Ayşe Barım dosyası: Sanatçı silâhı ile darbeye girişmek. “Tanımlanmamış iç tehdit” ve gizli örgütlenme örneği! Casusluk mu, vatana ihanet mi?

04:0028/01/2025, Salı
G: 28/01/2025, Salı
İbrahim Karagül

Ayşe Barım dosyası, geçtiğimiz hafta yazdığım “ tanımlanmamış iç tehdit ”, “ Türkiye’de yeni tür gizli örgütlenmeler ” örneklerinden sadece bir tanesidir. Türkiye’ye; dış müdahaleler, terör örgütleri, etnik ve mezhep gerilimleri üzerinden yani “ yıkıcı iç tehditler ” üzerinden diz çöktürmeye çalışanların, içeriden vurmaya dönük farklı bir örgütlenme modelleri ile de tanışma vakti gelmiştir. Kamuoyu; dizi, sinema, sanat dünyası üzerinden nasıl bir kurgu yapılabildiğine, bunun nasıl gizli siyasi

Ayşe Barım
dosyası, geçtiğimiz hafta yazdığım “
tanımlanmamış iç tehdit
”, “
Türkiye’de yeni tür gizli örgütlenmeler
” örneklerinden sadece bir tanesidir.
Türkiye’ye;
dış müdahaleler, terör örgütleri, etnik ve mezhep gerilimleri
üzerinden yani “
yıkıcı
iç tehditler
” üzerinden diz çöktürmeye çalışanların, içeriden vurmaya dönük
farklı bir örgütlenme modelleri
ile de tanışma vakti gelmiştir.
Kamuoyu;
dizi, sinema, sanat dünyası
üzerinden nasıl bir kurgu yapılabildiğine, bunun nasıl
gizli siyasi angajman
a dönüştürüldüğüne, “
yumuşak güç
”ün sert siyasi sonuçlar için nasıl kullanıldığına tanık oldu.

DARBE DEĞİL DIŞ MÜDAHALEYDİ!
Aslında bu,
28 Şubat “Postmodern Darbesi”
ile başlayan
yeni müdahaleler türüne
bir örnekti. Türkiye’ye özgü “
geleneksel darbe kalıpları
”nın dışında, toplumu ikiye bölen, “
küresel 28 Şubat
”ın ilk adımı olan,
İslamofobi
ve daha sonra başlayacak
ABD-İsrail “İslam’la savaş” doktrininin
ilk uygulaması olan 28 Şubat, aslında
bir darbe değil, bir dış müdahaleydi.
Türkiye’nin İslamsızlaştırılması,
yükselen İslami dalganın kırılması,
Türkiye’deki tasfiye ile bütün coğrafyanın tasfiyesinin amaçlanması,
ABD ve İsrail’in coğrafyamızdaki işgaller ve istilalarının önünü açılması
ana hedefti.

BİR KEZ DAHA TARİH DIŞINA İTMEK..
Böylece;
“yerli” bir siyasi iktidar,
siyasi kadrolar, onlara güç veren kitleler, o kitlelerin yerli siyasi idrakleri tamamen
tasfiye
edilecekti.
Amaç,
Birinci Dünya Savaşı ile “tarih dışına” itilmek istenen İslam’ın ve Türklerin imparatorluklar aklının,
bir kez daha tarih dışına itilmesi, coğrafya genelinde denklem bozucu bir güce erişmesinin önlenmesiydi.

Ama başarısız oldu. Büyük dalga kırılamadı.


GEZİ İSYANI DA DIŞ MÜDAHALEDİR, CASUSLUKTUR, VATANA İHANETTİR.
12 yıl önce yaşanan
Gezi isyanı da, terör örgütleri, siyasi partiler, iş çevreleri ve kültür/sanat dünyası üzerinden
servis edilen
bir dış müdahaleydi.
Bu sefer sert siyasi söylemler ve iradeler üzerinden değil,
kitlesel etkinliği yaygın olan dizi, sinema, sanat dünyası sokağa sürülerek
uygulanıyordu.
Mesele ağaçtı, çevreydi vs. Ama hiçbiri değildi.
ABD, İngiliz, Alman istihbarat görevlileri İstanbul sokaklarında isyan yönetiyor
ve bunu açıkça yapıyorlardı.
Kamu binaları tahrip ediliyor, araçlar yakılıyor,
Dolmabahçe’de Başbakanlık Ofisi işgal edilmek
ve dünyaya bir fotoğraf verilmek isteniyor, Türkiye’nin daha önce görmediği bir
vandallık
sergileniyordu.

MEZHEP SAVAŞI ÇIKARACAKLARDI!
Rejim değiştirilecek, Başbakan değiştirilecek,
Türkiye hizaya sokulacak, yeniden
ABD-Avrupa aklının himayesine
verilecekti. 28 Şubat’ta “
İslam
-
tehdit
” kavramı için harekete geçenler bu sefer işi “
mezhep isyanı
”na dönüştürüyordu. Bu da mezhep üzerinden servis edilen bir
iç savaş senaryosuydu.
CHP, PKK, DHKP-C
ve el altından
FETÖ
isyana hamilik yapıyor, özellikle
bazı sermaye çevreleri isyanı finanse ediyordu.
Bu sermaye çevreleri daha sonraki darbeler sürecinde de desteklerini aynen devam ettirmiştir. Bütün bunlara rağmen
hâlâ güçlerini korumakta hatta katlamaktadır.

İÇERİDEN DURDURMA VE YAĞMA PLANI! DEVLET ÇÖKMÜŞTÜ, MİLLET DURDURDU.
Gezi İsyanı başarısız oldu.
Durmadılar. 17-25 Aralık müdahalesi geldi.
Bu sefer FETÖ kullanıldı. Yine
iktidar devrilecek, sermaye Türkiye’nin imtiyazlı çevrelerine devredilecek, bütün ülke yağmalanacaktı.
Tabii Türkiye içeriden durdurulmuş olacaktı.
Bu da yetmeyince en sert haliyle
15 Temmuz müdahalesi
yaşandı
. Cumhuriyet tarihinde
ilk kez
bir örgüt kullanılarak açıkça
dışarıdan Türkiye’ye müdahale
yapıldı.
Ve bu kâbus milyonların sokaklara akmasıyla durduruldu.
Devlet gitmişti, millet durdurdu.
Ama bu
büyük “şok” Türkiye’nin aklını başına getirdi,
doğrudan kendi geleceğine yönelik sağlam adımlar atmaya bu müdahaleden sonra başlandı.

PATRONLARI, PİYONLARI,
TETİKÇİLERİ HEP AYNIYDI!
Bütün bu müdahalelerin
akıl hocaları, karar vericileri, içerideki destekçileri hep aynıydı. Bütün müdahaleler, tek bir müdahalenin aşamalarıydı.
Biri başarısız olunca başka bir yönteme geçtiler. Bir çevre başarısız olunca başka bir çevre kullandılar.
Gezi İsyanı da, sonra gelenler de darbe ve iç
muhalefet
tanımı ile açıklanabilir şeyler değildir.
Casusluk ve vatana ihanet kapsamındadır.
Çünkü
doğrudan dışarıda planlanmış, dışarıdan yönetilmiş
, içeridekiler sadece tetikçilik yapmışlardır.

BİR AJANS SAHİBİ REJİM DEĞİŞTİRİYOR!
Ayşe Barım
dosyası,
sanat dünyasında, ajans dünyasında tekelleşme
ile kapatılırsa büyük bir kayıp olur. Birçok gerçek ortaya çıkmamış olur. Oysa
George Soros’tan Osman Kavala’ya, Kavala’dan Ayşe Barım’a,
oradan sanat çevrelerine ve başka yerlere
talimatlar hiyerarşik
bir şekilde devam etmiş.
Bir ajans sahibi Türkiye’de
hükümet düşürüyormuş!
Yönettiği
oyuncuları silah olarak
kullanıyormuş! Gezi teröründen sonra
Belçika’nın
Gent
şehrinde ikinci bir darbe toplantısına bile katılmış.

AYŞE BARIM’IN İÇERİDEKİ PATRONLARI KİM?
ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde
‘siyasi işler konsolosu’
sıfatıyla görev yapan
Yuri Kim, Osman Kavala’
ya talimat veriyormuş.
Kavala da Ayşe Barım’a talimat veriyormuş.
O da oyuncular üzerinden
sokak terörü
yönetiyormuş! Daha neler neler… Bırakın Gezi’yi,
casusluktan
,
vatana ihanetten
yargılanmaları lazım.
Peki, bu kişinin içerideki gerçek patronları kim?
Tabii bunlar şu ana kadar açığa çıkanlar.
Daha yukarılarda daha dışarılarda, daha sokaklarda
ne tür bir ağ var, belki onlar da açığa çıkar.

“TANIMLANMAMIŞ İÇ TEHDİTLER”E GİDEN BÜTÜN DOSYALAR AÇILMALI
“Tanımlanmamış iç tehdit”
kavramı iyi düşünülmeli. Birçok müdahale bu alanlarda yapıldı ve söz konusu
kurgucular böyle kamufle oldu.
Şu an sadece Gezi’deki örneği ortaya çıktı. Başkaları da ortaya çıkarılmalı.
Türkiye’deki “yabancı istihbarat servisleri ile çalışma geleneği” mercek altına alınmalı.
Bu alanda
siyaset, medya, iş insanı, bürokrat
örgütlenmeleri veya dayanışmaları mercek altına alınmalı. Bunlar bugün yapılmazsa Türkiye’nin geleceğinde
çok daha büyük tehditler
ortaya çıkacaktır.

BİZDEKİ ÇÜRÜME DEĞİL İHANET
“İÇ ARINDIRMA” İÇİN SON FIRSAT
Bazıları medya yapılanmaları veya kurumları ile örgütlenir. Bazıları siyasi partiler şeklinde örgütlenir. Bazıları bürokraside örgütlenir.
Bazıları
sermaye
olarak örgütlenir.
PKK ve FETÖ gibi geleneksel, “
Tanımlanmış İç Tehditler
”le mücadelede bir yere gelinirken,
yeni tür
içeriden müdahale örgütlenmelerine yönelik bir
“milli mücadele”
yöntemi geliştirilmeli.
ABD Başkanı
Trump’ın
başlattığı “
iç arındırma
” basit bir misilleme ya da siyasi intikam değildir.
Çürüme, devletlerin kendi içine çökmesine yol açar.
Bizdeki ise çürümenin de ötesi, içeriden ihanet şeklinde
örgütlenmelerdir ve çok daha tehlikelidir. Bu yüzden “
iç arındırma
” çok daha titizlikle, bir eylem planı şeklinde yürütülmeli.

AYŞE BARIM VE YENİ İÇ TERÖR TANIMLARI!
Ayşe Barım gibi bir ajans sahibinin, köleleştirdiği, silah olarak kullandığı sanatçılar
üzerinden
darbe, içeriden vurma, rejim değiştirme
girişimleri olabiliyorsa,
arkasındaki güçlerin başka kimleri, nasıl kullanacağı,
ne tür formatlarla iç müdahalede bulunacağı kestirilebilir.
On yıllardır “
silahlı terörizm
”le mücadele ediyoruz. Son on yıldır “
siyasi terörizm
”le tanıştırıldık. Şimdi de
“kültürel terörizm” diyebileceğimiz, sanat ve kültürün siyasi silah olarak kullanılmas
ı örneğine tanık oluyoruz.
Yeni “
iç terör
” tanımları ile de tanışacağız.
#Terör
#İbrahim Karagül
#Ayşe Barım
#Gezi Olayları