Yazarlar Eski eserler ve Taksime cami

Eski eserler ve Taksim’e cami

Mustafa Kutlu
Mustafa Kutlu Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Taksim Camii Projesi onaylandı. Bu münasebetle vaktiyle yazdığım bir yazıyı yeniden yayımlıyorum.
AKP hükumetlerini belki de sadece aşağıda bahsedeceğim faaliyetleri sebebiyle hayırla yadedebiliriz.
Bir kere tüm İstanbul'un tarihi mezarlıklarını elden geçirmiş, etrafını çevirmiş, çöpten-dikenden-yılan işlemez hale gelmiş, adım atılamaz olmuş iç yüzeyini taşlara zarar vermeden tertemiz etmiştir.
Vakıflar, belediyeler ve hükumet bu hamleyi el ele vererek gerçekleştirdiler. Binden fazla tarihi eser, yıkılmakta olan bina ayağa kaldırıldı, kullanılır hale getirildi. Bütün bunlar sadece İstanbul'da değil yurt sathında gerçekleşti. Tarihe saygı, kültüre bağlılık budur. Yeri gelmişken bir kez daha söylüyorum. Kışlaya hayır, camiye evet. Osmanlı döneminde kışla yapıldığında orada yerleşim yoktu. Askeri garnizonlar surdışına yapılırdı. Bektaşi Tekkeleri dahi garnizon civarındadır.Gezi Parkı'na bina yapmayın. Taksim'de binadan çok ne var. Ama cami yok. Millet sokakta namaz kılıyor. Caminin yeri hazır, Sular İdaresi'nin orada, otopark.
Sevgili Ekrem Işın ile bir buçuk yıl uğraşarak “Eyüp Sultan Tekkeleri”ni Kanal 7 için belgesel olarak çekmiştik. Bu macerada başımıza gelenleri anlatsam roman olur.
Sonra ben bir on yıl kadar İstanbul'u dolaştım. Tabii her gün değil, aralıklarla. Bir taşralı olarak ceddimizin ve dünyanın bu en önemli şehrini az da olsa tanımak istiyordum. Şehir gezileri mutlaka yaya olarak yapılmalı, önemli bulunan mekânlar, binalar gereği kadar vakit ayrılarak tanınmalıdır. Bu süre içinde İstanbul'un ancak yüzde birini görmüş olabilirim.
“Bir semtini sevmek bile bir ömre değer” diyor ya Yahya Kemal, haklı. Onca yıldır İstanbul'u berbat etmek için çabalıyoruz, o hâlâ ayakta. Ayakta dediğime bakmayın büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Görülecek yerler ancak nokta veya ada halinde kalmıştır. Hele bu gökdelen merakı İstanbul'un (Sur içi olmasa bile sur dışının) siluetini değiştirmiştir.
Bakın size sadece iki örnek vereyim. Bunlar tarih ve kültürün nasıl canlandığına şahittir.
İlki Yenikapı Mevlevihanesi. Biz Ekrem ile orayı filme çekerken neredeyse mezbele halindeydi. Semahanesi yanmış, iç avlusunu otlar basmış, mescide kuşlar yuva yapmış, bina dökülecek hale gelmişti. Ki bu bina meşhur Mimar Kemalettin'in eseridir. Bekçiler dışında yaşlı bir adam senelerdir kütüphane kısmında yatıp kalkıyor, orayı hırsızdan-uğursuzdan koruyordu. Buna rağmen yine hırsızlık olmuş ve bir dava devam edip gidiyordu. Tekke levazımı yani halılar, şamdanlar vb. Şeyh Odası'na kilitlenmiş, kapısı mühürlenmişti. Bu sebeple orayı çekemedik. Bizden üç ay sonra çıkan bir yangınla Şeyh Odası içindekilerle beraber yandı.
Programı bitirirken bu muhteşem eserin korunmasını, restorasyonunu, yeniden kullanılır hale getirilmesini arzu eden bir hamasi nutuk çektiğimi hatırlıyorum. Neyse ki AKP sayesinde özlenen eylem gerçekleşti, bina ve semahane yenilenerek orada bir üniversite kuruldu.
İkinci örnek Edirnekapı dışında Bektaşi Emin Baba Tekkesi'dir. Biz oraya gittiğimizde çatısı yoktu. Dört duvar kalmıştı sadece. Yıllarca ahır olarak kullanılmış. Tamirine başlandığında on onbeş kamyon gübre çıkarıldığını söylediler. Önünde iki adet yazısız devasa mezar taşı yatıyordu. Şimdi şipşirin bir bina oldu.
Soru şudur: Bu yenilenen, restore edilen eserler nasıl kullanılacak? Şimdiye kadar yapılan uygulamalarda bazı vakıflara verildiği onların da çay bahçesinden, kültür merkezine kadar çeşitli amaçlarla kullandıkları görüldü.
Ben alternatif olarak aklıma gelenleri sıralayacağım. Başkaları daha uygun fikirler bulabilir.
Bir kere “tekke” olanlar, şimdi yasak sürdüğü için bir post atıp bir şeyh bularak yeniden açılamaz. Orayı bir Darü'l-Hadis veya Mesnevihane yapabiliriz. Yani eski bir tekke yine dinî bir amaçla kullanılmalı. “Tasavvuf Dersleri” verilebilir. Dinî-tasavvufî Musiki Merkezi olabilir.
Ötekiler için ihtiyaç olan “Dil Okulları”dır. Bildiğiniz gibi küreselleşen dünyada yabancı dil öğretimi öne geçti. Ama önce Türkçe'yi doğru dürüst bilmek lazım. Bu sebeple İngilizce, Almanca, Çince, Japonca, Arapça, İtalyanca vb. gibi diller yanında mutlaka Türkçe eğitimi koymak gerekir. Buna ilaveten Z-Kütüphane denilen çok amaçlı çocuk kütüphaneleri kurulabilir. FKM Dershaneleri olabilir (Fizik-Kimya-Matematik). Taşradan İstanbul'a hasta getirmiş, ama burada kalacak yeri olmayanlar için “Misafirhane” olabilir. Üniversitelerin “Araştırma Enstitüsü”, “Araştırma Kütüphanesi” ihtiyaçlarına cevap verebilir.
Belediyelerin yeterinden çok “Kültür Merkezi” var. Bunların içini layıkı ile dolduramıyorlar. “Okul Öncesi Eğitim, Kreş, Ana Okulu” olabilir.
Artık neredeyse terkedilmiş olan “Folklor” alanına tahsis edilebilir.
Geleceğe dönük olarak “Bilgisayar Teknolojileri ve Kullanım Okulları-Kursları” olabilir. En nihayetinde çok ihtiyaç duyulan “Osmanlıca Kursları”na tahsis edilebilir. Bunların sahibi, kadrosu, maaşı, çalışanları, hangi devlet kurumuna bağlı olacakları benim işim değil.
Yeter ki yaramaz adamların eline geçip yaramaz işlerde kullanılmasın.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.