"O arabada bakan varsa benim arabamda da annem var!"

00:0011/05/2007, Cuma
G: 28/08/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Hafif hafif ciselerken yağmur, annesine bir nefes bahar havasının iyi geleceğini düşündü. Annesine.Zamansız ölümlerden arta kalan annesine.Genç bir kadın iken eşini kaybetmiş, bir kız, bir erkek evlatla dünya üstüne yıkıldığı annesine.Sahibimiz Allah. İğne deliğinden hayat kotarmıştı evlatlarına.Babamın sultanı annem dedi yavaşça pencereyi açmaya uğraşırken.Pencereyi açacaktı.Taze bahar kokusu dolsun diye içeriye.Sırasız ölümden ağırı yokmuş diye diye, göz yaşını, göz hizasından aşağı düşürmeyen

Hafif hafif ciselerken yağmur, annesine bir nefes bahar havasının iyi geleceğini düşündü. Annesine.

Zamansız ölümlerden arta kalan annesine.

Genç bir kadın iken eşini kaybetmiş, bir kız, bir erkek evlatla dünya üstüne yıkıldığı annesine.

Sahibimiz Allah. İğne deliğinden hayat kotarmıştı evlatlarına.

Babamın sultanı annem dedi yavaşça pencereyi açmaya uğraşırken.

Pencereyi açacaktı.

Taze bahar kokusu dolsun diye içeriye.

Sırasız ölümden ağırı yokmuş diye diye, göz yaşını, göz hizasından aşağı düşürmeyen annesine bahar kokusu! Taze bahara dayısının taze bedeni eşlik ediyordu toprağın altından. Ah toprak. Dayım kokusu mu olacaktın artık.

Taze bahar ulaşır mı!

Ne vakittir kardeşini anlatıyordu. Dayın diye bir cümleye başlıyor bir türlü ardını getiremiyordu. Gece gündüz okuyan kardeşini. İmam-Hatip''i bitirip de ABD''lerde ihtisas kazanan kardeşini. Akşamları sabaha, sabahları akşamlara ekleyen kardeşini. Bir alimin ölümü, alemin ölümüymüş.

Dayın diye başlamıştı dün sabah yine. Dayın öğrenci iken birkaç günlüğüne gelmişti ABD''den. İstanbul''da buluştuk. Sonra orada bir parkta oturduk. Bir çay içimi kadar. Ne dedi dayın biliyor musun? Demek siz burada böyle yaşıyorsunz. Böyle geniş. Böyle gamsız. Çay içip etrafınıza bakabiliyorsunuz ha. Bunca çok vaktiniz ha!

Bizim vaktimiz senin olaydı ya!

Hep çalıştı. Hep okudu. Hep yazdı. Ah nasıl ağrıma gidiyor oğlum. Manşetler atmışlar. Ölüme yenik düştü diye. Ölüm, güreş tutulacak pehlivan mı ki!

Hadi anneciğim gidiyoruz. Sana göstermek istediğim bir şey var. Soru sormak yok. Hemen hazırlan. Kahvaltıyı filan da boşver. Yolda icabına bakarız. Uludağ''a doğru gidelim diyorum.

* * *

Hiç konuşmuyor annesi. Dayısının mezarı Bursa''da olsa idi ölüm daha kolay katlanılan bir şey olur muydu?

Biraz neşelendirebilse idi annesini. Keşke ağlayan bir kadın olsa idi. Şikayet eden bir kadın. Metin kadınları teselli etmek ne zor.

Tam o anda kırmızı ışıkta beklerken; siyah bir araba hızla üzerlerine geliyor. Koru bizi Rabbim diye bağırıyor annesi. Habibin yüzü suyu hürmetine!..

Yerlerdeki cise ile birlikte durdukları yerde dört dönüyorlar. Dokundurup giden siyah araba hızla gidiyor.

Bunun hesabını verecekler diyor öfke ile.

"Ah oğlum. Görmedin mi? Kim bilir kimin arabası. Mafya mıdır nedir kim bilir!"

"Ne mafyası anne. Resmi araç. Ya milletvekili var içeride ya bir bakan. Göreceğiz."

"Görmeyelim aman oğlum. Onlar yoluna biz yolumuza."

"Olur mu anne. Sen böyle mi öğrettin bize. Kötülüğü elinizle, dilinizle engelleyeceksiniz. Yetmiyorsa gücünüz, kalp ile buğz edeceksiniz, efendimizin sünneti bu diye öğretmedin mi?"

"Tamam oğlum. Kalbimizle buğz edelim işte."

"Yok öyle kolayına anne. Önce bir elimizi, dilimizi devreye sokalım hele."

"Yapma oğlum. Bak uçup gittiler. Biz onlara yetişemeyiz."

"İşte esas bunun hesabını verecekler anne. Var mı böyle yol almak şehir içinde!!!"

* * *

"Hop dur orada. Nereye gidiyorsun sen?"

"Bakın memur bey. Onların yüzünden pervane gibi döndük kavşakta. Ölüm ile burun buruna geldik. Bir özür bile dilemediler."

"Dur aslanım. Özür dilesin dediğin arabada bakan var."

"Memur bey benim arabamda da annem var. Dünya bir yana annem bir yana!"

Polis hiç yüzüne bakmadan konuştuğu delikanlıya bakıyor tam o an. Dünya bir yana annem bir yana diyen genç delikanlıya.. Göz göze geliyorlar. Ne yiğit çocuk diye düşünüyor polis. Helal olsun. Ne laf ama benim arabada da annem var. Hayatta bir defa şöyle sahiplenebilmiş olaydı anacığını.

* * *

"İn arabadan aşağı. Kusura bakmayın sayın bakanım. Arkadaşın bir özür borcu varmış.”

* * *

"Oğlum bu kadar gözü kara olacak ne var. Özür dilese ne olacak dilemese ne olacak."

"Çok şey anne. Tepkimizi koyduk. Ama bakanda da hiç iş yokmuş. Hakikatli bir insan olsa idi memurun indirdiği şoförünün suçuna sahip çıkar bir zahmet aşağı inip özür dilerdi.

"Ah oğlum başımıza iş açılacaktı az kalsın. Bakan mıymış o arabadaki?"

"Hayır anne bakamayan göremeyen miş."

* * *

Bu satırların yazarına bu yazıyı yazdıran cümle: "Benim arabada da annem var."

Ama siz üstümüze atılmış ıslak yorgan ikliminde, "kimlikler" ile ilgili olacaksınız ve yazdığınız iletilerde bakanın ismini vermemi isteyeceksiniz. Oysa ben kimlikler ile ilgili değilim. Beni ilgilendiren suç ve suçun duyarsızlık abidesi olarak ortaya bırakılıvermiş olması.

Biliyorum ki mutmain olmayacak kalbiniz. Şu kadarını söyleyeyim o vakit. Olay Refah-Yol hükümeti zamanında geçiyor. Bakanın adını öğrenmeye hiç çalışmadım.

Beni Vasfiye Hanım''ın oğlu ile gurur duyan hali, o bakanın isminden daha çok ilgilendiriyordu çünkü.