Savaşın hedefleri ve Washington-Tel Aviv hattında derinleşen çatlaklar

04:004/06/2026, Perşembe
G: 4/06/2026, Perşembe
Nur Özkan Erbay

ABD-İsrail’in İran ile savaşında üç ay geride kaldı. Önlenemeyen ve sulha erdirilemeyen bir savaşın kazanını olmadığı gibi ardından bıraktığı enkaz sadece tarafları için değil tüm insanlık adına yıllarca yeri doldurulamayacak büyük kayıpları beraberinde getiriyor. İçinde bulunduğumuz yüzyılın yorgun, çatışmacı ve kaotik ikliminde insanlığın ve kurumların siyasi hedefleri her ne olursa olsun savaşı ve onun yarattığı yıkımı kaldıramadığı ortada. Her ne kadar politikanın başka araçlarla devamı olarak

ABD-İsrail’in İran ile savaşında üç ay geride kaldı. Önlenemeyen ve sulha erdirilemeyen bir savaşın kazanını olmadığı gibi ardından bıraktığı enkaz sadece tarafları için değil tüm insanlık adına yıllarca yeri doldurulamayacak büyük kayıpları beraberinde getiriyor. İçinde bulunduğumuz yüzyılın yorgun, çatışmacı ve kaotik ikliminde insanlığın ve kurumların siyasi hedefleri her ne olursa olsun savaşı ve onun yarattığı yıkımı kaldıramadığı ortada. Her ne kadar politikanın başka araçlarla devamı olarak teorize edilse de meşru zemini olmayan hiçbir savaşın nihai ve mutlak kazanının olmadığına yakın tarihimizde birçok kez şahitlik ettik. Ve bugün her savaşta olduğu gibi en fazla atıfta bulunulan Clausewitz’in -savaşın tek başına bir amaç değil bilakis siyasi hedeflere ulaşmak için bir araç olduğu- yönünde tercüme edilebilecek sözü tam da bu aşamada yeniden sorgulanmaya muhtaç. Zira dünyanın en büyük ordusuna da sahip olsanız savaşın sizi istenilen siyasi hedeflere ulaştırmada uygun bir araç olmadığı bu kadar çarpıcı bir şekilde kanıtlanamazdı. Yanı başımızda süregelen savaş buna en somut örneklerden biri.


İRAN REHİNE KRİZİ’NDEN BUGÜNE İRAN’I BOMBALAMANIN MALİYETİ

ABD Başkanı Trump ikinci kez başkanlık koltuğuna oturduğu ilk günden itibaren ABD’nin Ortadoğu’daki jeostratejik hedeflerinin İsrail ile bir kader birliğinden geçtiği ve bunu başarmanın tek yolunun da İran’a savaş açmak olduğu konusunda ikna edildi. Trump askeri, istihbari ve diplomatik kadrolarının desteklemediği savaş seçeneğini bir şekilde kullandı ya da kullanmak zorunda kaldı. Bu kararın sebepleri ve bugün itibariyle sonuçları çokca tartışıldı ve önümüzdeki dönemde de artan yoğunlukta tartışılmaya devam edecek. Öyle ki pek de alışık olunmayan biçimde Kasım ayında gerçekleştirilecek ara seçimlerin bir numaralı gündemi iç politika değil, İran savaşı eksenli tartışmalar olacak. Amerikan siyasetinde 1980’lerde rehine krizini müteakip yıllarda popüler olan ve İran ile ilgili her gerilimde ve siyasi mülahazalarda savaş yanlısı şahin kesimin bir propaganda sembolü olan “Bomb Bomb İran” “İran’ı bombala” şarkısına icabet etmenin yarattığı ekonomik, askeri ve siyasi maliyet Trump’ı fazlasıyla zorlayacak.


SAVAŞIN SİYASİ HEDEFLERİ VE DİZGİNLENEMEYEN CANAVAR

Trump savaşın daha ilk haftalarından itibaren özellikle rejimin devrilmeyeceği gerçeği ile yüzleşti. Başlarda Hürmüz krizini sürdürmenin her ne kadar ABD’ye petro-dolar dengelerinde avantaj sağlayacağını düşünse de, günler içerisinde içeride ve dışarıda yaratacağı ekonomik ve siyasi maliyetin katlanarak artacağını anladı. Retorikte neredeyse anlık olarak sözünün şiddetini artırsa da diplomatik bir anlaşmayla savaşı sonlandırmak ve bunu kendisine mal edilecek “tarihi bir başarı” olarak çerçevelemek için son derece de iştahlıydı. Lübnan cephesinde de çatışmaların durması ve Washington’daki İsrail-Lübnan görüşmelerinin sürmesini isteyen Trump’ın bu girişimlerine karşı İsrail’in tam tersi istikamette ilerlemesinin kendisine ayrı bir maliyet üretmeye başladığını gördü. Öte yandan, eline geçen bu büyük fırsatı İran’ı bölgede neredeyse bir daha hareket edemeyecek hale getirmek için kullanan İsrail’e tarihin en büyük desteğini veren Trump bu kez kendi eliyle beslediği canavarı dizginleyememeye başladı. Tel-Aviv’e “Tek taraflı hareket etme” uyarılarını artırdı.


TRUMP-NETANYAHU VALSİNİN SONU GELDİ Mİ?

ABD-İsrail arasındaki çatlaklar ise son günlerde iyiden iyiye derinleşmeye başladı. Amerikan yönetiminden yetkili isimlere dayandırılan arka plan ve sızdırma haberlerle son dönemde etkili haber mecralarından biri haline gelen Axios’ta önceki gün yer alan bir haber Washington-Tel Aviv hattındaki gerilimi ilk kez bu kadar net bir şekilde gün yüzüne çıkardı. Habere göre son derece yüksek tansiyonlu geçen telefon görüşmesinde Trump Netanyahu’nun Lübnan’a yönelik saldırgan tutumunun İran’la sürdürülen müzakereleri tamamen raydan çıkarma riski yaratarak süreci sabote etmekle suçlamış. Trump bununla da kalmamış, tek taraflı askeri saldırılarına devam etmesi halinde soykırımcı Netanyahu’nun iç siyasette yaşadığı yolsuzluklar ve yasal süreçler karşısında ona destek veren ve savunan pozisyonunu değiştirebileceğinin sinyallerini vermiş. ABD’nin bölgedeki jeopolitik hedeflerini ve stratejisini tehlikeye attığı konusunda uyarmış. Trump cenahından resmi olarak yapılan açıklamalarda görüşmenin “son derece verimli geçtiği” ifade edilse de durum öyle görünmüyor. Trump’ın bu görüşmeyi müteakiben sosyal medya hesabından arabulucular kanalıyla Hizbullah ile anlaşmaya varıldığı ve İsrail birliklerinin Beyrut’tan geri çevrildiğini gibi mesajları ısrarla paylaşmış olması ise Netanyahu’ya verdiği ültimatomu teyit eder nitelikte. Görüşmenin soykırımcı Netanyahu adına zor geçtiğine bir başka delil ise İsrail medyasında yer alan haberler. Her ne kadar Axios haberi yalanlansa da, İsrail medyası görüşmenin sonunda Netanyahu’nun Trump’a kendi sınırlarına yönelik Hizbullah saldırıları olmadığı sürece Lübnan’a saldırılarını durduracağı sözü verdiği bilgisini aktardı. Önümüzdeki günler bu çatlağı teyit eden yeni gelişmelere gebe olabilir. Siyasi hedefleri ve ortak çıkarlarda çoktan ayrışan Trump-Netanyahu ikilisi bu zoraki valsi daha ne kadar sürdürecek göreceğiz…

#ABD
#İsrail
#Nur Özkan Erbay