Hızlı trenler, duble yollar, modern tesisler, görülmemiş yatırımlar, yeni yaşam alanları, dolgun maaşlar, yükselen milli gelir ve hayat kalitesi, kâr payları, şirketler, iştirakler, dershaneler, özel okullar, makamlar, devasa imkânlar gibi şeyleri sıraladıktan sonra, bir soru sormuştuk: Peki, insan, bütün bunların neresinde?
Ertesi gün, Muzaffer Serkan Aydın da şu soruyu sordu: ''Yollar, köprüler, trenler, uçaklar; yerleşim birimlerini birbirine yaklaştırıyor. İnsanları birbirine ne yaklaştıracak?''
Yaşadığımız günler de gösteriyor ki, ''istikrarlı'' bir şekilde birbirimizden uzaklaşıyoruz. Ulaşım hızlandıkça, dünya küçülüp cebimize girdikçe, insanlar / kardeşler arasındaki mesafe büyüyor. İnsanlık öldükçe nüfusun artması gibi. Bazı kadim kıymetlere bakıp ''şimdi uzaklardasın'' diyoruz.
Atasoy Müftüoğlu, ''vakti kuşanmak'' demişti. Şimdi, neleri kuşanıyoruz veya bizi hangi nedenler kuşatıyor, bakmamız gerekiyor. Bunun için de durmamız. Kardeşlik duygusunu zedeleyen gelişmeleri bile, ilk önce rakamlarla ifade eder olduk. ''Ekonomiye zararı şu kadar'' diye. O halde, çok bilinen bir sözü tekrar edelim: Her şey para değil.
Evet, bize, gönülleri birbirine bağlayacak, ''yaslı gittim şen geldim'' dedirtecek köprüler, yollar, araçlar lazım. Sözüne, duruşuna, tavrına itibar edilecek kimseler.
***
Gündem, bugün var, yarın yok demektir. Günlerle birlikte gündemler de gelip geçer. Kalıcı olan, olaylar ve insanlar değil, insanlıktır. Konuşalım, tartışalım. Fakat bunu, insanlığımızı ve islamlığımızı muhafaza ederek yapalım. Bir de şu: Kalemdi, gazeteydi, dergiydi. Elimizdeki imkânların, bize teslim edilmiş bir emanet olduğunu unutmayalım.
Millet olarak, üç yüz yıl boyunca büyük kayıplar yaşadık. Neler ve neler? Osmanlı-Rus Harbi, Balkan bozgunu, Birinci Dünya Savaşı, Mütareke döneminin utancı... Onca ağır kayba rağmen, şükürler olsun ki, insanlığımızı korumasını bildik.
Sosyal medyanın günlük hayatımıza girmesiyle beraber, işler ve ilişkiler başka türlü yürümeye başladı. Kelimeler, maalesef, yakıcı ve yıkıcı bir hal aldı. Düşünüyorum da, yirmi sekiz şubat sürecinde sosyal medya olsaydı, acaba neler yaşanırdı? Biraz daha eskiye gidersek, on iki eylül günlerinde. Fakat bir tesellimiz var: Anadolu insanı, hâlâ, ''Cezayir''in harmanları savrulur'' gibi türküleri söylüyor. Galiba buradan kurtarıyoruz.
Yeri gelmişken, bir de şerh düşelim. Necati Cumalı''nın genç yaşta vefat eden Muzaffer Tayyip Uslu''yla ilgili kitabını okurken, şöyle bir ifadeyle karşılaştım: ''Midesine kölelik etmek.'' (Yeditepe Yayınları, 1956, sayfa 87) Yani menfaatlerine. Uzağa gitmeye gerek yok, kendi çevremizden görüyor, biliyoruz. Böylelerinin sayısı da hafife alınmayacak ölçüde artıyor. Dünya, onlar için, her geçen gün biraz daha yakına geliyor.
***
Bir şiirimizde, ''herkes herkesin bakarken icabına'' demiştik. Oysa, başarılı olmak için bir başkasının başarısızlığına ihtiyacımız yok. Neticede, insanoğlu, seçimle gelip seçimle gitmiyor.
Tahammül sınırını aşan ve kalbe üzüntü veren bir haksızlık yaşanmıştı. Mütedeyyin camiadan üç kişiyi aramak mecburiyetinde kaldım. ''Bu konuştuklarımız aramızda kalsın, benim sana emanetim olsun'' diyerek. Sözlerimiz, bir vakte kalmadan, üstelik çarpıtılmış halde, başkaları üzerinden geri döndü. Hiç fire vermemişler(!) Maalesef, böyle bir dünyanın içindeyiz. Siyaset, ticaret, edebiyat, fark etmez, etmiyor.
Arkadaşlarla otururken, konuşurken, ''şiir ve yazıdan ziyade, evvela insanlığa çalışmamız gerekiyor'' diyorum: ''Menfaatlerimize yahut bir başkasına değil; derdimize, davamıza kölelik edelim. Yaşama gerekçemiz Hay, haya ve haysiyet olsun.''
Şunu da ekleyelim: Bizler, bir dua medeniyetinin mensuplarıyız. Anadolu, dua almak için yapılan eserlerle doludur. Sebiller, imarethaneler, hatta diğer canlılar için yalaklar, kuş evleri. Onca işten yahut iyilikten sonra söylenebilecek en dokunaklı söz bellidir: ''Dua et, yeter.''
Zor zamanımızda bir dostumuz arar, ''bir ihtiyacın var mı'' diye sorar. Cevabımız değişmez: ''Dua et, yeter.''
Yazımızda geçen ve maddiyatı / dünyayı temsil eden bütün kelimeleri / kavramları aklımızda tutarak söyleyelim: Ne mutlu, dua almak için yaşayanlara.
Başlıklar :

