Yazarlar - Birkaç dolarlık adamlar - Ali Babacanın kaç tane daha Metin Gürcanı var? -Casusluktan ötesi de var

- Birkaç dolarlık adamlar! - Ali Babacan’ın kaç tane daha Metin Gürcan’ı var? -Casusluktan ötesi de var!

İbrahim Karagül
İbrahim Karagül Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Deva Partisi kurucularından Metin Gürcan, siyasi ve askeri casusluk suçlamasıyla tutuklandı. Bu, sadece bir kişinin “birkaç dolara” kendini ve vatanını satmasıyla sınırlı bir durum mu? Değil.

Bu, artık çok tehlikeli bir hale gelmiş genel bir eğilim. Bireylerin çok ötesinde; kurumların, oluşumların, siyasi partilerin, siyasi liderlerin irdelenmesine kapı aralaması gereken çarpıcı bir örnek.

BABACAN’IN PARTİSİNDE BAŞKA NE TÜR İNSANLAR YUVALANDI?

Deva Partisi lideri Ali Babacan, böyle bir adamı parti kurucusu yapabiliyorsa kendisinin siyasi parti kurma amacı da, partisinin genel hedefleri de sorgulanabilir hale gelmiştir.

Aslında, Metin Gürcan olayının açığa çıkmasına bile gerek yoktu. Babacan’ın siyasi şovları, yalan üzerine kurduğu provokatif siyasi dili, partisinin üstlenmeye çalıştığı misyon zaten bu sorgulama kapısını açmıştı.

Türkiye’ye; siyasi darbeler kadar ağır maliyet getiren ekonomik saldırıları yürüten çokuluslu çevrelerle bağlantıları, partinin üzerindeki FETÖ şaibesi, asla “yerli” olmayan parti karakteri, asla Türkiye’nin çıkarlarını öncelemeyen vesayetçi kimliği, Babacan’ın partisinde başka ne tür insanların yuvalandığına dair çok güçlü bir şüphe uyandırdı.

BİRKAÇ DOLARLIK UCUZ ADAMLAR!

Birkaç dolara kendini satan “ucuz adamlar”ı barındıran bir siyasi partinin, bu adamları en merkezde toplayan bir siyasi figürün maslahatı ve misyonu tehlikelidir.

Neden?

Çünkü Türkiye’de; yerli olanla dışarıdan olan arasındaki savaşın en keskin hâlini aldığı bir zamandayız. Bu bir ölüm kalım savaşı. Bu; Türkiye’nin kendi varoluşunu inşa edip büyük bir çıkış yapıp yapamayacağı ile, ya da yeniden ABD-Avrupa tarafından teslim alınıp alınmayacağı ile ilgili bir savaş.

RİYAKÂRLIK VE YALAN

Kişisel olarak Ali Babacan’ı samimi bulmuyorum. Riyakârlık, konuşmalarında kendini hissettiriyor. Söylediği hiçbir şey gerçek değil.

Öyle kolay yalan söylüyor ki, bu yalanlar kişisel intikam arzusundan mı kaynaklanıyor, diye düşünüyorum.

Kişisel öfke anlaşılabilir bir durum. İnsanı savurur, bir yere kadar tolere edilir. Ama ya arkasında başka bir hesap varsa? Ya bu öfke ve söylem birileri tarafından kurgulanmışsa?

ZENGİN ADAMIN FAKİR SÖMÜRÜSÜ

Şahsen, daha ötesini görüyorum. Bu yalan ve kurgu çalışılmış, çalıştırılmış, bir siyasi tez olarak kendisine verilmiş ve belli bir amaca yöneltilmiş gibi.

Zenginliğin zirvesini görmüş bir adamın fakirlik üzerinden siyaset yapması, fakirleri istismar etmesi korkunç bir kötü niyettir, sömürüdür. Babacan’ın siyasi söylemlerinin tamamında istisnasız işte bu çelişki var. Riyakârlık işte tam da burada sırıtmaya başlıyor.

METİN GÜRCAN OLAYI: SİYASİ PARTİLER BUNU YAPIYOR ARTIK

Dönelim casusluk meselesine… Metin Gürcan olayı tekil bir durum değil. Çok yaygın. Bireylerin ötesinde. İstihbaratın, emniyetin çok ötesinde bir iç tehdit haline geldi. Bıraktık bireyleri, bıraktık örgütleri, siyasi partiler bunu yapıyor artık. Bir milli güvenlik meselesi halini almış.

Bırakın kendi ülkesine ihanet edeni çok daha ötesini görüyoruz. Türkiye’ye içeriden açıkça saldıranları izliyoruz bugün. Aleni bir cephe, bir iç işgalci cephe kuruldu. Siyasi partiler, terör örgütleri, bazı STK’lar, bazı siyasi figürler bu cephede toplandı.

BU KURGUYU SİZE KİM YAPTI? BU EZBERİ SİZE KİM ÖĞRETTİ?

Aralarındaki siyasi kimlikler yok edildi ve hepsi Türkiye’ye karşı silahlandırıldı. Bunları kim tek cephede topladı? Kim Türkiye’nin karşısına dikti?

Kim tek bir siyasi söyleme mahkûm etti? Kim “içeriden durdurma” talimatı verdi?

CHP’den Deva Partisi’ne, İP’den Gelecek Partisi’ne ve Saadet’e hepsi tek bir ağızdan aynı cümleleri kuruyor, aynı ezberleri tekrarlıyor. Birbirlerinden farklı söyledikleri tek cümle şey yok.

Peki, bu siyasi dili onlar için kim belirledi, kim üretti? Bu kurguyu kim yaptı?

İÇERİDEN SALDIRI CASUSLUKTAN ÇOK ÖTE BİR TEHDİT…

Bireysel casusluk mücadele edilebilir bir alandır. İstihbarat, emniyet ve gerekli kurumlar bu savaşı verebilir. Ama “içeriden saldırı cephesi” casusluğun çok ötesi bir milli güvenlik meselesidir. Asla siyaset, asla iktidar meselesi, asla seçim ya da demokrasi meselesi değildir.

Demokrasi, seçimler kamuflaj yapılıp bir “içeriden müdahale” yürütülüyor. Bu da, siyasi partilerle ilgili bir durum değil, doğrudan Türkiye ile ilgili bir durumdur. Öyleyse bu mücadeleyi parti hesabı yapmadan herkesin vermesi gerekir.

CHP’YE OPERASYON BU İŞİN BAŞLANGICI OLDU..

Tehdit edilen hükümet değil Türkiye’dir. PKK’dan FETÖ’ye, ne kadar ülke ile savaşan yapı varsa bu siyasi partileri yönetir hale geldi. Bütün yönetim mekanizmaları rehin alınmıştır. Bu örgütleri Türkiye’ye saldırtan kim varsa, bu partileri bu alana sabitleyen de onlardır.

CHP, Kemal Kılıçdaroğlu ile bir operasyon yedi. Türkiye ekseninden çıkarıldı, marjinal yapıların yönetimine geçti. Şimdi Kılıçdaroğlu’nun şahsında Türkiye’den “bir şeylerin intikamı”nı almaya çalışıyor.

AK PARTİ VE MHP’YE SALDIRI. ONLAR DA BİRER PROJEYDİ. HEPSİ O CEPHEYE TAŞINDI.

MHP, FETÖ üzerinden bir operasyon yedi. Karşı koyunca böldüler. İyi Parti’yi dizayn ettiler. MHP’deki vesayetçi kanat tamamen ayrılıp Türkiye ekseninden çıktı, içeride kurulan cepheye katıldı.

Aslında AK Parti de bir operasyona maruz kaldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Türkiye Cumhuriyeti’nden geleceğe devletler sürekliliğine demir atınca vesayetçi olanlar ayrıldı.

Batı himayesini, bağımlılığını isteyenler koptu. Bu asla kişisel bir hınçla sınırlı değildi. Bir projeydi. Ayrılanlar Deva ve Gelecek partilerini kurdu ve içeride kurulan cepheye katıldı.

SAVAŞ BU YÜZDEN EKONOMİK ALANDA.

Erdoğan ve Cumhur İttifakı, Cumhuriyet’in yükseliş dönemini başlatınca ABD ve Avrupa hep birlikte saldırıya geçti. Güney’den, Batı’dan sıkıştırmaya, ekonomik saldırılarla boğmaya çalıştı.

15 Temmuz böyle bir saldırıydı. Suriye ve Irak’ın kuzeyinde olanlar budur. Ege’deki, Batı Trakya’daki yığınak budur. Türkiye’nin bu yükselişi, siyasi bağımsızlığı sağlamasıyla mümkün.

Devlet aklının millileşmesiyle mümkün. Bunlar büyük oranda sağlandı. Ekonomik istismardan kurtulmaya dönük yapısal adımlar atılıyor şimdi. İşte şu anki savaş bu alanda yürütülüyor.

CEPHE BU YÜZDEN İÇERİDE KURULDU. MÜCADELE ŞUDUR!

İçerideki cepheyi işte bu büyük savaş için kurdular. ABD ve Avrupa kurdu. Dışarıdan sıkıştırıp içeriden durdurmak için kurgulanan bir plan bu. Cephedeki partilerin tamamı, ülkenin milli mücadelesine karşı tavır aldı.

Türkiye hangi alanda mücadele veriyorsa, onlar tam oradan vurdu. Şimdi ekonomik saldırılar var, onlar yine içeriden saldırıyor. Asla milli eksende durmadılar.

Asla hiçbir milli konuda Türkiye’nin yanında olmadılar. Tam tersine dışarıdan vuranlardan çok daha ağır saldırıları içeriden yaptılar. Yapıyorlar ve bu savaş devam ediyor.

Mücadele şudur: Türkiye ya yükselecek, küresel bir güce dönüşecek. Ya durdurulacak, tekrar ABD ve Avrupa himayesine sokulacak. Bu savaşı kaybederse, 21. yüzyılı da kaybedecek.

METİN GÜRCAN: DAHA TEHLİKELİ BİR ŞEY VAR!

Metin Gürcan olayı bu odaklarda, devletin sinir sisteminde barındırılan bireysel casusluğun çarpıcı bir örneğidir. Bu adamların ne kadar ucuza satıldığının göstergesidir.

Ama ben daha korkunç bir şeyden söz ediyorum. Siyasi parti liderleri, siyasi partiler ve benzeri yapılar bunu daha kurumsal şekilde yapıyorlar. Casusluğun çok ötesi bir tehlike ile karşı karşıyayız. Bir “iç işgalci” saldırıdır bu.

Bu millet, tarihin belli dönemlerinde bu tür büyük ihanetlerle sınandı. İmparatorluklar çökerten, devletler yıkan, milleti paramparça eden bir kötülük fırtınasıdır bu.

BABACAN’IN PARTİSİ ŞAİBELİ HALE GELDİ

Bir kez daha sınanıyoruz. İçlerindeki masum hiç kimseyi suçlamıyorum. Ama konumlandıkları yer, mutlaka ama mutlaka sorgulanmalı. Metin Gürcan, Babacan’ın partisini de şaibeli hale getirmiştir.

Meselemiz bireysel casuslukla sınırlı değil. Büyük bir kötülük fırtınası, büyük bir ülkeye ihanet furyası, içeriden saldırı cepheleridir. İşte bu milli mücadeledir.

ÜLKE UCUZ İNSANLARIN OYUN ALANI OLMAYACAK. GÜÇLÜ OLUN!

Bu ülkeyi ucuz insanların oyun alanı olmaktan çıkaralım. Güçlü olun. Psikolojik müdahalelerden endişe etmeyin. Asla tereddüt etmeyin.

Haçlı Savaşları’ndan Birinci Dünya Savaşı’na kadar, büyük cephelerde direnenlerle bugün Türkiye’yi yükseltmeye çalışanların verdiği mücadele nitelik olarak aynıdır.

Türkiye’nin yanında duran güçlüdür. Hep öyle oldu, yine öyle olacak.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.