Yazarlar Siyasetin mağduriyeti

Siyasetin mağduriyeti

Ali Bayramoğlu
Ali Bayramoğlu Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Sıhhatli düzen, toplumun önde durduğu, belirleyici ve görünür olduğu düzendir. Böyle bir düzende siyaset, toplumun kuşattığı çerçevede, onunla etkileşim içinde, tam meşruiyetle yol alır.

Sıhhatsiz düzen ise toplumun boğulduğu düzendir. En tipik boğulma, toplum siyaset ilişkilerinin ters yüz olması, toplumun siyasete hapsolmasıyla gerçekleşir.

Türkiye bir süredir bu sorunu tekrar yaşıyor.

Son dönemlerde, özellikle Gezi olayları sonrası "siyaset-toplum ilişkileri" gerek AK Parti açısından ve gerek AK Parti karşıtlığı bakımından böyle cereyan etti ve ediyor. Dershaneler tartışmasıyla bu durumu körükleyen yeni unsur "cemaat" oldu. Cemaatin merkezi dili ve siyasetiyle, dini, kültürel, sivil tüm diğer tezahürlerini, hallerini, tek tek mensuplarını bir sünger emdi ve içine hapsetti.

Sözünü ettiğimiz çatışma ve kutuplaşma üzerinden siyasetin, Erdoğan"dan Gülen"e açık ya da örtülü siyasetçinin diliyle şekillenen, yeniden siyasallaşan, edilgin olan bir toplum halidir...

Ancak toplumun siyasete esir olmasından daha vahim olan bir durum vardır.

O da toplum ve siyasetin birlikte "devlet"e teslim olmaları, devlet alanına hapsolmalarıdır. Ağır devlet krizleri, devlet alanının bir çatışma sahası haline dönmesi, devlet içi kutuplaşma bu hapsoluşun tipik göstergeleridir.

28 Şubat örneğin böyle bir durumdu.

Ve Türkiye bugün bir kez daha, biçimi farklı da olsa, siyaset mapusluğundan devlet mapusluğuna doğru hızla ilerliyor.

Bu tür durumların tahribatı çok olur.

Yaptıkları en önemli tahribat devlet aktörlerine siyasi açıdan değer kazandırmaları ve onları siyasi oyuna sokmalarıdır.

Genelkurmay Başkanlığı"nın bir süre önce yaptığı Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalardaki hassasiyetini ifade eden açıklama, askerin uzun süre sonra yaptığı ilk ciddi açıklamaydı.

Başbakanın bilgisi dahilinde olsun, olmasın, MGK"da konuşulsun konuşulmasın, bu açıklamanın varlığı kendi başına anlam taşır. En azından çatışma içinde askerin taraf olduğunu, tutumunu ifade ettiğini gösterir.

Nitekim bu açıklamayı önceki gün Genelkurmay Başkanlığı"nın Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, Poyrazköy gibi davalarla ilgili yaptığı suç duyurusu takip etti. Bu suç duyurusunda yer alan "bilirkişilerin manipüle edildiği, adli kollukların görev suçu işlediği, savcıların delilleri kararttığı, mahkeme heyetlerinin adil yargılamayı etkilediği" gibi ifadeler, "devlet krizi"nin ulaştığı boyutu gösterir.

Suç duyurusu ilk bakışta bir ittifak değişimi haline, asker ve siyasi iktidar arasında otonom yapıya, cemaate karşı ortak bir hassasiyete işaret etse de, belirleyici olan bu değildir.

Önemli olan askerin kendi başına ve kendisi için çatışma alanında, devlet sahasında siyasi nitelikli bir adım atmış olmasıdır.

Bu, işin sadece bir boyutudur.

Bir süre önce "Siyasi Cehennem" başlıklı yazımı şöyle bitirmiştim:

"Endişem (...) eski rejim unsurlarının devreye gireceği bir ortamın oluşmasıdır..."

Devlet krizinin aşılamadığı her an, siyasallaşacak sadece toplum değil, aynı zamanda devlet kurumlarıdır. Devlet krizi, kurumlar çatışması asker gözünde bir "devlet bekası sorunu"na dönüşürse, alacakları tutum demokrasi açısından risk taşır.

Dediğimiz şudur: Toplum ve siyasetin devlet esareti devam ederse, siyaset, üstü örtülü eylemlerle, gasp edilmiş devlet yetkileriyle, bunlara karşılık olarak atılacak otoriter adımlarla yapılırsa, iç içe olan iktidar savaşları ve değişim dengesinde birincisi öne çıkarsa anti demokratik riskler büyür.

Türkiye, hataları hukuk yoluyla tashih ederek, son 10 yılda kazandıklarını korumak zorundadır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.