Ossama Bawardi:Zulüm gören herkes için film yaparım
04:00, 20/07/2026, Pazartesi
Yeni Şafak

Palastina 36
Filistin’in Oscar adayı olan ve bu hafta Türkiye’de vizyona giren “Filistin 36” filminin yapımcısı Ossama Bawardi’yle Filistin sinemasını ve direniş biçimlerini konuştuk. “Vadedilen Cennet” ve “Bu Denizin Tuzu” gibi ses getiren yapımlara da imza atan Bawardi, zulüm gören herkes için film yapmaya hazır olduğunu söyledi.
Filistin sineması deyince ilk akla gelen isimlerden biri olan Ossama Bawardi, ilk Filistin’in Oscar Adayı “Vadedilen Cennet”in de en son Oscar Adayı “Filistin 36”nın da yapımcısı. Kariyerini Filistin direnişine göre şekillendiren Bawardi, “Öğretmen”, “Ben Bir Yabancıydım” ve “Güle Güle Tiberias” gibi uluslararası yapımlara da imza attı. Geçen hafta TRT 12 Punto’nun davetlisi olarak Türkiye’ye gelen Bawardi’yle Filistin sinemasını konuştuk. Doğduğundan beri Filistin’de yaşayan ünlü yapımcı, ölene kadar da orada yaşayacağını ve direnişle ilgili filmler çekeceğini söyledi. 7 Ekim’den sonra Filistin’de film çekmenin zorluğundan da bahseden Bawardi, buna rağmen sinemacıların daha büyük risk almaya hazır olduklarını fark ettiğini ifade etti.
Filistin sinemasını birkaç cümleyle özetlemek isteseniz neler söylerdiniz?
Filistin’deki her şeyin olduğu gibi Filistin sineması da direniş üzerine kurulu. İşgal yüzünden çocuğunuzu okula bırakmak gibi hayattaki en basit şeyler bile büyük zorluk ve zulüm olabiliyor. Sinemacılık her ülkede zor olabilir ama Filistin’deki koşullar sebebiyle bir mucize ve daha büyük sorumluluğu olan ağır bir iş.
Sinemanın bir direniş biçimi olduğunu ne zaman keşfettiniz?
Direniş sadece film yapmakta değil, seçtiğiniz hayat biçiminde de var. Çünkü komedi filmleri de dahil olmak üzere bütün filmler siyasidir. İlk filmimi çekmeden önce de kültür sanat işlerindeydim, 22 yaşındayken sinemaya atılmaya karar verdim. İlk filmim olan “Vaat Edilen Cennet”i çekerken, direniş için kameranın aktif rol oynayabileceğini fark ettim.
NORMALLEŞME BİZİ BİR YERE GÖTÜRMEYECEK
7 Ekim 2023’ten önce ve sonra Filistin sinemasında sizce ne değişti?
Filistinli sinemacılar açısından çok fazla şeyin değiştiğini düşünmüyorum. Çünkü ne yazık ki bu, bizim yaşadığımız ilk soykırım değil. Bunu 1930’larda, 1940’larda, 1967 Savaşı’nda ve intifadalar sırasında yaşadık. Evet, 7 Ekim ve sonrasında Gazze’de yaşanan savaş, Filistin halkının ve genel olarak insanlığın başına gelen en büyük felaketlerden biri. Ancak bu da uzun yıllardır devam eden kanlı olaylar zincirinin yeni bir halkası.
Öte yandan İsrail yönetimi, Filistin’de yalnızca film yapmayı değil, günlük yaşamı, herhangi bir işi yürütmeyi, kısacası her türlü faaliyeti daha da zorlaştırdı. Ama aynı zamanda sinemacıların daha büyük risk almaya hazır olduklarını fark ettim. Özellikle İsrail’deki 1948 öncesi topraklarda yaşayan Filistinliler için konular daha da netleşti. Normalleşmenin bizi bir yere götürmeyeceğinin farkına varıldı. Bir şeyleri değiştirmek istiyorsak bir duruşumuzun olması gerektiğini artık herkes biliyor.
Filistin sinemasının dünyadaki yolculuğunda neler değişti peki?
7 Ekim’den sonra Filistin davası dünya kamuoyunda daha fazla görünürlük kazandı ve çok daha fazla ilgi çekmeye başladı. Bu nedenle dünyanın farklı yerlerindeki insanlar, eskisine kıyasla Filistin filmlerini daha fazla izlemek ve tanımak istiyor.
TOPLUMSAL SORUMLULUK TAŞIYORUZ
Filistin özgürlüğüne kavuştuğunda nasıl filmler çekmek istersiniz?
Filistin özgürlüğüne kavuştuğunda da benzer filmler üretmeyi sürdüreceğimi düşünüyorum. Çünkü Filistin özgürleşse bile önümüzde pek çok sorun olacaktır. Yıllar boyunca ana vatanından koparılmış Filistinlilerin oluşturduğu farklı kültürel yapılar var. Ben bu filmleri yalnızca ülkemiz işgal altında olduğu için yapmıyorum. Bu filmleri, yapımcılığın toplumsal ve ulusal bir sorumluluk taşıdığına inandığım için yapıyorum. Ben dünyanın neresinde olursa olsun ezilen insanların yanındayım. Dünyanın neresinde olursa olsun zulüm gören herkesin hikâyesini anlatan bir film yapmaya hazırım. Yeni projem de Suriye’de Esed’in işlediği suçlarla ilgili bir film.

Ossama Bawardi, Sevda Dursun.
O DESTANSI FİLMİ ÇEKTİK
Şu filmi çekmeden ölmek istemiyorum dediğiniz ‘o’ filmden bize bahseder misiniz?
‘O’ filmi zaten çektim, “Filistin 36”ydı. Filistin için her zaman büyük ölçekli, destansı bir film yapmak istemiştim. Yıldız oyuncuların yer aldığı, büyük bir yönetmenin imzasını taşıyan bir yapım hayal ediyordum. Sonunda bu destansı filmi çektik. Film, Filistinli kahramanları onurlandırıyor ve yüceltiyor. Bununla büyük gurur duyuyoruz.
Elbette bundan sonra da hayata geçirmek istediğim birçok proje var. Mesela kendi ailemin hikâyesini ve 1970’lerin başındaki Filistin müziklerini çekmek istiyorum. Ama bir film yapımcısı olarak görevimi yerine getirdiğimi hissediyorum.
YÖNETMENİN TUTKUSU BENİ ETKİLİYOR
Bir filmi yapmaya karar vermekten filmin yolculuğuna kadar sizi en çok ne etkiliyor?
Bir filmin fikir aşamasından geliştirilmesine, yapım sürecinden dağıtımına kadar geçen yolculuğundan keyif alıyorum. Tabii ki bu yolculukta süreç boyunca pek çok zorluk ve sorunla da karşılaşıyoruz. Ama bana göre bir filmi en çok şekillendiren şey, sinemacının ve özellikle yönetmenin duyduğu tutku. Yönetmenin filme olan tutkusu beni en fazla etkileyen unsur oluyor ve benim o filme nasıl dâhil olacağımı da büyük ölçüde bu tutku belirliyor.

Hayat
Çatalhöyük'ten Mevlana'ya uzanan kültür yolculuğu Konya'da başladı

Hayat
Konya’da kültürün yolu sofradan geçiyor
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.