
Evvela belirtmeliyim:
Suriye’de neyin olup olmayacağına Suriye halkı karar verir.
Hangi rejimde yaşamak istiyorlarsa kendileri karar verirler.
Siyasi-idari sistemlerine kendileri karar verirler.
Kendilerini nasıl yöneteceklerine de kendileri karar verirler.
Kendi anayasalarını yaptıklarında bütün bu soruların cevapları da ortaya çıkmış olacak.
Bu süreçte kendilerine önerilerimiz olacaktır elbette.
Kendimizi onlardan daha akıllı ve tecrübeli gördüğümüz için değil.
Kendimizi onların patronu veya sahibi olarak gördüğümüz için değil elbette.
Kardeşleri olarak kendilerine nasihatte bulunmaya da, kendi tekliflerimizi sunmaya da elbette hakkımız var.
Bu hak, akidemizin bize verdiği bir haktır.
Suriye sadece Suriye’den ibaret değildir.
Suriyelilerin kaderi bizim kaderimizdir.
Sevinçleri de hüzünleri de bizim sevincimiz ve hüznümüzdür.
Biz Suriye’yi komşu bir ülke olarak değil sadece, asıl kardeş ülke olarak kabul ediyoruz.
Suriyelileri de kendi kardeşlerimiz olarak görüyoruz.
Aynı akideye, aynı tarihe ve aynı kültüre mensup kardeşler topluluğuyuz biz.
O yüzden birbirimizle her anlamda dayanışma halinde olmamız ve istişareyi kendi aramızda derinleştirerek sürdürmeyi hem akidemizin bir hem de tarihdaşlığımızın bir gereği olarak olmazsa olmaz önemde görüyoruz.
***
Suriye, İran tipi İslamcı bir yönetim modeline asla sahip olmamalıdır.
İslami olmalıdır. İslam’ın hükümlerini esas almalıdır. Özellikle bu doğrultuda dini esas alan ama dinin olmazsa olmaz önemde gördüğü herkes için adalet ilkesini yeni bir devlet modeline dönüştürmelidir.
Dini bir devlet ideolojisine dönüştüren ve devlet marifetiyle dini yaşam tarzını herkese zorla dayatan totaliter ve otoriter yönetim modelinden uzak durmalıdır.
Bu bağlamda her türlü mezhepçi anlayıştan da uzak durmalıdır.
Devleti herhangi bir dini yorumun, ulusun veya mezhebin emrine veren bir anlayış ne İslamidir ne insanidir ne de adalete uygundur.
Bu anlamda İran modelinden uzak duracaklarından kuşkum yok ama biz yine de hatırlatmayı vazife bilelim.
Suriye bir Arap ülkesidir.
Kahir ekseriyetinin Arap olduğu bir ülkenin adının Arap Cumhuriyeti olması yadırganmaz ama Suriye’nin sadece Arapların ülkesi veya devletin de Arapların devleti olduğu algısını oluşturacak Fransız tipi ulusçuluk veya ulus-devlet anlayışından da tamamen uzak durmalıdır.
Zira bu tarz düşünce ve yapılanmalar da İslami akidemize tamamen aykırıdır.
Arap aidiyeti önemli ama Arap ulusçuluğuna yaslanan bir devlet modeli sadece Suriye’nin birliğini değil İslam kardeşliğini de paramparça eder.
Sünni aidiyeti önemli ama Nusayri-Alevi anlayışını kendinden bilen bir Suriyelilik bilinci de bir o kadar önemlidir.
“Biz farklılıklarımızla birlikte Suriye’yiz!” anlayışı tem teoride kabul edilen hem pratik hayatta kamil anlamda karşılık bulan bir zemine oturmalıdır.
Suriye hem toprak bütünlüğünü hem siyasi birliğini ancak bu anlayış ve pratik ekseninde muhafaza edebilir.
Baasçılık tecrübesi bu anlamda yeni Suriye’nin inşasında elbette çok önemli bir acı tecrübedir.
Ülkenin yeni Esedlere de Baas ideolojisine benzer başkaca totaliter ve otoriter ideolojik anlayışlarla yönetilmeye tahammülü yoktur.
Suriye’nin yeni lideri Ahmed eş-Şara’nın devrimden sonra yaptığı tüm açıklamalar sözünü ettiğim çerçevede yeni bir Suriye’nin inşa edilmek istendiğini göstermesi bakımından elbette umut vericidir.
Erdoğan liderliğindeki Türkiye ve özellikle Erdoğan’ın teorik zihni ve devlet tecrübesi yeni Suriye’nin inşa sürecinde çok büyük katkılar sağlayacaktır.
Umarım birileri bu anlamlı birlikteliği sabote etmek konusunda başarılı olmasın.
***
Şimdi şöyle düşünün…
Suriye’de kaskatı bir din devleti kuruldu.
Farklı düşünen herkesin yaşam tarzlarına sokaklara varıncaya kadar müdahale edildi.
Başını örtmeyen Suriyelilerin okullarda okuyamacaklarına ve kamusal alanda görev alamayacaklarına hükmedildi.
Ey laikçiler bu sizin hoşunuza gider mi?
Uzunca bir dönem laikçilik üzerinden yaptığınız bir uygulamanın tıpkısının aynısının Suriye’de yapılması karşısında eminim ki vereceğiniz ilk tepki “Bu diktatörlüktür, yaşam tarzı dayatmak demokrasiyle bağdaşmaz!” biçiminde olacaktır.
Merak etmeyin sizin bu ülkede laikçilik üzerinden yaptıklarınızı Suriye’de din adına yaparlarsa bu anlayış ve uygulamaya sizden önce biz karşı çıkarız. Tıpkı size karşı çıktığımız gibi.
Çünkü biz herkesin kendisi gibi kalarak kendisini özgürce geliştirebileceği demokratik bir cumhuriyetten yanayız.
Dini başkalarına devlet marifetiyle zorla dayatılacak bir ideoloji ve yaşam tarzı olarak kabul eden anlayışların akidemizin özüyle bağdaşmadığına inananlardanız.
Kendisi için istediğini başkası için istemeyen ve kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkalarına yapmak gerektiğine inanan, yani adaletten ve insaniyetten sapan anlayışların İslami akidemize uygun olmadığına inananlardanız biz.
***
Şöyle düşünün…
Suriye’deki yeni yönetim kabul ettiği yeni anayasa doğrultusunda Suriye’de bir tek ulus olduğunu ilan etse ve tüm uygulamalarını da Arap ulusçuluğu eksenine oturtsa Suriye’de yaşayan bir Türk veya Kürt olarak ne düşünürsünüz, ne hissedersiniz?
Arapça'nın dışında hiçbir dilin devlete ait okullarda öğrenimine ve öğretimine izin verilmeyeceği ilan edilse ve bu doğrultuda Türkçe'nin Türk kardeşlerimizin yaşadığı bölgelerde öğrenimine ve öğretimine izin verilmeyen bir uygulama ortaya çıksa oradaki Türk kardeşlerimiz bunu kabul eder mi? Bizim hoşumuza gider mi?
Benim asla hoşuma gitmez.
Bu tarz bir ulusçu anlayışı ve uygulamayı İslami akideme ters bulduğum için şiddetle ve hiddetle reddederim.
Arapçanın resmi tek dil olması ve eğitim dili olmasını anlarım ama benim bir Suriyeli Türk olarak ana dilimin kamusal alandan sürgün edilmesine ve devlete ait okullarda benim Türkçe olan ana dilimin öğreniminin ve öğretiminin yasaklanmasına karşı çıkarım.
“Arap vatandaşlığı” veya “eşit yurttaşlık” gibi tanımlar, başkalarının da millet veya kavim olarak varlığını kabul etmeyen Fransız tipi bir ulusçuluk anlayışına eksenine oturursa Suriye devrimi kendini inkar etmiş olur. Çünkü Suriye devriminin özünü İslami akide oluşturuyor. Ve İslami akide bu tarz Fransız tipi ulusçuluk ve yurttaşlık anlayışını reddediyor.
Suriye’de İslami öğreti temelinde olması gereken şudur:
Arap ulusçuluğunu ve ulusçuluk ekseninde tanımlanan Fransız tipi yurttaşlık anlayışını elinin tersiyle itip herkesi ya dinde kardeşi olduğu için ya da ademin çocukları olduğu için eşiti bilen bir anlayışla kendi yönetim modelini oluşturmak.
Dinde kardeş olanların milleti de milliyeti de ayrıcalıklı değildir.
Hiç kimse çoğunlukta olduğu için daha ayrıcalıklı ve üstün, hiç kimse de az olduğu için önemsiz ve aşağı değildir.
İslami öğretiye göre milleti ve milliyeti ne olursa olsun herkes birbirinin kardeşidir ve herkes Peygamberimizin (sav) hadisinde denildiği gibi bir tarağın dişleri gibi eşittir.
Farklı dinlere ve mezheplere mensup olan her Suriyeli de kendi inancını hiçbir baskıya maruz kalmaksızın özgürce yaşama hakkına sahiptir.
Başka türlüsünden elbette akidemiz gereği hoşnut kalmayız.
Suriye’nin geleceği herkesi birlikte barış içinde herkesi yaşatacak bu özgün yönetim modeliyle mümkün olabilir.
Batı’nın özellikle de Fransa’nın ulusçuluk ve yurttaşlık tanımlarıyla Suriye kendi iç bütünlüğünü de İslami kardeşlik bağını da asla muhafaza edemez.
“Hepimiz Adem’in çocuklarıyız.
Adem ise topraktandır.
Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap olana üstünlüğü yoktur.
Üstünlük ancak takva iledir” diyen Peygamberimizin birleştirici öğretisine göre düşünmeli ve hareket etmeliyiz.
Ulus, ulusçuluk vb. anlayışları elimizin tersiyle itmezsek hiçbir yerde kendi iç bütünlüğümüzü sağlayamayız.
Zorla sağlasak bile gönül ve iman bağını ortadan kaldırdığımız için birimizi düşmanlaştırmaktan öte bir şey yapmış olmayız.
O yüzden çekin aramızdan şu Batı’nın bizi bugünkü hale düşüren kavram ve tanımlarını da, özümüze dönüp önümüze bakalım.
Suretimizden görünüp ısrarla Fransız tipi kavramlar içinde düşünmemizi salık verenler ve çözüm olarak da yalnızca ulusçuluğu adres gösterenler bilesiniz ki akidemizle zerre kadar alakası olmayanlardır.
Bu tarz düşünenlerin siyasal aklımızı ve ümmet bilincimizi ifsat etmesine izin vermemeliyiz.
Batı’nın o sorunlu marazi kelimelerine ve süslü lafazanlıklara gerek yok.
Bu ülkede sorun üreten o zihni çözüm için referans göstermek, hem akidemizi önemsizleştiren bir tutumdur, hem de çözümsüzlükte ısrarın diğer adıdır.
Nerede yaşıyor olursanız olun, hangi pozisyonda olursanız olun, şayet kendiniz için istediğinizi başkaları için de istemiyorsanız ve size yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkalarına yapmamak gerektiğine inanmıyorsanız İslamiyet ve insaniyet bahsinde sorunlu bir yerde duruyorsunuz demektir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.