Yazarlar Hadi itiraf edelim, biz de çöktük

Hadi itiraf edelim, biz de çöktük!

Ersin Çelik
Ersin Çelik Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Psikiyatri hekimi Mustafa Merter Hoca “O aptal telefonlara ne kadar bakıyorsak, o kadar ifsat oluyoruz” tespitini ve daha fazlasını bir Gerçek Hayat dergisi söyleşisinde yapmıştı. Ekran ve bağımlısı insan ilişkisi üzerine çok sayıda çalışma yapıldı elbette. Fakat bundan 50 yıl önce, televizyon denilen cihaz ülkemize henüz gelmişken dedelerimiz kendilerince bir tespitte bulunmuş ve önlemler almıştı. Televizyonları evlere sokmuyorlardı! “Ben hayattayken o ‘şeytan kutusu’ evimize girmeyecek” sözü kulaklara bir yerlerden çalınıyordur mutlaka. Daha bir ana haber, dizi film, kuşak programı bile izlemeden ne gördüler? Hangi sosyolojik kaygılar ve psikolojik vakalar üzerine böyle bir direnç gösterdiler acaba? Üstelik sosyal çevrelerinde ve en fazla da evde televizyon isteyen aile üyeleri tarafından yobaz olarak yaftalanmayı göze aldılar. Seksenli yıllar ve öncesinde doğanlar hatırlar; çevremizde televizyonu çağın en büyük musibeti olup kıyamete yakın dünyayı saracak olan, tüm Müslümanların kendisinden sakınması hatta mücadele etmesi gereken ‘Deccal’ olarak gören mütedeyyin insanlar vardı. Şimdilerde de hepimizin elinden düşürmediği telefonlar için aynı benzetmeyi yapan çok fazla insan tanıyorum.

FACEBOOK DA MAHSUR KALDI

Telefon, tablet, bilgisayar, LCD… Beyaz ekran ile kurduğumuz bağ meselesi hayati bir konu. Dünyanın nüfusu 7 milyar 750 milyon kişiyi aştı. İçinde bulunduğumuz 2021 yılında 3,45 milyar insan Facebook, WhatsApp, Instagram ve Messenger’dan en az birini aktif olarak kullanıyor. Google, YouTube, Twitter gibi diğer sosyal medya mecralarının verileri buna dâhil değil. Ben dikkatleri Facebook ekosistemine çekmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde 7 saat boyunca hiçbir şekilde erişim sağlanamayan Facebook ve çatısı altındaki sosyal mecraların aktif kullanıcı sayısı dünya nüfusunun neredeyse yarısına tekabül ediyor. Yani dünya nüfusunun yarısı yedi saat boyunca sanal dünya ile bağlarını koparmak zorunda kaldı. Büyük olay!

Aslında sadece kullanıcılar değil Facebook da kendisini internetin olmadığı bir alana kilitledi. Platformda yaşanan sunucu hatasını düzeltmesi gereken sistem internete erişemediği için tarihin en büyük sosyal medya çöküntüsü yaşandı. Arkası gelir mi gelmez mi bilmiyoruz. Bu büyük kesinti sırasında neler yaşadığımızı biliyoruz sadece.

UYKUDAN ‘BİR AN’ UYANIR GİBİ…

Çöküntü sonrasında Instagram gelir gelmez bir anket yaptım. Takipçilerime kesintiyle ilgili beş soru sordum:

- Instagram çökünce ne hissettiniz?

- Keşfet boşluğuna düştünüz mü?

- Keşke gelmese dediniz mi?

- Erişime açılınca ilk tepkiniz ne oldu?

- Bu geçici durum bize nasıl bir ders olsun?

İki gün içerisinde, hem paylaşımın altına hem de mesaj yoluyla 300’den fazla cevap geldi. Hepsi de gerçek kullanıcılar. Instagram’ın gitmesinden memnun olanlar ağırlıktaydı. ‘Farkında olmadan bağımlı olduğumuzu gördük’ itirafları bir hayli fazlaydı. ‘Keşke gelmeseydi’ diyenler ile yazıştım. ‘Geldi ve buradasınız. Neden siz gitmiyorsunuz’ şeklinde yeni soru yönelttiğim takipçilerim ‘Haklısınız’ diyerek emoji koydular genellikle.Yani kaldıkları yerden devam ettiler. Sosyal medya kesintisi kullanıcılar için mağduriyetti oysa. Fakat geri dönüşler şunu gösterdi ki; sosyal medya mağduriyetin ta kendisiydi. Çok sayıda takipçim kesintinin yaşandığı yedi saat içinde kitap okuduğunu yazdı. Daha önce okumuyorlar mıydı? Okuyorlardı elbette lakin bir takipçim şunları yazdı: ‘WhatsApp yoktu ve bu yüzden kafamı kitaptan kaldırıp telefona hiç yönelmedim. Okudum bitti.’

DOKTOR KİM, HASTA KİM!

Önceden iyi bir okur olan ama şimdilerde hayatında kitap okuyacak kadar boşluk olmayan ya da bir sayfayı kafasını kaldırmadan okuyamayan biri normalde; mesleki yoğunluktan, ev işlerinden, çocuklar ile ilgilenmekten vakit ayıramamayı sebep olarak açıklar değil mi? Artık işimizden, evimizden, çocuklardan daha önemli fakat henüz itiraf edemediğimiz bir yoğunluğumuz var: Bağımlısı olduğumuz beyaz ekranlar. Yaşanan yedi saatlik kesinti aslında tüm dünyayı bağımlı olduğu gerçeği ile yüzleştirdi. Peki, biz bu acı gerçekle yüzleşiyor muyuz? Hayır! Çünkü o boşlukta soluğu Twitter’da ve Telegram’da aldık.

Yedi saatlik sürede yaşadığımız krizler, kâbuslar, panik ataklar ve ‘Şimdi ne olacak’ sorusunun enkaz gibi üzerimize çökmesinden nasıl kurtulduk peki? Facebook ekosisteminin yeniden aktif hale gelmesi ile. Virüs-antivirüs denkleminin gönüllüleri olarak kaldığımız yerden devam ettik yani. Ben de bunlardan biriyim. Sadece yazmaya cesaret ettim. Fakat ekran-insan ilişkisi korkunç, dönülmez bir yere doğru giderken; toplum bilimleri ve ruh bilimi gerekli adımları atmıyor bir türlü. Bir reçete sunulamıyor. Sosyoloji ilimi dijital sosyolojiyi analiz edemiyor. Başka bir sorun daha var. Bu aynı zamanda şahsi gözlemim; Instagram üzerinden daha fazla danışana ulaşmaya çalışan çok sayıda psikolog da etkileşim bağımlısı olmuş durumda. Beğeni ve yorum sayıyorlar. Kim doktor kim hasta belli değil. Sahi duygularımızı, düşüncelerimizi kimler yönetiyor? Ne yiyeceğimize, ne giyeceğimize, kiminle arkadaş olacağımıza kim karar veriyor? Aslında biz kimiz? Kendimize kendi irademizle bir yedi saat ayırsak, belki göreceğiz…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.