Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda 2005 yılından bu yana yaptığı konuşmaları özetleyip peş peşe sıraladığımızda ilginç bir tablo ortaya çıkar:
15.09.2005; Zulüm ve krizler karşısında BM yetersiz kalmaktadır. Reform ve şeffaflık şarttır.
28.09.2007; Küresel terör ile mücadele etmek gerekir. Herhangi bir yerdeki terör, tüm insanlığı hedef alır.
24.09.2009; Gazze’de yaşanan insanlık dramının sona erdirilmesi ve bölgede kalıcı bir barış ortamının oluşturulması hepimizin ortak insani ve vicdani sorumluluğudur.
22.09.2011; BM, belli ülkelerin çıkarları ve vesayeti istikametinde değil, bütün insanlığın hukukunu korumayı esas almak üzere yeniden yapılanmak ve vizyonunu yenilemek zorundadır. Somali’nin feryadı ve Arap Baharı dikkatle izlenmeli.
24.09.2014; Dünya beşten büyüktür. Suriye, Mısır ve Filistin krizlerinde BM işlevsiz kaldı.
20.09.2016; 15 Temmuz darbe girişiminin sorumlusu yeni nesil terör örgütü FETÖ, sadece Türkiye için değil, varlık gösterdiği 170 ülkenin tamamı için bir millî güvenlik tehdididir.
19.09.2017; Uluslararası toplumu Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’deki Filistinli kardeşlerimize, bağımsız ve coğrafi bütünlüğe sahip Filistin Devleti mücadelelerinde destek olmaya davet ediyorum. Yüzümüzün ve gözlerimizin rengi ne olursa olsun, gözyaşlarımızın rengi aynıdır.
25.09.2018; Geçmişte Bosna’da, Ruanda’da, Somali’de, yakın tarihte Myanmar’da, halen Filistin’de yapılan katliamlar hep BM Güvenlik Konseyi’nin gözü önünde gerçekleşmiştir. BM’i zulmün değil, adaletin kaynağı hâline getirmeliyiz.
24.09.2019; BM’in İsrail’le ilgili almış olduğu bunca kararlar var, bu kararlar uygulamaya geçiyor mu? Hayır, geçmiyor. Peki, o zaman BM ne işe yarıyor? Dünya, bedeni Bodrum sahiline vuran Aylan bebeği çok çabuk unuttu. Unutmayın ki bir gün aynı durum sizlerin, bizlerin de başına gelebilir.
22.09.2020; İnsanlığın kaderi sınırlı sayıdaki ülkenin keyfine bırakılamaz.
21.09.2021; Daha adil bir dünya mümkündür.
20.09.2022; Savaşın kazananı, adil bir barışın ise kaybedeni olmaz.
19.09.2023; Uluslararası toplumu, KKTC’nin bağımsızlığını tanımaya, bu ülkeyle diplomatik, siyasi ve ekonomik bağlar kurmaya davet ediyoruz.
24.09.2024; Hitler nasıl insanlığın ortak ittifakıyla durdurulduysa, Netanyahu da öyle durdurulmalıdır. Ey BM Güvenlik Konseyi, Gazze soykırımının önüne geçmek, bu zulme, bu barbarlığa ‘dur’ demek için daha neyi bekliyorsunuz?
23.09.2025; Çocukların açlıktan, ilaçsızlıktan öldüğü bir dünyada huzur olur mu? Çocukların, çocukları büyüttüğü Gazze’ye karşı insanlık görevinizi yerine getirin.
Ve…
22.09.2026 Salı; Tayyip Erdoğan olarak vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak, Rabbim ömür verdikçe, bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların da sesi olmaya, onlar için de konuşmaya, mücadele vermeye inşallah devam edeceğim. Biz, gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz, ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz.
Erdoğan’ın New York’taki her konuşması, Türkiye’nin bölgesel bir aktör olmanın ötesine geçerek bölgeler üstü bir başrol oyuncusuna dönüştüğünü dünyaya tescil ettiren stratejik hamlelerden oluşmuştur.
Erdoğan’ın 24 yıldır neden aralıksız iktidarda olduğunu, kendi partisine bile nasıl en az 15 puan fark attığını, liderliğindeki Türkiye’nin Küresel Yumuşak Güç Endeksi’nde nasıl sürekli yukarı tırmandığını ve ülkenin millî bağımsızlık yolunda onunla ne kadar mesafe katettiğini merak edenler; tüm bu ve benzeri soruların yanıtlarını Cumhurbaşkanı’nın BM konuşmalarını okuduklarında bulacaklardır.
Gemini, ChatGPT, Claude’da ‘neredesiniz’?
İletişim üstatlarından Sir Iain Williams’ın o meşhur, kuralını hatırlayalım: “Ölçmüyorsan yapma!” Yönetim biliminin babası Peter Drucker da aynı hakikati başka bir pencereden değerlendirir: “Ölçemediğin şeyi yönetemezsin.”
İletişim, duyguların değil; hedefin net koyulduğu, mevcut durumun ölçüldüğü, müdahalenin yapıldığı ve etkinin yeniden sınandığı bir mühendislik işidir.
Daha düne kadar markaların, kurumların ya da liderlerin algısı gazetelerden, televizyonlardan, sosyal medyadan ve arama motorlarından takip ediliyordu. Bugün ise hedef kitle, müşteri, yatırımcı kısacası herkes sorusunu doğrudan üretken yapay zekâ platformlarına soruyor. Karar vermeden önce okuduğu son metin, ChatGPT’nin, Gemini’ın ya da Claude’un ekranına düşürdüğü o iki paragraf olabiliyor.
Peki, o yapay zekâ platformu sizin hakkınızda ne biliyor? Doğru bilgiyle mi besleniyor, yoksa dijital çöplerle mi? Sizi parlatıyor mu, yoksa farkında bile olmadığınız bir kriz anlatısının ortasına mı oturtuyor?
Bilmiyorsunuz. Çünkü ölçmüyorsunuz.
Geleneksel medyadaki görünürlüğü, arama motorlarındaki sıralamayı santim santim ölçüp raporlayan iletişim dünyası; yapay zekâ cevapları gibi devasa bir alanı kör nokta olarak bırakmamalı.
İletişim mühendisliği tam olarak burada da devreye girmek durumunda. Yapay zekâ platformlarında oluşan algının ölçülüp izlenmesi geleneksel ölçüm metotlarına dâhil edilmeli. Bu artık bir lüks veya “gelecek vizyonu” değil; bugünün yalın bir mecburiyetidir.
İşte bu noktada, 40 yıllık iletişim tecrübesine sahip StratejiCo. teknolojik ölçüm platformu itibar.ai’ı hayata geçirmiş.
Yapay zekâ modellerinin kurumlar hakkında ne söylediğini ve cevaplarının yüzde kaçında anıldığını (Share of Voice), markanın anıldığı cevaplarda ne kadar olumlu anlatıldığı (Sentiment) ve ikisinin bileşiminden doğan bütüncül bir “itibar” skoruyla analiz eden program; sektörel araştırma, derin araştırma, algı araştırmaları ve profil inceleme başlıklarıyla kurumlara ışık tutmayı amaçlıyormuş. Türkiye pazarına özel Türkçe algoritmalarla çalıştığı söylenen itibar.ai, yapay zekânın ürettiği yanlış bilgileri ve itibar risklerini tespit ederek aksiyon planları önerebiliyormuş.

