Yazarlar Okuyucuların adresini de ister misiniz Kemal Bey?

Okuyucuların adresini de ister misiniz Kemal Bey?

Hüseyin Likoğlu
Hüseyin Likoğlu Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Bir postacı en son ne zaman kapımı(zı) çaldı hatırlamıyorum. Unuttuğumuz bu eski gerçeği iki hafta önce CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu sayesinde tekrar hatırladım. Temmuz’un başında kapı zili çaldı. Açtım, gelen postacıydı, “Mektubunuz var” dedi. İmzayı atıp mektubu teslim aldım. Postacı gider gitmez, hızlıca zarfı açıp okumaya başladım: Davacı Kemal Kılıçdaroğlu, davalı Hüseyin Likoğlu.

Sayın Kılıçdaroğlu, (FETÖ’den yargılaması devam eden) avukatı Celal Çelik aracılığıyla, 11 Nisan tarihinde yazdığım, “6’lı Masada Brexit Gölgesi” başlıklı yazım nedeniyle hakkımda tazminat davası açmış; 150 bin Türk Lirası istiyor.

Yazımda kullandığım başlık ve olumsuz yargı içeren sözlerim kötü niyetimi, hakaret ve iftira kastımı ortaya koyuyormuş. Yazdıklarım ifade özgürlüğü ya da eleştiri kapsamında görülemezmiş ve Kılıçdaroğlu’nun kişilik değerlerine zarar vermişim.

Peki ne yazmışım? İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, 6’lı masada hazırlanan mutabakat metni ilan edilmeden önce, ‘metnin bir AB üyesi ülkenin Ankara büyükelçisine gönderildiği’ne ilişkin iddiasından yola çıkarak kaleme aldığım, “6’l Masada Brexit Gölgesi” başlıklı yazımda, Kılıçdaroğlu’nun Almanya, Ekrem İmamoğlu’nun da İngiltere ile yakınlığına dikkat çekmişim.

Yazıda, Kılıçdaroğlu’nun daha genel başkan seçilmeden önce Almanya ile olan ilişkilerinden başlayıp genel başkan seçildikten sonra da süren kritik Almanya ziyaretlerinden örnekler vererek, onun Almanya ile olan yakınlığını hatırlatmışım.

Bu hatırlatmayı yapmamın iki sebebi vardı. Birincisi İçişleri Bakanı Soylu’nun iddiasıydı. İkinci ve en önemlisi de Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu arasında açığa çıkan adaylık kavgasıydı.

İmamoğlu’nun, geçtiğimiz kış, yoğun kar yağışı nedeniyle İstanbul’da meydana gelen felaket sırasında, mahsur kalan vatandaşları kurtarması gereken kar küreme aracını kendine eskort ederek, İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi'yle balık yemeye gitmesi CHP içinde büyük tartışmalara neden olmuştu. Durumu fırsat bilen Kılıçdaroğlu, adaylıkta kendine rakip gördüğü İmamoğlu için harekete geçmişti. İmamoğlu’nun, “Bu buluşmadan genel başkanın haberi var mıydı” sorusuna, “Genel başkan benim hangi yemeği yediğimi niye takip etsin” şeklinde karşılık vermesi üzerine Kılıçdaroğlu da, “Elbette haberim vardı. Ekrem Bey önemli bir karar verirken genel başkana bilgi verir” diyerek ikili arasındaki hesaplaşmayı gözler önüne sermişti.

Bu durumda ya Kılıçdaroğlu, ya da İmamoğlu yalan söylüyordu. Yazının tamamını burada tekrarlayacak değilim, kendimi savunmak gibi bir derdim de yok. Yargı en adil kararı nasıl olsa verecek.

Asıl değinmek istediğim konu ise dava dilekçesindeki diğer davalı. Bu arada bir şeyi de doğrusu çok merak ediyorum. Dava dilekçesinde benim iş yeri adresim yazarken, mektup ev adresime nasıl geliyor? Daha yeni taşındığım evimin adresini ben bile bilmezken FETÖ’den yargılaması devam eden Celal Çelik nereden biliyor?

Dönelim esas konuya, dava dilekçesinde davalılar arasında benden başka bir de Turkuvaz Dağıtım Pazarlama A. Ş. var. Turkuvaz Dağıtım, Cumhuriyet, Sözcü, Karar gibi CHP’ye yakın gazeteler dahil bütün gazeteleri dağıtan bir şirket.

Turkuvaz’ın davalılar arasına sayılması çok ilginç. Ne yapacaktı Turkuvaz, “Ey Hüseyin Likoğlu sen burada Kemal Kılıçdaroğlu’na hakaret ediyorsun. Gazetenizi dağıtmıyoruz mu” diyecekti. Eğer dağıtım şirketlerini içerik üzerinden davalı hale getireceksek, benim Sayın Kılıçdaroğlu’na süper bir teklifim var. Dağıtım şirketlerinden daha büyük suçlular var: Okuyucular! Asıl suçlu onlar.

Sayın Kılıçdaroğlu herhalde söylediğiniz yalanlar ve attığınız iftiralar nedeniyle büyük tazminat cezalarıyla karşı karşıyasınız. Bunun için paraya sıkıştınız, çareler arıyorsunuz. Teklifim bu çaresizliğinize de çare olabilir. Bence siz okuyucuları da davalı listesine ekleyin.

Sahi okuyucularımızın adresini ister misiniz?

Rasim Özdenören

Güle güle Rasim abi..

Hac farizası öncesinde hem hal-hatır sormak hem de helallik istemek için aramıştım Rasim Özdenören ağabeyi. Telefonu kıymetli eşi Ayşe Hanım açtı, “Hastanedeyiz telefonu veriyorum Rasim Bey’e” dedi. Geçmiş olsun dileklerimin ardından, “Hacca gitmek nasip oldu, hakkınızı helal edin” dedim. Her zamanki nazikliği ve bana yansıyan tebessümü ile karşılık verdi.

Rasim Özdenören’i anlatacak ifadeler kurmak çok zor. Özellikle Ankara’da görev yaptığım yıllarda daha sık görüşme imkanımız olmuştu. Mütevazılığı ve güler yüzü insanı alıp götürüyordu. Sohbetlerimizde zamanın nasıl geçtiğini hissetmiyordum.

Rasim ağabeyin bırakın kültür dünyamıza kazandırdıklarını sadece aldığı ödülleri yazsanız sayfalar yetmez. Binlerce fidan, binlerce gül yetiştirdi. Milyonlarca gönülde yaşayacak. Rasim abinin gençler üzerinde nasıl etki bıraktığının en güzel örneklerinden biri, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’ni birincilikle bitiren Merve Nur Uçar’ın mezuniyet törenindeki şu konuşmasıdır: Hekimliğin en başta bir vicdan meselesi olduğunu vurgulayan değerli hocalarımıza, asistanlarımıza teşekkür ediyoruz. Rasim Özdenören’in dediği gibi hem bu deveyi güdecek hem bu diyardan gitmeyeceğiz...

Mesleğe başlamadan önce Özdenören’in okuyucusuyduk ve vefatına kadar hiç ara vermeden okumaya devam ettik. Daha sonra nasip oldu mesai arkadaşı olduk. Rasim Abi, kurulduğu 1995’ten bu yana 27 yıl ara vermeden Yeni Şafak’ta okuyucularıyla buluştu.

Ağabey, Müslümanca yaşadığına şahidiz; cennet mekanın olsun!..


6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.