12:07, 04/09/2026, Cuma
Boğaz’ın görünmeyen trafiği: Erhan Erken’in anlatımıyla İstanbul’un balık takvimi
İstanbul Boğazı’ndan yalnızca gemiler geçmiyor. Yüzyıllardır balık sürülerinin de kullandığı bu eşsiz su yolu, mevsimlerle birlikte değişen canlı bir göç rotasına dönüşüyor. İTO Meclis Başkanı Dr. Erhan Erken’in anlatımıyla İstanbul’un kadim balık takvimi, Boğaz’ın görünmeyen hikayesini ortaya koyuyor.
İstanbul’u İstanbul yapan yalnızca tarihi yapıları, silüeti ve iki kıtayı buluşturan Boğaz’ı değil. Boğaz’ın sularında yüzyıllardır devam eden balık göçü de şehrin kültürel hafızasının önemli bir parçasını oluşturuyor. İlkbaharla birlikte Marmara’dan Karadeniz’e doğru yönelen balık sürüleri, sonbaharda suların soğumaya başlamasıyla yeniden Boğaz’a girerek Marmara’ya doğru ilerliyor.
Palamut, torik, lüfer, uskumru, istavrit ve hamsi, Boğaz’ın gözle görülmeyen trafiğinin başlıca yolcuları arasında yer alıyor. Bu kadim hareketliliği geçmişte İstanbullular çok daha yakından takip ediyordu. Hangi balığın hangi dönemde Boğaz’a gireceği, ne zaman yağlanacağı ve büyüdükçe hangi isimle anılacağı adeta şehrin doğal takviminin bir parçasıydı.
LÜFERİN İSTANBUL’DAKİ YERİ BAMBAŞKA
Sonbaharla birlikte lüfer ve palamut, kışa doğru ise uskumru ve hamsi İstanbul sofralarında yerini alıyordu. Özellikle lüfer, İstanbul kültüründe ayrı bir yere sahipti. Balığın büyüklüğüne göre isimleri de değişiyordu. Küçükten büyüğe doğru defne yaprağı, çinekop, sarıkanat, lüfer ve kofana olarak adlandırılan bu balıklar, yalnızca sofraların değil İstanbul’un günlük dilinin de parçası haline gelmişti. Palamut da büyüdükçe farklı isimlerle anılıyordu. Kestane palamudu, zindan adı verilen torik, sivri, altıparmak ve peçuta gibi isimler, İstanbul’un balık kültüründeki zenginliği ortaya koyuyordu.
BİR BALIK TAKVİMİ, BİR ŞEHİR HAFIZASI
Balıkçı tekneleri, dalyanlar, kıyıda oltasını Boğaz’a bırakanlar ve mevsimin ilk lüferini bekleyen İstanbullular, bu hareketliliğin ayrılmaz parçalarıydı. Bugün de Boğaz kıyılarında balık sürülerinin peşinden giden, mevsimini bekleyerek oltasını suya bırakan İstanbullular var. Ancak milyonlarca kişinin yaşadığı kentte, Boğaz’ın bu kadim balık göçünü bilenlerin sayısı giderek azalıyor.
Belki de İstanbul’u tanımak yalnızca kıyılarına, tarihi yapılarına ve silüetine bakmakla sınırlı değil. Şehrin mevsimlerle birlikte değişen görünmeyen hareketini fark etmek de İstanbul’u tanımanın bir başka yolu.
Çünkü ilkbahar ve sonbahar geldiğinde Boğaz’daki kadim yolculuk yeniden başlıyor. Balıklar yüzyıllardır kullandıkları bu su yolundan geçerken, İstanbul’un mevsimini de beraberlerinde değiştiriyor.










