Eğitim işte şimdi ‘millî eğitim’ oluyor

04:0027/02/2026, Cuma
G: 27/02/2026, Cuma
Aydın Ünal

Atatürk Mahallesi Atatürk Sitesi’nde oturan genç, sabah okula gitmek için evinden çıkıyor, Atatürk Bulvarı’ndaki Atatürk heykelinin bulunduğu Atatürk Meydanı’ndan geçip Atatürk Caddesi’ndeki Atatürk Lisesine geliyor. Onuncu Yıl Marşı eşliğinde okul bahçesindeki Atatürk büstünün önünden geçiyor, okul binası içindeki Atatürk köşesinin de yanından geçerek Atatürk’ün sözlerinin yazıldığı merdivenleri çıkıyor, sınıfına giriyor. Kara tahtanın üstünde Atatürk portresi. Ders kitabını çıkarıyor, ilk sayfasında

Atatürk Mahallesi Atatürk Sitesi’nde oturan genç, sabah okula gitmek için evinden çıkıyor, Atatürk Bulvarı’ndaki Atatürk heykelinin bulunduğu Atatürk Meydanı’ndan geçip Atatürk Caddesi’ndeki Atatürk Lisesine geliyor. Onuncu Yıl Marşı eşliğinde okul bahçesindeki Atatürk büstünün önünden geçiyor, okul binası içindeki Atatürk köşesinin de yanından geçerek Atatürk’ün sözlerinin yazıldığı merdivenleri çıkıyor, sınıfına giriyor. Kara tahtanın üstünde Atatürk portresi. Ders kitabını çıkarıyor, ilk sayfasında Atatürk resmi. Tarih, matematik, inkılap tarihi derslerinde Atatürk anlatılıyor, müzik dersinde Atatürk’ün sevdiği şarkılar söyleniyor, resim dersinde Atatürk portreleri çiziliyor, din dersinde bile Atatürk’ün görüşleri işleniyor…

Kimseyi rencide etmeden, kimsenin kutsallarına ya da değerlerine kastetmeden, tüm samimiyetimle soruyorum: 1940’larda terk edilmiş, bugün Kuzey Kore’de, Asya ya da Afrika’nın koyu diktatörlüklerinde bile olmayan böyle bir formatlamayı çocuklara, gençlere neden yapıyoruz?

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Başlangıç Kısmı’nın ilk cümlesinde “Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda” ibaresi var. 5’inci paragrafta “Atatürk medeniyetçiliği” kavramı geçiyor. 2’nci Madde’de “Atatürk milliyetçiliği” kavramı var. Eğitimle ilgili 42’nci Madde’de “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda … yapılır” ifadesi var. Başka yerlerde de benzer ifadeler yer alıyor.

Atatürkçülük ya da Kemalizm’in Mustafa Kemal tarafından kurulmadığını, onun ölümünden sonra ortaya çıktığını, ona dayandırılan “milliyetçilik”, “medeniyetçilik”, “ilericilik”, “çağdaşlık”, “Batıcılık”, “Laiklik”, “müspet bilim”, “çağdaş bilim” gibi kavramların net, belirgin çerçevelerinin çizilmediğini, bu kavramların zamana, zemine ve çıkarlara göre keyfîce yorumlandığını da tarihi tecrübelerden biliyoruz.

Anaokulundan fakülte mezuniyetine kadar her çocuğa ve gence verilen bu formasyon sonucunda, “Atatürkçülük” nedir sorusuna verilen cevapların da bildik sloganların ya da “Atatürk olmasaydı adın Yorgo olurdu” seviyesinin üzerine çıkmadığını da tecrübe ediyoruz.

Bu meseleyi Türkiye’de henüz sağduyuyla, soğukkanlılıkla, samimi soru ve sorgulamalarla ele alabilmek mümkün değil. Öyle görünüyor ki bir müddet daha Türkiye’de kimse çıkıp “Biz ne yapıyoruz”, “Bi duralım, nefeslenelim, düşünelim” ya da “Kral çıplak” diyemeyecek.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in bazı tasarrufları Atatürk, Atatürkçülük ya da laiklik karşıtlığı olarak tepki görüyor. En son, Ramazan etkinlikleri yapılması ve çocukların bu etkinliklere gönüllü katılımının sağlanması yönündeki yazısı da bildiriler ve yürüyüşlerle protesto ediliyor.

Milli eğitim sistemimiz ve mevcut müfredatımızla, çerçevesi son derece muğlak olan Kemalizm etkisinde sağlıklı çıktılar elde edilemediğini görüyoruz; yine de, Yusuf Tekin’in amacının Atatürkçülük karşıtlığı olmadığını biliyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki gün AK Parti Grup Toplantısı’nda Milli Eğitim Bakanı’na ve uygulamalarına sahip çıktı. “Yapılan doğrudur, yerindedir, hukukidir” dedi.

Erdoğan’ın bazı ifadeleri özellikle dikkat çekiciydi: “Milletin mayasında İslâm vardır” dedi Erdoğan. “Bizim tarih boyunca üç kıtaya huzur götüren büyük devletlerimizin harcında, dünyaya istikamet çizen medeniyetlerimizin temelinde Kur’ân, peygamber aşkı, iman, oruç vardır. Ahmet Yesevî, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Mevlânâ, Ahmedi Hani ve daha nicesi İslâm’ın gür sedasıyla bu vatanın ve bu milletin harcını karmışlardır… Ezan, Kur’ân, Peygamber, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli unutulduğunda milletten geriye hiçbir şey kalmaz” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, azınlık hakları ve farklı inançlara saygı noktasında Türkiye’nin ithal kavramlara ihtiyacını olmadığını, kimseden ders almayacağını, tam tersine tarihi tecrübesiyle ders verecek konumda olduğunu söyledi.

Altı özellikle çizilmesi gereken ifadeler ise şunlardı: “Kendi özümüzle, kendi ruhumuzla, kendi devlet, millet, medeniyet değerlerimizle büyüyeceğiz. Başkalarına benzeyerek değil, biz olarak, kendimiz olarak, Türkiye olarak düştüğümüz yerden kalkacak, doğrulacak ve 86 milyon el ele, gönül gönüle verip Türkiye Yüzyılı’nı kendi değerlerimizle inşa edeceğiz.”

Ortada Atatürkçülüğe açılmış bir savaş yok; dedik ya, Türkiye bu konuları sorgulayacak zemine henüz kavuşmadı. Ancak hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, son derece muğlak bir formasyon ve doktrinasyonun ürettiği sorunlar karşısında Milli Eğitim sistemine can suyu vermek, çocuk ve gençlere millî bir istikamet çizmek için çaba harcıyorlar.

Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi “millet” ile “İslâm” arasına bir sınır çizmek mümkün değil. Onun için Milli Eğitim’de yapılanları “dindarlaşma” değil, “millileşme” olarak okumak daha sağlıklı olacaktır. Böyle bakıldığında, gösterilen tepkilerin de neye tekabül ettiği daha iyi anlaşılacaktır.

Çocukları ve gençleri, Atatürk sonrası üretilmiş; çerçevesi, sınırları, kalıpları, istikameti, gayesi belli olmayan “jel” ideolojilerle yetiştirmek yerine kendi milli ve manevi değerlerimizle yetiştirmek hiç kuşkusuz Türkiye adına çok faydalı olacaktır. Türkiye ancak ve ancak böyle büyüyecektir.

Erdoğan’ın ifadeleriyle, “nesli tükenmekte olan” bir azınlığın kuru gürültüsü karşısında, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in uygulamalarına sahip çıkmak, savunmak hepimiz için milli meseledir.

#eğitim
#toplum
#Aydın Ünal