İlk kez bu iki kavramı TV programında refikimiz Yusuf Alabarda’dan duymuştuk: Hâl ve Kal. Siyasette itibar; “Lisan-ı kal” (söz dili) ile “lisan-ı hâl”in (duruş ve eylem dili) uyumuyla kazanılır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vizyonerliği, siyasi aklı ve iletişim becerisinin yanı sıra vaatlerini yerine getirip sözünü tutarak elde ettiği güven ortamı çok kıymetlidir. “Türkiye Hazır, Hedef:2023” vizyonu ile 2011 seçim vaatleri listesinde yer alan ve gerçekleştirilen projelerden ilk aklımıza gelenleri sıralayalım…
Millî enerji politikaları ve millî savunma stratejileri doğrultusunda başlatılmış projeler, Çanakkale 1915, Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprüleri, Avrasya Tüneli, İGA İstanbul Havalimanı, TOGG, KAAN, HÜRJET, BAYRAKTAR TB2, AKINCI TİHA, Ertuğrul Gazi FSRU Gemisi, Akkuyu Nükleer Enerji Santrali, Karapınar Güneş Enerjisi Santrali, Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı, İstanbul Finans Merkezi ve onlarca şehir hastanesi, “Dünya 5’ten büyüktür” ifadesiyle Türkiye’yi tutarlı ve kesintisiz biçimde uluslararası düzeyde konumlayan haysiyetli dış politika…
Şimdi sormak gerekir: Bir tarafta küresel ölçekte kabul görmüş, içerde ve dışarıda dik duran, halkını anlayan ve tüm vaatlerini eyleme dönüştüren bir liderlik iradesi; diğer tarafta tek bir proje üretemeyen, kendi içinde güç savaşlarına hapsolan bir muhalefete bu millet oyunu ve gönlünü verir mi?
“Lisan-ı kal” ne söylerse söylesin, asıl belirleyici olan “lisan-ı hâl”dir. İstediğiniz kadar konuşun, süslü sloganlar atın; eğer “hâliniz” samimiyetten yoksunsa, eylemleriniz kavgaya ve projesizliğe dayanıyorsa millet sizin “kal’inize” bakmaz. Sayın Erdoğan’ın duruşundaki eylem ve samimiyet dilinin, muhalefetin boş söylem dilini susturabilmesinin sırrı tam da buradadır: Hâl dili, kal dilini her zaman yener.
Şimdi CHP ve Yeni Parti’nin hâl dillerine göz atalım...
CHP tarafına baktığımızda “kal” düzeyinde temizlik vaadi var. “Hal” dilinde ise polis eşliğinde genel merkeze girmeler, salonlardan taşan kavgalar, ihraçlar söz konusu.
Yeni Parti’nin hâli nicedir dersek… Partinin adı bile muamma. Yasal zorunluluk nedeniyle herhalde değişecek. Sonrasında yapılan açıklamalara bakıldığında ise, konular ‘el sıkışma, el silme ve haberdar olma’ eylemlerinden öteye geçemedi henüz. Kal’ini ise bilen beri gelsin.
Bir de Mansur Yavaş meselesi var tabii…
Yeni Parti yöneticisi Özel, Yavaş’ı İmamoğlu’nu ikame edecek “stepne aday”,” gibi gördüğünü açıkça dile getirdi. CHP’liler de “Kimse CHP’den üstün değildir” açıklamasıyla Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’na haddini bildirmeye kalkınca Yavaş, akıllıca bir manevrayla istifa edip çatı adaylığa soyunarak yoluna bağımsız devam etme kararı aldı.
Peki ortada bir vizyon, ideolojik çizgi, gelecek tasarımı, somut projeler var mı? Hayır, yok… Olamaz ki… Kendisi için ne yapacağını bilmediği algısı yaratan bir siyasetçiden ülke için ne yapacağını bilmesi beklenebilir mi?
Halkımız kalbini ve geleceğini; geçmişine sahip çıkan, halkın yüreğine dokunmayı başaran, inanç ve güven inşa eden, her şartta dik duran ve halkı özüyle sahiplenen, gelecek tasarımına ilişkin güvenilir vaatlerde bulunan ve sözünü tutan aktörlere teslim eder…
İşte, siyasi mücadeleyi Anti-Erdoğan, Anti-AK Parti düzeyinden yukarıya taşıyamayan muhalefet cephesinin bir türlü kavrayamadığı temel iletişim körlüğü tam da buradadır.
Paris’teki ‘Türkiye Atölyesi’
İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) yıllardır yürüttüğü “Paris Cité Internationale des Arts Türkiye Atölyesi” 2027 dönemi için müracaatlar başlamış.
Sadece bir misafir sanatçı programı olmayan, Türk sanatçısının dünyaya açılımına aracılık eden bu atölyede, görsel sanatlardan deneysel filme, tasarımdan performans sanatına; müzik ve edebiyata kadar geniş bir yelpazeden Paris’te üçer aylık dönemlerde yaşama, üretme ve küresel sanat ortamında bulunma imkânı söz konusu.
Paris’teki Cité des Arts, dünyanın dört bir yanından gelen 300’e yakın sanatçının aynı havayı soluduğu bir inovasyon vahası olarak tanımlanabilir. İKSV, 2009’dan bu yana bu atölyede 59 Türk sanatçısını ağırlamış. Sanatçılara sadece kişisel bir atölye değil; sergi salonları, prova odaları ve hepsinden önemlisi küresel bir network sunulmuş. Bu yıl da İKSV Genç Sanatçı Fonu’nun desteğiyle bu gelenek sürdürülüyor.
İki aşamalı bu yolculukta ilk elemeden geçen adaylar, hayallerindeki projeleri jüriye yüz yüze anlatma şansı bulacaklarmış.
Başvurular 2 Ekim 2026 saat 17.00’ye kadar çevrim içi olarak yapılabiliyormuş. Kazananlar ise İKSV’nin resmi kanallarından ilan edilecekmiş.
Sanata yapılan her yatırım, geleceğe atılan en güçlü imzadır. Bu vizyoner projeyi yıllardır başarıyla sürdüren İKSV ekibini kutluyoruz.
Aslolan kesintisizliktir…
Kurum kültürünün temelinde yeniden üretim, kesintisizlik ve toplumsal değer yaratma vizyonu yatarsa o kurumun itibarı daha kolay yönetilebilir.
50 yılı aşkın süredir bu felsefeyi gençlerin yanında durarak uygulamaya çalışan, eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirmeyi hedefleyen Sabancı Vakfı’nın üniversite öğrencilerine sağladığı karşılıksız burs programının bu yılki eğitim dönemi için başvuruları açılmış.
Her yıl yaklaşık 1.500 başarılı ve maddi desteğe ihtiyaç duyan gence kapılarını açan kurum, bursları üniversiteye girişten mezuniyete kadar sürdürüyormuş. Yeni dönemde de 10 ay boyunca devam edecek bu destek için son başvuru tarihi 16 Ekim 2026 imiş.
Bünyelerinde ‘burs birimi’ bulunan üniversitelerin öğrencileri bu birim üzerinden, diğer üniversitelerin öğrencileri ise başvurularını www.microfon.co adresinden yapabiliyorlar. Aynı adresten burs kategorileri ile ilgili bilgi almak da mümkün.
Gençler, Sabancı Topluluğu şirketlerindeki staj imkanlarıyla iş hayatını deneyimliyor; ‘Mentorluk Programı’ sayesinde ise mezun bursiyerlerin tecrübelerinden besleniyorlar. Sabancı Vakfı’nın farkı, bursu sadece bir “maddi aktarım” olarak görmeyip onu bütünsel bir yetenek yönetimine dönüştürmesi.

