Belki de en son söylenecek sözü ilk söylemek lazım:
DAEŞ Irak’ta, Suriye’de hangi rolü üslenmişse, Husiler de Suudi Arabistan’a karşı aynı rolü üslenmiştir. Mezhep
kimliği ve İsrail-İran savaşı
zihinlerimizi karıştırsa da coğrafyaya yönelik son 25 yıllık müdahalelerin tamamı benzer bir matematikle
yürütüldü. Afganistan’ı işgal ederken “Taliban kötü” dediler. Irak’ı işgal ederken “Saddam rejimi kötü” dediler
. Libya’yı parçalamaya başlarken “Kaddafi diktatör” dediler. Sudan’a paramparça etmek için önce Ömer el Beşir
hakkında ağır yargı kararları çıkartıp onu tasfiye ettiler. Şimdi “
Suudi yönetimi Amerikancı, İsrailci, kötü
” diyerek bir ülkeyi daha parçalamaya dönük adımlar atıyorlar. Hepimize yeni bir senaryo pazarlıyorlar. ONLAR BİR “ÜST AKIL” UYGULARKEN BİZLERİ MAHALLE KAVGALARINA MAHKÛM ETTİLER.
Biz bütün bu işgalleri, parçalama senaryolarını bize dayatılan gerekçelere inanarak kabullendik. Bizi hep böyle “tavladılar, oyuna getirdiler, zihinlerimizle oyladılar.” Mezhep kimliğimiz, Batı’ya karşı ezikliğimizle böyle inanmak istedik. İşte bu zaafı kullanarak on yıllardır coğrafyanın tamamını harabeye çevirdiler.
Onlar bir “üst akıl” uygularken biz mahalle kavgalarına tutuştuk. Çete savaşlarına tutuştuk. Bir çoğumuzu terör örgütlerine yamadılar, onların haklılığına inandırdılar sonra da ülkeleri, coğrafyayı parçalama planlarını uyguladılar.
SÜNNİ OLUNCA TERÖR ÖRGÜTÜ, Şİİ OLUNCA BAĞIMSIZLIK SAVAŞÇISI! BU TANIMLARI KİM ÜRETİYOR?
Her ülke için bir ya da birden fazla terör örgütü kurup “işlettiler”. Türkiye’ye karşı on yıllarca PKK’yı kullandılar. Irak’a, Suriye’ye karşı DAEŞ’i, YPG’yi kullandılar. Somali’ye karşı Eş-Şebab’ı, Sudan’a karşı Hızlı Destek Güçleri’ni kurup kullandılar.
Şimdi Suudi Arabistan’a karşı Husiler’i kullanıyorlar. Yarın Mısır’a karşı başka bir örgütü Sina Yarımadası’nda ayağa kaldıracaklar.
Örgütler Sünni olunca terör örgütü oluyorsa, Şii olunca bağımsızlık savaşçısı oluyorsa burada da bir çarpıklık vardır. Haşd-i Şabi neden terör örgütü olarak kabul edilmedi, hiç düşündünüz mü?
İsrail Hizbullah’ı vururken Haşd-i Şabi neden korundu düşündünüz mü? Çünkü Hizbullah İsrail sınırındaydı ve savaşıyorlardı.
Haşd-i Şabi Irak’ı istikrarsızlaştırıyor ve ülke içinde Sünnilerle savaşıyordu. Bu da işlerine geliyordu.
BİR ÖRGÜT; BATILI İSTİLA İLE SAVAŞIRSA İMHA EDİLİR. COĞRAFYA İÇİ HEDEFE YÖNELİRSE BESLENİR.
Onlar böyle ince matematik uygularken biz bunu kavrayamayacak bir “akılsızlığa” mahkûm olamayız. Her ülke için, etnik, mezhebi ya da başka bir kimlikle örgütler çıkarıp o ülkenin istikrarsızlaştırılması, sonra da işgal edilmesi ya da iç savaşa sürüklenmesi artık tahammül sınırlarını aşmıştır.
Bütün bu “harita parçalama” planlarının hiçbirinin liderler ya da rejimlerle alakası yoktur. Daha üst bir akıl, daha üst bir proje uygulanmaktadır. Otuz yıldır bu projenin en ağır yıkımlarını yaşamışken hâlâ bu tezin başarılı olabilmesi coğrafya için utançtır.
Batılı istilaya karşı duran örgütler hızla yok edilirken, coğrafya içi atışmalara odaklanan örgütlerin beslenmesi de mi zihnimizi ayıktırmaya yetmiyor? Neden bir ülkede bir ya da birkaç terör örgütü olabiliyor? Bize hep “kendi ülkenizin zaafı, sıkıntısı” diye yutturulan bu söyleme hâlâ nasıl inanabiliyoruz?
HUSİ FÜZELERİ BAŞKA NERELERİ VURACAK? BU İŞ HUSİ-SUUD MESELESİ DEĞİL.
Husi meselesi mezhep meselesi değil. Suudi Arabistan’ın istikrarı Suud hanedanı meselesi değil. Husiler’e mezhep öfkesi satılırken bize “Husi kahramanlığı” dayatılıyor.
Ama bütün bunların üstündeki hesap gizleniyor. Benzer çatışmalar kaç ülkeyi iç savaşlara ya da yıkıma sürükledi, bu kadar örneği yaşamışken hâlâ nasıl gerçeği göremeyiz?
Önceki gün Husi füzeleri S. Arabistan’ın Başkenti Riyad Havaalanı’nı vurdu. 13 sivil hayatını kaybetti. Daha önce de Mekke ve Medine’ye yönelik füze saldırıları yapıldı. Bunun büyük tepkiye yol açmasından sonra “Mekke ve Medine hariç S. Arabistan’ın bütün şehirlerini vuracağız” demeye başladılar.
Türkiye, Pakistan, Mısır, Katar gibi ülkeler dünkü ve önceki günkü saldırılara çok ciddi tepki gösterdi. Bir örgütün bir ülkenin sivil alanlarını İran füzeleri ile böyle vurabilmesi, coğrafyanın tamamı için yeni bir tehdittir.
Bu füzelerin daha sonra hangi ülkeye yöneleceğini az çok biliyoruz. İsrail için, Batılı güçler için neresi gerekiyorsa oraya yönelecektir. Böyle bir geleceğin kapıları açılamaz.
“MEKKE VE MEDİNE’YE FÜZE ATILABİLİR” KANAATİNİ KİMLER OLGUNLAŞTIRIYOR?
“Mekke ve Medine’ye füze atılabiliyor” kanaati yıkımdır. Sonraki adımları çok daha büyük infial olacaktır. Bu kanaati kim oluşturuyorsa, kim buna yönelik adımlar atıyorsa coğrafyanın düşmanıdır, hainidir.
Bunlar İsrail füzeleri değil, İran füzeleridir. Bir adım sonrasında İsrail füzelerinin bu adreslere yönelmeyeceğini kimse söyleyemez.
Husiler tasfiye edilmeli, Yemen yönetimi içinde siyasi temsil formülüne göre hareket etmelidir. Ayrı bir devlet kuramayacaklarına göre, Yemen yönetimi altında kalmalı. İran dışında kimse onlara ayrı bir devlet sözü vermedi, veremez.
BÜYÜK TEHLİKE ASIL BU ÇILGINLIKTIR! BURADAN BİR “HAKLILIK” ÇIKARILAMAZ!
Hiçbir Müslüman ülkede, devletler dışında hiçbir silahlı yapıya izin verilemez. Türkiye bunun on yıllarca bedelini ödedi. Hemen her ülke ödedi, ödüyor. Artık bu parantez kapatılmalı, bu tarihin sonu gelmeli.
Bence coğrafya, Hürmüz derken, Babülmendep derken, petrol sevkiyatı derken büyük gerçeği gözden kaçırıyor. Bütün bunların üstünde coğrafya ölçekli planları ve İslam’ın kutsal bölgelerine “saldırılabildiği kanaati”nin oluşturulması çılgınlıktır. Büyük tehlike asıl burasıdır.
Coğrafya içi tartışmaları, ayrışmaları etkin bir şekilde kullandılar, kullanıyorlar. Bazı devletlerin bölgeye yönelik politikaları İsrail’in güvenlik politikalarıyla birebir örtüşüyor. Bazı örgütlerin savaş yöntemi de İsrail güvenlik politikalarını besliyor. Öyleyse burada bir “haklılıktan”, “masumiyetten” söz edilemez.
TÜRKİYE BÜYÜK COĞRAFYANIN “ÜST AKLI”DIR. HERKESE KAPISINI AÇAR, HERKESE YOL GÖSTERİR.
Coğrafyamız kendi üst aklını harekete geçirmek zorunda. “Örgütlerden biraz hallice devletler” kendine gelmeli, bu üst akla yönelmeli. Her ülke, büyük faturalar ödedikten sonra mı bunu anlayacak?
Sayısız örnek önümüzde duruyor ve bizler hâlâ mezhep, etnik kimlik eksenli devlet-örgüt çatışmalarına mı kurban edileceğiz?
Türkiye, hem Orta Asya, hem Ortadoğu hem de Orta ve Kuzey Afrika için bir üst aklı oluşturuyor. Ülkelerin, coğrafya için bir çıkış planı oluşturan bu akla destek vermesi gerekir.
Yüzyıllardır devam eden, son iki yüz yıldır her milletin kanını akıtanlara karşı yol haritası sunan bu akıl, tarihin ve coğrafyanın dönüşünü haber veriyor.
HİÇBİR DEVVLET ÖRGÜT İNSAFINA BIRAKILAMAZ. İSRAİL-İRAN-BAE KAÇ ÜLKEYİ DAHA PARÇALAYACAK?
Bu akıl Sudan’da, Libya’da, Suriye’de, Somali’de, Azerbaycan’da işe yaradı. Bu akıl Suudi Arabistan-Yemen’de de işe yarayacak.
O ülkelerin korunması, güçlenmesi yolunda zafer örnekleri oluşturacak. Hiçbir devlet işgale, iç savaşa sürüklenemez ve biz bunun karşısında durmalıyız. Hiçbir devlet örgütlerin insafına bırakılamaz ve biz bunun idrakinde olmalıyız.
İsrail, İran ve BAE, aralarındaki ilişki ne olursa olsun, coğrafya için yıkımların, parçalanmışlıkların ortak adresleri haline geldi.
Bu ülkelerin örgütler üzerinden iç savaşları tetiklemeleri tahammül sınırlarını aştı. Bir an önce, yaralı ülkelerin yaralarının sarılması, bu ülkelerin de hareket alanlarının kapatılması gerekiyor.
BUGÜN S. ARABİSTAN, YARIN MISIR CEPHESİ.
TÜRKİYE AÇILAN BÜTÜN CEPHELERİ KAPATIYOR..
Bugün Suudi Arabistan cephesini açtılar. Yarın Mısır Cephesi’ni açacaklar. Yıllardır “Türkiye Cephesi” açmaya çalışıyorlardı.
Onların açtığı bütün cepheleri kapatmayı bildik, yine bileceğiz. İster Akdeniz’de ister Ege’de isterse başka bir yerde, nerede yeni cephe açarlarsa orayı kapatmayı, kapıları açık tutmayı bileceğiz.
Şu anki durum, Riyad Havaalanı’na saldırı bir Husi-Suudi Arabistan çatışması değil. Savaşı İslam’ın kalbine, Mekke ve Medine’ye taşıma planıdır.
“KUDÜS’Ü SAVUNUYORUZ” DİYENLER KÂBE’Yİ ATEŞE ATTI. SİZE KİM İNANIR!
Yirmi yıldır bunu zaten söylüyorlardı. Öyleyse bu cepheyi kapatmayı da bileceğiz. Husiler tasfiye edilmeli, kontrol altına alınmalı. İsrail için alan açmaya, bir ülkeyi daha parçalamaya dönük bir hesap kapatılmalı.
“Kudüs’ü savunuyoruz diyerek Kabe’ye saldırının kapılarını açan” hiç kimse masum olamaz. Ve bizi buna kimse ikna edemez. Kimse de bu işe mezhep kimliği ile haklılık gerekçesi üretemez.

