyor. Zaten dedikoduya göre Mark Zuckerberg ve üst yönetim bir başka komşu kampüste çalışıyorlarmış…

Samsung Goya

Bu kampüs bildiğiniz kurum kurum kurulan bir kurum havasında, ciddi, disiplinli… Ama sıkıcı değil cilalı, modern.

Girişte övünç kaynağı bir duvar var, dünya çapında aldıkları patentlerin haritası, etkileyici.

Çok klasik bir toplantı odasında sunumları dinledik. El alem neler peşinde, bizse neyi kovalıyoruz, yazık etmişiz biz bize.

Ben durumu kurtarmak için zevzeklik olsun diye tekerleğin icadını örnek verdim. Başka bir şey icat etseydik, acaba uygarlık nasıl gelişirdi. Malum tüm dünyayı 10cm toleransla düzleyip asfalt kaplıyoruz medeniyetimizin her köşesine ulaşması için gezegenimizin, ne çevreci ne de pratik!

Sonra bir endişemi dillendirdim: Elektrikler kesilince ödev yapmamak mazeret sayılırdı. Şimdi ise doğal afetler, yerel savaşlar var mazeret olarak. Mesela web ve online kesintiye uğrasa nolacak dünyanın hali; süreklilik nasıl sağlanacak? Firmaların bir kriz planı var mı? Yokmuş galiba, ama neyse ABD hükümeti bu konuda gizlice çalışıyormuş, muş, muş.

Apple

Tüm gün süren bir etkinlikti. Ben ancak sonuna yetiştim. Ama galiba benim için en yararlısı idi. Malum Apple’da CEO değişimi var. Apple’ın tarihinde yalnızca birkaç CEO görev yaptı ve her biri şirketin gelişiminde farklı bir döneme damga vurdu.

Michael Scott (1977–1981), Apple’ın ilk profesyonel CEO’sudur. Şirketin ilk organizasyon yapısını kurdu. Mühendislikten çok kurumsal yönetim ve disiplin getirmesiyle tanındı.

Mike Markkula (1981–1983), Apple’ın ilk yatırımcısı ve Steve Jobs’ın en önemli mentorlarından biri oldu. Şirketin pazarlama anlayışını ve müşteri odaklı kültürünü şekillendirdi.

John Sculley (1983–1993), Steve Jobs onu Pepsi’den transfer etti; güçlü bir pazarlama yöneticisiydi. Marka yönetiminde çok başarılıydı. Macintosh’un küresel ölçekte tanınmasına katkı sağladı. Ancak Steve Jobs ile yaşadığı yönetim anlaşmazlığı sonucunda Jobs 1985’te Apple’dan ayrıldı.

Michael Spindler (1993–1996), operasyona ağırlık veren bir yöneticiydi. Apple’ın pazar payının gerilediği zorlu dönemde görev yaptı.

Gil Amelio (1996–1997), Apple’ın kriz döneminde CEO oldu. En önemli kararı Steve Jobs’ın kurduğu NeXT şirketini satın almak oldu. Bu karar Steve Jobs’ın Apple’a dönüşünü mümkün kıldı ve şirketin geleceğini değiştirdi.

Steve Jobs (1997–2011), bildiğiniz gibi Apple tarihinin en etkili liderlerinden biridir. Olağanüstü ürün vizyonu, tasarım odaklı düşünce, güçlü sunum yeteneği vardı. Basitlik anlayışından taviz vermeyen bir mükemmeliyetçiydi. Onun döneminde geliştirilen başlıca ürünler: iMac, iPod, iTunes, Apple Store, iPhone, App Store, iPad, MacBook Air. Jobs’ın yaklaşımı, insanların ihtiyaçlarını onlar dile getirmeden öngörmek ve teknoloji ile tasarımı kusursuz bir kullanıcı deneyiminde birleştirmekti.

Tim Cook (2011–2026), Steve Jobs kadar ürün vizyoneri olmamakla birlikte, operasyon yönetiminde dünyanın en başarılı CEO’larından biri olarak kabul edilir. Küresel tedarik zinciri yönetimi, operasyonel verimlilik, finansal disiplin, uzun vadeli planlama, sürdürülebilir büyümeye büyük katkı yapmıştır. Onun döneminde kendi deyimiyle fonksiyonel strüktüre göre şekillenmiş bir organizasyon yapısında uzmanlığa saygı, ekip ve iş birliğine önem veren bir anlayışla yıllık ciroyu 5 milyardan 400 milyar dolara çıktı. Hedef daima en iyi özellikte ürünlere sahip olmaktı. Böylece Apple’ın piyasa değeri yaklaşık 350 milyar dolardan 3 trilyon doların üzerine çıktı. Hizmet gelirleri (App Store, iCloud, Apple Music vb.) büyük ölçüde arttı. Apple Watch, AirPods ve Apple Silicon (M serisi işlemciler) şirketin yeni büyüme motorları haline geldi.

Apple’ın başarısı iki farklı liderlik modelinin birleşimidir. Steve Jobs Vizyon, İnovasyon, Tasarım, Ürün geliştirme,Müşteri deneyimine önem vermiş. Bu konularda üstün olmayı başarmıştır. Tim Cook ise Operasyonel mükemmeliyet, Küresel ölçek yönetimi, Sermaye disiplini, Tedarik zinciri, Sürdürülebilir büyümeye odaklanmıştır. Steve Jobs Apple’ı yeniden icat etti; Tim Cook ise onu dünyanın en değerli ve en kârlı şirketlerinden biri hâline getirdi.

Tim’den duydum; Steve, “the joy is in everyday job” (keyif, her gün yapılan işin kendisindedir) dermiş.

Tim’den öğrendiklerim:

İvme (momentum) oluşturmak için önce ürün ve hizmetleri verimli bir şekilde geliştirmek gerekir. Bunun için ekipler arasında duvarlar (silo) olmamalı; ortak ürün geliştirme süreçleri izlenmeli ve teknoloji önce inşa edilmelidir.

Apple’da kendi ürünlerimizi kendimiz kullanıyoruz. Aynı cihaz üzerinde hem kişisel hem de kurumsal veriler bulunabilir; ancak bu iki alan birbirine asla müdahale etmez.

Kullanıcı deneyimine takıntı derecesinde önem veriyoruz. İster öğrenci ister kurumsal müşteri ister bireysel kullanıcı olsun, herkesten geri bildirim almaya çalışıyoruz.

Apple ürünleri yapay zeka için son derece uygundur. Yapay zekayı yüz tanımadan fotoğraf işleme gibi pek çok alanda kullanıyoruz ancak her bireyin mahremiyetine saygı gösteriyor ve bugüne kadar uyguladığımız veri gizliliği standartlarını koruyoruz.

Yapay zeka, kullanıcı mahremiyetini ihlal etmeyecek. Yapay zeka yalnızca bir teknolojidir; onu sadece var olduğu için kullanmayacağız.

Bugün prototip geliştirmenin altın çağıdır.

Apple Financial Services aracılığıyla birlikte çalıştığımız şirketleri destekliyoruz. Çünkü ürünlerimizin ikinci el (residual) değerine inanıyoruz; yeni yazılımlarımızın, hala desteklenen en eski cihazlarda bile verimli çalışmasını hedefliyoruz.

İnsan ve kurum kültürü bizim için çok önemlidir. Uzmanlar, yine uzmanlar tarafından yönetilir ve organizasyonumuz fonksiyonel bir yapıya sahiptir.

Tim Cook’un Halefi

Tim Cook’un yerine kimin geleceği, 23 Haziran 2026’da Apple Park’ta tüm dünyadan çalışanlara yönelik düzenlenen Apple’ın üst yönetiminden Sabih Khan (COO), Craig Federighi, Eddy Cue, Greg Joswiak gibi isimlerin yer aldığı all hands (açık oturum) toplantısında Tim Cook tarafından planlı liderlik değişimi olarak duyuruldu ve çalışanlarla paylaşıldı. Tim Cook özetle:

CEO’luk görevini şirket güçlü durumdayken devretmek istediğini ve uzun süredir bir halefiyet planının hazırlandığını, asla veda etmediğini, 1 Eylül 2026’dan itibaren Executive Chairman olarak Apple’da kalacağını, ancak günlük yönetimin yeni CEO’ya geçeceğini açıkladı. Toplantıda CEO olarak açıklanan kişi John Ternus oldu. Halen Donanım Mühendisliğinden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Ternus, 1 Eylül 2026 tarihinde CEO olacak.

John Ternus Apple içinde öne çıkan şu özellikleri sayesinde bu göreve seçildi: 2001 yılından beri Apple’da görev yapıyor olması, iPhone, iPad, Mac, Apple Silicon ve Vision Pro projelerinde önemli liderlik rolü oynaması, güçlü bir mühendislik altyapısına sahip olması gibi… Bunların yanında sakin, mütevazı ve ekip çalışmasına önem veren bir yönetici olarak tanınıyor; gösterişten uzak, çalışanlar tarafından güven duyulan bir lider.

Pek çok analist, onu Steve Jobs’ın ürün odağı ile Tim Cook’un operasyon disiplinini bir araya getirebilecek bir lider olarak değerlendiriyor. Apple bu geçişi, Steve Jobs’tan Tim Cook’a geçişte olduğu gibi aylar öncesinden açıklayarak çalışanlar, yatırımcılar ve iş ortakları açısından istikrarlı bir devir teslim süreci oluşturdu.

Templeton

Silikon Vadisi Templeton’un da merkezi, gerçi şimdi daha çok Manhattan, New York’tan faaliyet gösteriyorlar ama…

Franklin Templeton, sağlık, biyoteknoloji, sağlık teknolojisi ve inovasyon temalarına yatırım yapan fonlar ve özel piyasa yatırım platformları üzerinden health tech alanını takip ediyor. GLP-1 ilaçları, biyoteknoloji inovasyonu ve sağlık sektöründeki büyüme fırsatları üzerine yatırım perspektifi geliştiriyor.Türkiye’de bizim bilanço ortağımız olan Templeton ile uzun yıllara dayalı bir iş birliğimiz var.

Sir John Templeton (1912–2008), ABD doğumlu sonra İngiliz vatandaşı olmuş bir yatırımcı, fon yöneticisi ve hayırseverdir. Özellikle değer yatırımı (value investing) ve küresel yatırım anlayışının öncülerinden kabul edilir.

Templeton’ın Yatırım İlkelerinden Bazıları Şöyle: Bu sefer farklı olacağına inanmak en büyük yanlış olabilir. Duygularla değil, verilerle yatırım yapın. Çeşitlendirmek riski azaltır. Uzun vadeli düşünün. En iyi fırsatlar, piyasanın en karamsar olduğu zamanlarda ortaya çıkar.

“Bull markets are born on pessimism, grow on skepticism, mature on optimism and die on euphoria” yani boğa piyasaları karamsarlıktan doğar, şüphecilikle büyür, iyimserlikle olgunlaşır ve coşkunun zirvesinde ölür, derdi.

Kalabalığın tersine hareket etmek. Herkesin sattığı dönemlerde kaliteli şirketleri araştırmayı tercih ederdi.

Ucuz ama kaliteli şirketler bulmak amacıyla küresel düşünürdü. ABD dışındaki piyasalara çok erken dönemde yatırım yaparak uluslararası çeşitlendirmeyi savundu. Düşük fiyat/kazanç oranı, güçlü bilanço ve uzun vadeli büyüme potansiyeli arardı.

Mesela, 1939’da II. Dünya Savaşı’nın başladığı dönemde New York Borsası’nda 1 doların altında işlem gören yüzden fazla şirket satın aldı. Bir kısmı iflas etti. Ancak kazanan şirketler portföyün değerini katladı.

1954 yılında kurduğu Templeton Growth Fund, uzun yıllar dünyanın en başarılı yatırım fonlarından biri oldu. Fonun başarısı küresel hisse senedi seçimi ve sebatla değer yatırımından gelir.

Hayırseverlik konusunda cömertti; servetinin büyük bölümünü bilim, din ve insan gelişimi alanlarına bağışladı.

Kurduğu Templeton Foundation bugün de faaliyet göstermektedir. Bilim ile din arasındaki ilişki, bilinç araştırmaları, felsefe, karakter gelişimi gibi alanlardaki araştırmaları desteklemektedir.

Kurucu Babalar mı Ticari Fırsatlar mı?

Amerika’nın kurucu babaları (Founding Fathers) diye bir tabir var. Kastedilen Amerika Birleşik Devletleri’nin bağımsızlığını kazanmasında ve anayasal sisteminin kurulmasında önemli rol oynayan liderlerdir:

George Washington Bağımsızlık Savaşı’nın başkomutanı ve ABD’nin ilk başkanıdır.

Thomas Jefferson Bağımsızlık Bildirgesi’nin başlıca yazarıdır ve üçüncü başkandır.

John Adams Bağımsızlık hareketinin önemli liderlerinden biri ve ikinci başkandır.

Benjamin Franklin Diplomat, bilim insanı ve Bağımsızlık Bildirgesi’nin hazırlanmasında etkili bir isimdir.

Alexander Hamilton ilk Hazine Bakanı ve güçlü bir federal hükümetin savunucusudur.

Bunların dışında John Jay, Samuel Adams, Patrick Henry ve Gouverneur Morris gibi isimler de kurucu babalar arasında sayılır. Bu kişiler, Bağımsızlık Bildirgesi’nin hazırlanması, Amerikan Devrimi’nin yürütülmesi ve ABD Anayasası’nın oluşturulması gibi süreçlerde kritik roller üstlenmişlerdir.

Bunları şunun için anlattım. Bu kurucu babalardan Benjamin Franklin’in ismi, büstü, resmi Templeton şirketinin tamamında vardır ve kullanılır. Patron odur, sanırsınız. Halbuki Sir John Templeton ile arasında doğrudan tarihî veya kişisel bir ilişki yoktur. Farklı dönemlerde yaşamış iki kişidir. Karışıklık, “Franklin Templeton” şirket isminden kaynaklanmaktadır.

1947 yılında Rupert H. Johnson Sr. tarafından kurulan yatırım şirketine “Franklin” adı, Benjamin Franklin’in temsil ettiği tasarruf, çalışkanlık, mali disiplin ve uzun vadeli düşünmek gibi değerlere atıf yapmak amacıyla verilmiştir. Daha sonra 1992 yılında Sir John Templeton’ın kurduğu Templeton şirketi satın alınmış ve şirketin adı “Franklin Templeton” olmuştur. Böylece “Franklin” Benjamin Franklin’in değerlerini, “Templeton” ise Sir John Templeton’ın yatırım mirasını temsil etmektedir.

Benjamin Franklin’in adı veya kişiliği kamu malı (public domain) niteliğindedir. Herkes onun adını tarihî, eğitimsel veya kültürel amaçlarla kullanabilir, kitap yazabilir, okul açabilir veya biyografisini yayımlayabilir. Ancak ticari marka hukuku farklı çalışır. Bir şirket, belirli mal veya hizmet sınıflarında kullandığı bir ismi marka (trademark) olarak tescil ettirebilir. Bu tescil, o isim üzerinde genel bir mülkiyet hakkı vermez; yalnızca belirli ticari faaliyet alanında tüketiciyi yanıltacak şekilde başkaları tarafından kullanılmasını engeller. Franklin Templeton, Benjamin Franklin’in ismini sahiplenmek değil; finansal hizmetler alanında “Franklin” ibaresini ticari marka olarak kullanmaktır.

Şimdi Bizi İlgilendirebilecek Kısmına Gelelim

Benjamin Graham, Sir John Templeton ve Warren Buffett, değer yatırımının en önemli temsilcileri arasında yer alsalar da yaklaşımları birbirinden belirgin şekilde farklıdır.

Benjamin Graham değer yatırımının kurucusu olarak kabul edilir. Temel prensibi, piyasa fiyatı gerçek değerinin altında kalan şirketleri “güvenlik marjı” (margin of safety) anlayışıyla satın almaktır. Graham daha çok bilanço, varlık değeri ve finansal oranlar üzerinden hareket eder. Ona göre yatırımcı, duygularını bir kenara bırakmalı ve şirketlerin içsel değerine odaklanmalıdır.

Sir John Templeton ise Graham’ın değer yatırımı anlayışını küresel ölçekte uygulayan öncü isimlerden biridir. En önemli özelliği, yatırım fırsatlarını dünyanın her yerinde araması ve özellikle piyasalardaki aşırı kötümserlik dönemlerini fırsat olarak görmesidir.

Warren Buffett ise Benjamin Graham’ın öğrencisi olmasına rağmen zamanla yaklaşımını geliştirmiştir. Charlie Munger’ın etkisiyle yalnızca ucuz şirketler aramak yerine, sürdürülebilir rekabet avantajına sahip, kaliteli işletmeleri makul fiyatlardan satın almayı tercih etmiştir. Buffett’ın ünlü ifadesi bunu özetler: “Harika bir şirketi makul bir fiyata almak, makul bir şirketi harika bir fiyata almaktan daha iyidir.”

Benjamin Graham, güvenlik marjı, düşük fiyatlı şirketler, bilanço gücü ve istatistiksel ucuzluk önemlidir derken Sir John Templeton, küresel değer yatırımı, kriz dönemlerinde fırsat aramak, kalabalığın tersine hareket etmek ve istikrarı prensibiyle hareket etmeyi benimsemiştir. Warren Buffett ise kaliteli işletmeler, güçlü yönetim, sürdürülebilir rekabet avantajına önem vererek uzun süre ortak kalınabilecek şirketlere yatırım yapmayı tercih etmiştir.

Aslında bu üç yaklaşım birbirini dışlamaz; aksine aynı düşünce okulunun farklı evrelerini temsil eder. Graham yatırım disiplininin temelini atmış, Templeton bu disiplini küresel ölçekte uygulamış, Buffett ise kaliteli işletmelere odaklanarak değer yatırımını yeni bir boyuta taşımıştır, diyebiliriz.

Başka Neler Yaptık?

Silikon Vadisi’nde birkaç gün boyu süren goyalardan birinin dönüşünde ikindi ila akşam arası Muir Woods Sekoya ağaçları ormanını gezdik. O yeşil ve kahverenginin uyumu, muazzam ağaçlar gerçekten etkileyiciydi; huzur vericiydi. Tavsiye ederim.

San Fransisco Bay gezisi ise tamamen pazar gününü doldurmak için icadımızdı. Anlık gelişti. Ama iyi de yapmışız. Alcatraz Hapishanesi’ni gördük. Asma köprünün altından okyanusa doğru açıldık. Soğuk su akıntısının tabiata bilhassa bitki örtüsü ve iklime hatta günlük değişimlere nasıl sebep olduğunu gördük. Zaten denizden kıyı gezilerinde insan çok farklı şeyler görüyor, sanki namahrem oluyor tüm şehrin gizemi size!

ŞİMDİ DE SOMUT RAKAMLARA BAKALIM

Yapay zeka rekabeti artık sadece en iyi modeli geliştirme yarışı değildir.

Asıl değer, yapay zekayı mevcut müşteri tabanına, gelir modeline, fiyatlama gücüne ve sermaye verimliliğine bağlayabilen şirketlerde oluşuyor. Bu açıdan Microsoft ve Alphabet/Google en dengeli halka açık pozisyonlar; OpenAI ve Anthropic ise yüksek büyüme ama yüksek değerleme ve altyapı riski taşıyan özel şirketler.

Microsoft’un ayrışması, yapay zekayı, şirketlerin günlük çalışma akışlarına doğrudan satabilmesidir. Alphabet’in ayrışması ise arama, reklam, YouTube, Android, bulut ve model geliştirme kapasitesini aynı çatı altında birleştirmesidir. Meta’da ana değer reklam verimliliği; Samsung’da HBM, High Bandwidth Memory yani Yüksek Bant Genişlikli Bellek ve bellek döngüsü; Apple’da cihaz ekosistemi ve müşteri sadakatidir.

Şirket Bazlı Değerlendirmeler:
Microsoft: En Net Gelir Modeli

Microsoft’un avantajı, yapay zekayı şirketlerin zaten kullandığı Microsoft 365, Teams, Outlook, Excel, GitHub, güvenlik ürünleri ve Microsoft’un bulut bilişim platformu, Azure içine yerleştirmesidir. Böylece yeni bir pazar yaratmaktan çok mevcut kurumsal sözleşmelerin üzerine daha yüksek değerli bir katman ekler.

Yatırımcı açısından en güçlü veri noktası, yapay zeka işinin yıllık gelirinin 37 milyar doları aşmış olması. Ana soru, büyük veri merkezi yatırımlarının karlı ve sürdürülebilir gelire dönüşme hızı. Çekirdek iş (core business), büyüme ile risk arasında dengeli ve kurumsal odaklı yapay zeka pozisyonu alınmıştır.

Alphabet / Google: En Geniş Stratejik Kaynak Havuzu

Google’ın farkı, yapay zekayı yalnızca bir ürün değil, arama, reklam, YouTube, Android, Google Cloud ve üretkenlik yazılımlarını dönüştüren bir sistem olarak kullanması. Bu yapı, veri, dağıtım ve altyapı avantajını aynı anda sağlar.

Alınan en başlıca risk, yapay zeka destekli arama deneyiminin yüksek karlı geleneksel arama reklam modelini zayıflatmadan büyütülmesidir. Google Cloud’un yapay zeka ürünleriyle büyümesi olumlu; ancak antitröst ve veri regülasyonu yaptırımları yatırımcı riskini artırıyor. Burada gördüğümüz büyük teknoloji avantajı, daha yüksek dönüşüm riski taşır.

Meta: Reklam Verimliliği Ve Sosyal Dağıtım

Meta, yapay zekayı doğrudan yazılım satmak için değil; reklam performansını yükseltmek, içerik önerilerini iyileştirmek, reklam üretimini kolaylaştırmak ve WhatsApp, Instagram, Facebook ve Messenger üzerinde kişisel asistan deneyimi kurmak için kullanıyor.

Büyük fırsat, reklam getirisi ve kullanıcı etkileşiminde artıştır. Aldığı büyük risk gereken sermayenin seviyesidir. Şirketin 2026 sermaye yatırımı beklentisi çok yüksektir. Neticede güçlü büyüme opsiyonu var ama yatırımcı sabreder mi bilinmez.

OpenAI: En Güçlü Yegane Yapay Zeka Markası

OpenAI, ChatGPT ile bireysel kullanıcı ve geliştirici tarafında ana yapay zeka markası haline gelmiştir. Şirketin stratejisi, ChatGPT’yi günlük işlerin, yazılım geliştirmenin, araştırmanın ve kurumsal karar desteğinin ana arayüzü yapmaktır.

OpenAI halka açık değildir. Değerleme, kullanıcı büyümesi ve kurumsal gelir üzerinden izlenmelidir. Esas risk, devasa işlem gücü ihtiyacının gerektirdiği altyapı ortaklıkları ve beklenen yüksek şirket değerlemesidir. En münhasır büyüme hikayesi, en yüksek risk profillerinden birine sahip.

Anthropic: Kurumsal Güven Ve Güvenlik Odaklı Oyuncu

Anthropic, Claude ürün ailesiyle özellikle büyük şirketlerde güvenilir, kontrollü ve kurumsal kullanıma uygun yapay zeka olduğu algısını yaratmıştır. Bankacılık, hukuk, danışmanlık, yazılım geliştirme ve belge analizi gibi alanlarda güvenlik vurgusu ile ayrışmaktadıır.

Şirket halka açık değildir; yatırımcı değerlendirmesi gelir büyümesi, müşteri tabanı genişlemesi ve model kalitesi üzerinden yapılmalı. Yüksek kaliteli kurumsal AI oyuncusu olan şitketin değerleme seviyesi yüksek hata payı taşıyor.

Samsung Electronics: Yapay Zeka Altyapısının Kritik Tedarikçisi

Samsung’un ana rolü yapay zeka yazılımı üretmek değil, yapay zeka sistemlerinin çalışması için gereken bellek ve çip altyapısını sağlamak. HBM (High Bandwidth Memory/Yüksek Bant Genişlikli Bellek), DRAM (Dynamic Random Access Memory/Dinamik Rastgele Erişim Belleği) ve kurumsal SSD (Solid State Drive/Katı Hal Sürücüsü) talebi burada kritik önemde. Fırsat, büyük teknoloji şirketlerinin veri merkezi yatırım döngüsünün sürmesi. Risk, bellek işinin döngüsel olması ve SK Hynix ile Micron gibi rakiplerin HBM tarafındaki baskısı. Burada söz konusu olan yüksek kaldıraçlı altyapı yatırımlarıdır; getiri potansiyeli ve risk birlikte değerlendirilmelidir.

Apple: En Güçlü Ekosistem, Daha Dolaylı Yapay Zeka Geliri

Apple yapay zekayı ayrı bir ürün olarak satmaktan çok iPhone, Mac, iPad, Siri ve servislerin içine gömülü kişisel yardımcı katmanı olarak konumlandırıyor. Bu yaklaşım gizlilik, kolay kullanım ve cihazlar arası bütünlük vaadiyle uyumlu.

Kısa vadedeki dezavantajı Apple’ın model yarışında Microsoft, Google, OpenAI ve Anthropic kadar iddialı görünmemesi. Uzun vadeli avantajı ise premium cihaz tabanı, müşteri sadakati ve hizmet gelirleri. Vazgeçilmez kaliteli ürün ve hizmetin yapay zeka etkisi dolaylı olarak zamana yayılmıştır.

Somut Verilerden Beş Net Çıkarım:
  1. Model kalitesi tek başına yeterli değildir; dağıtım ve gelir modeli belirleyicidir.
  2. Microsoft, kurumsal yapay zeka gelirini en bilinir şekilde paraya çeviren halka açık oyuncudur.
  3. Alphabet, en geniş teknoloji ve veri kaynaklarına sahip olsa da yapay zeka nedeniyle arama iş modelinin dönüşümü ve regülasyon riski taşır.
  4. Samsung, yapay zeka altyapısını desteklerken bellek döngüselliği nedeniyle performansı değişkenlik gösterebilir .
  5. OpenAI ve Anthropic güçlü özel şirketlerdir; ancak yüksek değerleme, likidite ve altyapı maliyeti nedeniyle yalnızca yüksek risk tercih edenlere uygundur.

Aman sakın ha bunları yatırım önerisi olarak almayın çünkü bunlar yatırım önerisi değil.

Son olarak benimle Dünya Kupası maçlarını izlemeye gelen ve goyama katkılarından dolayı ekip arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Epey subjektif zevzeklik ettik. Yapay zeka uygulamalarına da teşekkürler, yoksa ben bunca dedikoduyu nerden bilebilirdim ki.


Murat Ülker yazdı: Yapay zeka furyası nereye evriliyor?
Hayat
Murat Ülker yazdı: Yapay zeka furyası nereye evriliyor?
Murat Ülker'den Rubik Küp rekoruna dikkat çeken yorum: Kahve yapabiliyorsa robottur
Hayat
Murat Ülker'den Rubik Küp rekoruna dikkat çeken yorum: Kahve yapabiliyorsa robottur
Murat Ülker'den iş dünyasına yapay zeka uyarısı
Hayat
Murat Ülker'den iş dünyasına yapay zeka uyarısı

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026