"Mahpeyker" filmi tartışmasında kim haklı?

00:005/12/2010, Pazar
G: 4/09/2019, Çarşamba
Ali Murat Güven

Bilindiği üzere, zaman zaman pek çok farklı konuya bölünmüş, görsel açıdan daha hareketli sinema sayfaları yapabilmek için, sayfamızda ister istemez genişçe bir yer kaplayan köşe yazılarımın baskılı nüshadaki yayınından vazgeçip, bunları doğrudan internete atıyorum."İlle de köşem varolsun, diğer her türlü malzeme yerle yeksân olsun"diye inim inim inleyen biri olmadığım için böylesi bir yöntem çok daha iyi sonuç veriyor. Hem söz konusu aktarımlar sayesinde yer darlığından ötürü son anda orası-burası

Bilindiği üzere, zaman zaman pek çok farklı konuya bölünmüş, görsel açıdan daha hareketli sinema sayfaları yapabilmek için, sayfamızda ister istemez genişçe bir yer kaplayan köşe yazılarımın baskılı nüshadaki yayınından vazgeçip, bunları doğrudan internete atıyorum.
"İlle de köşem varolsun, diğer her türlü malzeme yerle yeksân olsun"
diye inim inim inleyen biri olmadığım için böylesi bir yöntem çok daha iyi sonuç veriyor. Hem söz konusu aktarımlar sayesinde yer darlığından ötürü son anda orası-burası kesilmemiş, gönlümden geçtiği uzunluk ve doygunlukta değerlendirme yazıları yazabiliyorum, hem de bu tür ayrıntılı analizlerimden keyif alan okurlarım onları bir tıklamayla internetten bulup okuyor ve başkalarıyla kolayca paylaşıyorlar.
Bu hafta da sizlere bol parçalı ve içerik açısından doyurucu bir sinema sayfası sunabilmek adına,
"Mahpeyker filmi tartışmasında kim haklı?"
başlıklı yazımı internet edisyonumuza aktardım.
Malûmunuz, söz konusu film geçtiğimiz hafta hem sektörde, hem de gazetemizin kültür-sanat alanındaki üç ağır ismi,
Yusuf Kaplan
,
Salih Tuna
ve
Akif Emre
arasında ufak çaplı bir polemiğe sebep oldu. Ben de meselenin hiç kimsenin bilmediği bazı cephelerine tanıklık etmiş biri olarak, bu noktadan sonra yukarıda andığım gönül dostlarıma karşı ahlâkî bir sorumlulukla
"topa girmem"
gerektiğini düşündüm.
Öte yandan, yine (yazma heyecanımın arttığı) bazı hafta sonlarında yapageldiğim üzere, bizi ve üslûbumuzu sevenlere ekstra bir armağan olmak üzere
ikinci bir köşe yazısı
daha hazırlamış bulunuyorum. Onun da başlığı
"Çok seri bir biçimde ''ultra-entel İslâmcı'' olmanın yolları"

Bu yazıda tasvir edilen toplumsal kesimi de pek çoğunuz yakından tanımaktasınız.

Velhasıl, her iki değerlendirmeyi de internet sayfalarımızda ilgiyle okuyacağınıza inanıyorum.

Birinci makale için lütfen
İkinci makale için lütfen
* * *
NOT-1
: Uzun yıllardır kullanmakta olduğum cep telefonu numaram geçen hafta sonu itibarıyla
değişmiştir
. Bana mutlaka ulaşması gerektiğini düşünen eski dostlarım, meslektaşlarım ve okurlarım e-posta adresime mesaj gönderebilir ya da gazetemizin
(0212) 612 29 30
numaralı santraline başvurabilirler.
"Selama karşılık verme"
noktasındaki huyumu suyumu iyi bilenler zaten şunu da çok iyi biliyorlar; tarafıma ulaşan bütün mesajlar mutlaka cevaplandırılacaktır.
Öte yandan,
"ovadaki koyunlar kadar kalabalıkta, dağdaki kurtlar kadar yalnız olmak"
tan ise gerçekten fena hâlde yorulmuş durumdayım. Madem ki genel manzaramız budur, o hâlde ben de artık biraz daha az aranmak ve mümkün olduğunca kafamı dinlemek istiyorum. Çünkü, telefonunuzun bunaltıcı bir sıklıkla çalması, o kadar da çok dostunuz olduğu anlamına gelmiyor ne yazık ki…
* * *
NOT-2
:
"Yeni Şafak Sinema Sayfası"
nı hazırlamam yıllardır kendilerine dert olan, İslâmî kesimin öz kaynaklarından aralıksız biçimde yemlenirken karakter olarak İslâm''ın yanından bile geçmemiş o (kim olduklarını çok iyi bildiğim)
"ruh hastası"
ve yardakçılarına özel bir notum var.
"Dost"
meclislerinde,
Ekşi Sözlük
''te,
İHL Sözlük
''te ve diğer bazı internet forumlarında alengirli cümlelerle ağlanmayı ve hakkımda atıp tutmayı bırakın artık… Direkt beni arayın, sizleri müşfik bir baba gibi elinizden tutup gazetenin yönetim katına götüreyim, yetkili ağabeylerinizle tanıştırayım, eğer anlaşırsanız bundan sonra sinema sayfamızı ekip olarak siz hazırlayın!
İçiniz rahat olsun, vallahi de billahi de yaparım bunu… Sizin aklınız böyle şeylere pek kesmez, fakat adınız kadar emin olun ki benim bu dünyayla ve bu dünyanın gelip geçici nimetleriyle topu topu bir düğümlük bağım bulunuyor. Korkum odur ki en sonunda bu dertten dolayı kanser olacak, genç yaşta yitip gideceksiniz. Çünkü, kendinizi yıllar yılı sözünü ettiğim kara sevdayla resmen helâk ettiniz. O yüzden, ben köhne koltuğumu her an sizin gibi hırs küplerine bırakmaya hazırım, siz yeter ki bir dakikalığına delikanlı olun, kaçak güreşmeyin ve kimliğinizi ayan beyan açıklayarak ortaya çıkın. (Bir de tabiî, sevgili
Cem Yılmaz
''ın unutulmaz esprisinde dediği gibi, dikkat edin, henüz ben varken o koltuğa oturmaya kalkmayın; üzülürsünüz sonra…)

Şaka bir yana, bütün kalbimle söylüyorum ki hiç bir sinema sayfası kendini bu kadar kasmaya değmez. Çünkü, ben gazetecilik mesleğinde bundan çok daha görkemli oyun sahneleri gördüm!