"Ekonomik otarşi" ve "Moral otarşi"

00:0022/10/2006, الأحد
G: 27/08/2019, الثلاثاء
Kürşat Bumin

“Küreselleşme”nın hata ve sevaplarıyla tam gaz yol aldığı bir dünyada “otarşi”nin (yani özetle “kendi yağıyla kavrulma hali”nin) erdemlerinden söz etmenin son derece yersiz kaçacağı aşikardır. Dolayısıyla, “dışarıya-yabancıya” laf yetiştirirken bu “hali” esas alan bir ruh halini benimsemenin faydası olmadığı gibi anlamı da yoktur. Bir taraftan her gün kürsüye çıkıp “çılgın bir yabancı sermaye akışı başladı” diyerek “küreselleşme”nin kader olduğuna dikkat çekeceksiniz, ama diğer taraftan da “Almayalım

“Küreselleşme”nın hata ve sevaplarıyla tam gaz yol aldığı bir dünyada “otarşi”nin (yani özetle “kendi yağıyla kavrulma hali”nin) erdemlerinden söz etmenin son derece yersiz kaçacağı aşikardır. Dolayısıyla, “dışarıya-yabancıya” laf yetiştirirken bu “hali” esas alan bir ruh halini benimsemenin faydası olmadığı gibi anlamı da yoktur. Bir taraftan her gün kürsüye çıkıp “çılgın bir yabancı sermaye akışı başladı” diyerek “küreselleşme”nin kader olduğuna dikkat çekeceksiniz, ama diğer taraftan da “Almayalım şu Fransızın malını-sermayesini “ diyerek milleti kendi yağıyla kavrulmaya davet edeceksiniz; olmuyor tabii ki, tutmuyor daha doğrusu...

Biliyorsunuz, gözler birkaç gündür OYAK Holding Genel Müdürü Çoşkun Ulusoy''a çevrilmişti. Acaba “ulusallığı” sermaye yapısından itibaren besbelli olan bu kurum, Renault ve Axa gibi Fransız asıllı şirketlerle olan işbirliğini o malum yasanın Fransız Meclisi''nden geçmesinden sonra nasıl değerlendirecekti. Aslına bakacak olursanız bu “bekleyiş”in mânasız ve yersiz bir bekleyiş olduğu açıktı. Çünkü besbelliydi ki, Oyak''ın Renault ve Axa gibi Fransız asıllı şirketlerin çarkına çubuk sokmaya çalışması başta maişetini otomotiv sanayii olmak üzere bu gruplardan karşılayan onbinlerce çalışanın ciddi tepkisine neden olacaktı. Tamam, eğer Renault ve Axa bir “sünnet” töreni de tertip edilip “Türk” olmaya ikna edilebilse ortada mesele kalmayabilirdi. Ama nerdeee....

Durum böyle olunca Ulusoy da kalkıp bir basın toplantısı düzenlemiş. Peki ne desin Ulusoy? Daha doğrusu (hafızalarımıza yer etmiş önceki “milliyetçi” açıklamalarına rağmen) ne diyebilir ki Ulusoy? Şöyle konuşmuş: “Onları kapı dışarı edersek ne elde ederiz. Oyak olarak sadece Fransız değil başka ülkelerin şirketleri ile de ortaklıklarımız var. Devletin âli menfaatlerine karşı çıkmayız. Ancak burada devletin bize ışık tutmasını bekliyoruz.”

Ne yapsın; bir tarafta “devletin âli menfaatleri”, diğer tarafta ise başta “milletin gündelik menfaatleri”. Seçim yapmak kolay mı? Ulusoy sözlerine şöyle devam etmiş: “Anlaşamadığımız noktada gereken yapılır. Bu sözlerimin deşifresini kamuoyuna bırakıyorum.”

O halde, biz de “kamuoyunu”nun bir parçası olduğumuza göre, söz konusu sözleri şöyle “deşifre” edebiliriz: “Devletin âli menfaatleri kusuru bakmasın, çünkü ''otarşik” dönem geride bıraktı...”

Haksız da değil yani....

Gelelim işin “moral otarşi” bölümüne:

Bana göre işin bu yönü üzerinde daha fazla kafa yorulması gerekmektedir. Çünkü, açıklamaya çalıştığım gibi, işin “ ekonomik otarşi” dediğimiz yönü ekonominin koyduğu kanuna çoktan boyun eğmiş zaten. Bağırsan da çağırsan da o bildiğini okuyor artık. Oysa “moral otarşi” öyle değil ki...İşin bu yönü hesap-kitaba gerek duymadan çalıştığı için asıl olarak “söz”de kalıyor. Yani aklına geleni söyleyebilirsin. Kimsenin karşınıza dikilip “İyi güzel otorşiye dönelim ama bizim işlerimiz-geçimimiz ne olacak?” diye sorması mümkün değil. Al eline kalemi aklına geleni yaz, ilan ya da “tavsiye” et...

Mesela RTÜK''ün son açıklamasında yer alan şu cümleler gibi: “...Türkiye''de yayın yapmakta olan radyo ve televizyon kuruluşlarına Fransız kaynaklı medya ürünlerini yayınlamamalarının tavsiye edilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.”

Haksız mıyım? “Milliyetçilik” ya da “moral otarşi” söz konusu olduğunda RTÜK üyelerinden hiç de geri kalmayacak olan Çoşkun Ulusoy''un benzer bir “tavsiyede” bulunması mümkün müdür?

Ama bu RTÜK, eli serbest... Eli gibi fikri de çok, hatta fazla “serbest” doğrusu... Kanun-manun tanımamak açısından da fazla “serbest”. Açın bakın RTÜK kanununu; bu “üst kurul” üyelerine her ne sebeple olursa olsun bir ülkenin “medya ürünleri”ne (film, şarkı vs) sansür koymak tavsiyesinde bulunma görevi ve hakkı tanınıyor mu?

Bu “tavsiye” kararını doğru bulmayan ülkenin Televizyon Yayıncıları Derneği Başkanı Nuri Çolakoğlu''nun açıklamasına da bakın; göreceksiniz ki “moral otarşi” onu da esir almış aslında. Ülkenin televizyon yayıncıları derneği RTÜK''ün “kültür”ü milliyetçiliğin esiri kılan tavsiyesine “... kararın temelindeki tepkinin haklılığını son derece iyi anlamakla ve bu tepkiyi gösterenlere hak vermekle birlikte” di-erek başlayan bir yazı ile mi cevap verir. Anlaşılan o ki, Başkan tavsiyeyi benimsememekle birlikte istikbalde çektirilecek bulgurları düşünerek RTÜK''ün gönlünü kırmak istemiyor... Demek ki bu ülkede, ne kadar RTÜK o kadar televizyon dünyası ve “vice versa”.