Altemur Kılıç: Bildiğim şeyler var ama prensip olarak anlatmam

00:0011/08/2006, Cuma
G: 14/08/2006, Pazartesi
Yeni Şafak
Altemur Kılıç: Bildiğim şeyler var ama prensip ola
Altemur Kılıç: Bildiğim şeyler var ama prensip ola

Yarın Latife Hanım'ın ölüm yıldönümü. Latife Hanım'ın kasası açılmadığı için Atatürk'le boşanma nedenleri hâlâ net olarak bilinmiyor. Atatürk'ün sırdaşı Kılıç Ali'nin oğlu Altemur Kılıç ise 'Bildiğim şeyleri asla anlatmam' diyor.

Yarın Atatürk'ün eşi Latife Hanım'ın 31. ölüm yıl dönümü. Latife Hanım'ın yıllar süren suskunluğu, geride bıraktığı günlükleri, mektupları Türk Tarih Kurumu'nun kasasında kilitli tutulduğu için ölümünden sonra da sürüyor. Geçmişin üzerindeki 'sırlı' örtü kalkmadığı içindir ki "o kasada bu kadar titizlenmeyi gerektirecek ne var" sorusu daha sık soruluyor ve merak şüpheye dönüşüyor.


Gazeteci İpek Çalışlar'ın Latife Hanım adlı biyografi çalışmasının yayınlanmasının ardından bir kez daha gündeme gelen tartışmalar, yabancı basının ilgisiyle de alan genişletiyor.


Altemur Kılıç bildiğiniz gibi, İstiklal Mahkemeleri 'Üç Aliler Divanı"nın üyesi, Atatürk'ün silah arkadaşı ve sırdaşı Kılıç Ali'nin oğlu. Amcası Muzaffer Kılıç Atatürk'ün yaveri, annesi ve halaları Çankaya yıllarında Latife Hanım'ın yakın dostları.


Adı Latife Hanım tarafından konulan Altemur Kılıç, Cumhuriyet seçkini bir ailenin yaşı 82'ye gelmiş çocuğu. Cumhuriyetin ilk yıllarına tanıklık eden, ailesi dolayısıyla kurucu kadroyu yakınen tanıyan, Mustafa Kemal-Latife ilişkisini işittikleri gördükleri ile bilen bir isim.


İki yıldır Alanya'da yaşayan Kılıç ile bitmeyen tartışmayı, Latife Hanım'ı, Atatürk'ü, babası Kılıç Ali'yi ve İstiklal Mahkemeleri'ndeki görevini, insanları idama yollayan bir adamın oğlu olmanın kendisini nasıl etkilediğini konuştuk.


Eşi Güzide Hanım da dahil oldu konuşmaya. Onun da anlatacakları vardı. Kendisi Atatürk'ü yakından tanımış bir Cumhuriyet kadını, halası ise Atatürk'ün emriyle Afet İnan'a ilk modern kıyafetlerini diken meşhur bir kadın terzisiydi.


* * *


Latife Hanım ile Atatürk'ün boşanma nedeniyle ilgili bizden farklı bir şey biliyor musunuz?


Atatürk başlangıçta beğenmiş Latife Hanım'ı, uyuşmuşlar. Gelecekteki aydın Türk kadınının modeli olacağını düşünmüş, bunun için evlenmek istemiş. Kadınlara laf etmek istemem ama Latife Hanım daha sonra biraz ne oldum delisi olmuş. Hırçınlaşmış. Atatürk'le mücadeleye girmiş.


Bunlar babanızın anılarında var. Halalarınızdan ve annenizden ne duydunuz?


Şöyle derlerdi: Latife Hanım iyiydi, severdik. Ama konumunu hazmedemedi. Atatürk'e herkesin yanında "Kemal" derdi. Ayrıldıkları gün çıkan tartışma da şöyle olmuş mesela: Atatürk kapıdaki nöbetçiyle sohbete dalmış. Latife dehşetli kızmış. Bir nöbetçiyle nasıl böyle konuşur, diye. Atatürk askerdi fakat hoyrat değildi. Paris, Sofya görmüş, Fransızca bilen ince bir adamdı. Latife Hanım onu terbiye etmeye, kendine uydurmaya kalkmış.


HIRÇIN LATİFE HANIM ATATÜRK'Ü MUTSUZ ETTİ


Atatürk'ün sofra sohbetlerinin çok uzaması ve Latife Hanım'ın bunu engellemeye çalışması da ayrılış nedeni olarak gösterilir?

Atatürk arkadaşlarıyla sohbeti severdi. Latife Hanım onu boğduğu, hoyratlık yaptığı için mutsuz oldu Atatürk.


Atatürk'ün boşanarak arkadaşlarını eşine tercih ettiği de söylenir.

Atatürk hayat tarzının değiştirilmesinden rahatsız oldu. Latife Hanım'da istediğini bulamadı.


Latife Hanım, Atatürk'e söz verdiği için hiç konuşmamış. Babanız da anılarında "Bildiklerim benimle mezara gidecek" diyor. Neden bu kadar ısrarla susuluyor?


Ben bunları tahmin etmiş gibi "İleride Atatürk ile ilgili dedikodular çıkaracaklar, anlatın da ben bileyim hiç olmazsa" dedim babama. Bana gözlerini açarak öyle bir baktı ki neredeyse dövecekti. "Ben" dedi "Devlet sırlarını da Atatürk'ün özel sırlarını da kimseye anlatmaya mezun değilim. Sana da anlatmam"


Hiç mi bir şey anlatmadı?


Babam Atatürk'ün özel hayatını bilecek kadar yakınındaydı. Ama özelini, devlet sırlarını söylememesi çok normal.


Devlet sırrı Atatürk'ün asker ve devlet adamlığıyla, diğeri Atatürk'ün insan yüzüyle ilgili. Söylediklerinizden gizlenmesi gereken bir şeylerin gizlendiğini mi anlamalıyız?


Gizlenmesi gereken bir şey değil. Herhangi bir şey. Ben en yakın arkadaşımın sırrını da açıklamam. Değil ki Atatürk gibi bir adamınkini açıklayayım. Latife Hanım'ın kasası açılsın deniyor. Biz bunca yıl sonra Atatürk'ü Latife Hanım'ın evrakından tanıyıp, onun kötü adam olduğuna karar vereceksek o başka.


KİMSE BENDEN FARKLI BİR BİLGİ İSTEMESİN

Niye kötü adam olsun ki! O evrak cumhuriyetin kurucusu olsa bile mutluluğu, üzüntüsü, zaafları, heyecanları, pişmanlıkları ile bir insanı tanıtacak bize.


Atatürk hiçbir zaman put olmak istemedi. Anlattıklarımız kıymetli ise, işte anlatıyorum. Ama babamın dediği gibi, farklı bir bilgiyi benden istemeye kimsenin hakkı yok.


Bu, bir şeyler bilip de gizlediğiniz anlamına mı geliyor?

(Düşünüyor.) Olabilir. Duyup bildiğim şeyler var ama prensip olarak anlatmam. Ölünceye kadar saklarım. Esrarengizlik değil bu.


Latife Hanım'ın kasasının açılmasına niçin karşısınız?

Latife Hanım isteseydi bunu kendisi yapardı.


Onun ölümüne yakın bir vakitte kimi notlarını yaktığı biliniyor. Dolayısıyla yakmadıkları görülebileceğini, bildiği, hatta görülmesini istediği şeyler olabilir.


Atatürk'ü kötülemek isteyenler öküz altında buzağı arayacaklar. Başka faydası olmaz.


YILAN BABAM OLAMAZ


Latife Hanım ayrılış nedeni olarak bir "yılan"dan bahsediyor. Babanız da Latife Hanım'ın Atatürk'ü arkadaşlarından ayırmaya çalıştığını söylüyor. Kızgınlığı fark ediliyor. Bu "yılan" babanız Kılıç Ali olabilir mi?


Değildir herhalde. Yıllar sonra Latife Hanım'a gittim sordum; babama, amcama kızgınlığınız var mı, diye. "Katiyen" dedi. Latife Hanım'ın onlara kızgınlığının nedeni şu olabilir: Fikriye Hanım Çankaya'ya gelince Latife Hanım "Kovun bu kadını" diyor. Amcam da "Hanımefendi, bu kadın zor günlerde bizim çamaşırlarımızı yıkadı, kovamam" diye dikleniyor. Bunun için babama da, amcama da kızıyor Latife Hanım.


BABAM KILIÇ ALİ'YE SORMADIĞIMA PİŞMANIM


Babanızın üye olduğu İstiklal Mahkemeleri'nde adil yargılamanın yapılmaması...


Adil yargılamanın yapılmadığı lafına bir nokta koy. Babam bu konuda her zaman vicdanım rahat derdi. Bu kadar yetkisi olan mahkemelerin hata yapmaması mümkün değil zaten.


Babanızın adil yargılamanın yapılmadığı mahkemelerde olmasının, hatta yakın arkadaşınız Şiar Yalçın'ın babası Cavit Beyin asılma kararını vermiş olmasının psikolojinizi nasıl etkilediğini, çocukken babanıza öfke duymanıza yol açıp açmadığını soracaktım.


Öfke değil ama babamızı özlerdik. Zaman zaman görebilirdik. Bilirdik ki Atatürk'ün yanında. Babamın doğru yaptığına her zaman inandım. Atatürk için, memleket için çok şey yaptı. Çoluğunu çocuğunu arkasında bırakıp gitti, Atatürk'e itaat etti.


Babanızla verdiği idam kararları ile ilgili konuşur, tartışır mıydınız? Ya da o size böyle bir pişmanlıktan bahsetti mi hiç?


Babam sert mizaçlı bir insandı. Böyle şeyler konuşmazdık ama şimdi pişmanım. Keşke bir yolunu bulup sorsaymışım diyorum.


Demek ki kafanızı kurcalayan bir şeyler var?


Babam ve İstiklal Mahkemeleri hakkında hiçbir kafa karışıklığım yok.


Annenizle babanız ayrılınca 10 yaşındayken annenizden koparılmışsınız ve haliyle çok üzülmüşsünüz. Bu da mı babanıza kızmanıza neden olmadı?


Anneden ayrılmayı hangi çocuk ister? Çok üzüldüm ama kabul ettim. Freud, bilmem ne kompleksleri falan yanlış bence. İnsanlar kuvvetlidir, bir çok acının üstesinden gelebilir.


Kaleminiz çok keskin, siz de çok hırçınsınız. Çocukluğunuzu annesiz geçirmenizin, babanızın sertliğinin ve İstiklal Mahkemesi'ndeki görevinin etkisi olabilir mi bunda?


Onların bana etkileri oldu tabiî. Milliyetçiliğimi babamdan, amcamdan aldım. Babam Atatürk'ü ve vatanı sevmeyi vasiyet etti. Bir defa sigara içtiğim için tokat attı bana. Bir kere de devletin kalemini, kağıdını okula götürdüm diye dövmekten beter etti.


Rahşan ile Bülent Ecevit çifte tencere


Bülent Ecevit, Robert Kolej'den okul arkadaşınız. Ecevit'i nasıl bilirsiniz?


Bülent okulda siyasetle hiç ilgisi olmayan, şair, bize çay yapan, her tartışmamızda orta yolu bulan biriydi. Sonra nasılsa siyasete bulaştı, Rahşan onu değiştirdi.


Bülent Ecevit ile Rahşan Hanım'ı siz tanıştırmışsınız?


Hasbelkader öyle oldu. Bülent'le aynı sınıftaydık. Ara sıra kızlarla bir araya gelir dans ederdik. Fakat Bülent çok sıkılgandı. Kızlarla pek beraber olmazdı. Ben İnsanlar Niçin Yaşar diye bir piyes yazdım. Bülent perdenin ardından Çanakkale Şehitleri'ni okudu. Rahşan dekor yaptı. Bülent bana gelip onu Rahşan'la tanıştırmamı istedi benden.


Birbirlerine yakıştırıyor muydunuz siz de onları?


No comment. (yorum yok) Onlar çifte tencere oldular.


Tencere kapak uyumu, tencere tencere uyumsuzluğu gösterir. Bülent Bey'le Rahşan Hanım tencere kapak mı, tencere tencere mi?


Söyleyeyim bari. Bülent bir gün bana "İkimiz de tencereyiz" dedi. Rahşan insanlara karşı çok katı ve peşin hükümleri olan bir kızdı. Beni de aforoz etti. Bülent'i başkalarıyla paylaşmaktan hoşlanmazdı.


Halam ilk modern kadın terzisiydi


Güzide Hanım, siz Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe'nin çocukluk arkadaşısınız. Atatürk'ü de tanıdınız. Neler hatırlıyorsunuz?


Varlıklı bir Üsküdar ailesinin kızı olan Güzide halamın kocası Yemen'e gitmiş dönmemiş. Mütareke yıllarında Üsküdar yangınında evleri yanıyor, sokakta kalıyorlar. O da Beyoğlu'nda iş buluyor, peçesiyle, çarşafıyla Rumların yanında terzilik yapıyor. Öğreniyor işi. Üsküdar'da bir atölye açıyor ve "çalışan ilk Müslüman Türk kadını" diye meşhur oluyor. Atatürk de o sıralar Afet Hanım'ı bulmuş, kürsüye çıkaracak. Modern bir kılık istiyor. Eşi halamın ahbabı olan Mahmut Esat Bozkurt Atatürk'e söylüyor, böyle böyle diye. Atatürk de "Tamam gelsin, tarif edeyim yapsın Afet'e bir kıyafet" diyor. Halam eli ayağı dolaşarak çıkıyor huzura. Atatürk, Rus gibi olmasın Türk gibi olsun, diyor, çiziyor. Halam da elbiseyi 48 saat sonra veriyor.


Yani Afet İnan'ın kürsüye çıkarken giydiği ilk kıyafeti Atatürk çizdi, halanız dikti, öyle mi?


Evet. O gün başlıyor halamın Çankaya'yla ilişkisi, Atatürk ölünceye dek sürüyor. Atatürk'ün bütün kızlarının elbiselerini, gelinliklerini halam dikiyor. O çağrıldıkça ben de gidiyorum halamla, iki üç gün kalıyorum. Ülkü'yle Afet Hanım'ın kız kardeşiyle oynuyorum. Ben 10-11 yaşındayım. Ülkü de 6 yaşında. Sarayda başka çocuk yok. Atatürk'ü bütün gün görüyoruz. Koşturuyor, oynuyorduk. Sadece patırtı yapmıyorduk. Çocuk olduğumuz için ondan korkumuz da yok. Atatürk de bize öyle bir his vermiyordu.


Bir anınızı anlatır mısınız?


Florya'daydık. Ülkü'yle denize giriyorduk. Atatürk de evin önündeki masada oturuyor. Bize seslendi "Çok kaldınız üşüdünüz, artık çıkın" dedi. Çıktık merdivenden. İkimizin de elinden tuttu. Havlularımızı verdi arkamıza. Dondurma yer misiniz, diye sordu. Frambuazlı dondurma vardı. Ne vakit frambuazlı dondurma yesem burnumun direği sızlıyor. (ağlıyor) Atatürk'ü bir daha görmedim. Arkasında ekoseli bir süveteri vardı. Saçları önüne düşmüş. Biz canı sıkkın zannettik. Meğer hastaymış. Hâlâ içim acıyor.