
17 Aralık seçim ayarlı darbe kalkışmasından bugüne zamane gazetecilerinin söz ve tutumlarındaki değişmeleri yakından izliyorum. Yaklaşık olarak son beş ayda şu sekiz etabı katettiler: Saldırı, beddua ve pusu, ikna, iftira, inat, kinlenme, karanlıktan kurşun sıkma, cafer bez getir çabuk tez getir.
İlk altı etap üzerinde çokça duruldu, yeri geldikçe de tekrar hatırlatılıyor.
Son iki etap üzerinde hem yakın zamanda gerçekleşmeleri hem de etkilerinin sürmesi, yani dokuzuncu etaba henüz geçilmemesi nedeniyle yeterince durulmadı.
Neydi bu iki etap, ne oldu ve ne oluyor, şimdi bunlara yakından bir bakalım:
Darbe kalkışmasının başlangıcında, kendilerini destekleyecek olan yazarların tespitinde ciddi bir yanlış yaptılar.
Denizaşırı ülkelere, Umre ziyaretlerine, sözüm ona uluslararası sempozyumlara, göl kongrelerine götürdükleri bilim adamlarının kendilerini destekleyeceklerini, geriye kalan bir kaç sivil yazarla, gazete yazarının itirazlarının ise etkisiz kalacağını ummuşlardı.
Umdukları gibi çıkmadı. Ulufe yoluyla yanlarında tutacaklarını sandıkları akademisyenlerin büyük bir çoğunluğu asıl görüş beyan etmemek suretiyle sözün namusunu gözettiler. Bu durumun açıkça onların başlarına kakılması ise daha da büyük bir tepkiye neden oldu.
Sayılarının azlığı nedeniyle küçümsenen yazarlar ise adeta on kişiyi bir çelmede deviren pehlivanlar kadar güçlü ve kararlı çıkınca hepten paniğe kapıldılar.
"Karanlıktan kurşun sıkma etabı" bu paniğin bir ürünüydü ve şu şekilde yürütüldü:
Söz ortaya söylenecek, kendilerinin karşısında olan herkes topluca muhatap alınmak suretiyle tek kalemde tüm muarızları yıpratma oranı da yükseltilmiş olunacaktı. Bu sayede isim zikredilmeyeceği için hem pasif kalanlarla hesaplaşılmış olunacak hem de özel ya da kamusal bir sorgulamaya uğranılmayacaktı.
Doğrusu fena da işlemedi bu etap ancak kimi romantik çaylakların "sizi muhatap almadıkça daha çok kızdınız, kinlendiniz değil mi" tarzındaki isimsizliğiyle isimli yazılarında sergiledikleri feminen kabadayılıklarla, angutlukla takviye edilmiş basit zeka gösterileri ile sekteye uğradı. Dolayısıyla başkalarının ellerine ayaklarına takmaya çalıştıkları ipler kendilerininkine dolandı. Bu durumun giderek bir risk oluşturması üzerine, yatay bir geçişle "Cafer bez getir çabuk tez getir" etabına geçildi.
Bu etapta, muhatapsız saldırı taktiğinden biraz uzaklaşılıp, yine muhatabı olmayan hatta sanallığı sabit olan kişiler üzerinden, yine sanal olaylara dayalı bir saldırı inşa edilmeye başlandı.
Örneğin, "Dün sabah bizim emektar bakkal Rıza Efendi"ye uğradım. Gözleri kanlanmıştı. N"oldu diye sordum. Meğer bir gazetede meczubun biriyle ilgili bir habere çok üzülmüş, ağlamış, ağlamış, o kadar çok ağlamış ki, gözleri kanlanmış. Dedi ki bana "ne istiyorlar benim cici meczubumdan, ben ondan çok memnunum, dükkanın ruhsatını da onun üzerine yapacaktım, dedi."
Diğer bir örnek: "Geçen gün bir çocukluk arkadaşıma rastladım; halen de sık görüştüğümüz bir arkadaştır; varını yoğunu, zamanlarının tamamını iktidara hizmet için ayırmasına rağmen görüşmelerimiz aynı sıklıkla sürmektedir.
Büfeden birer gazoz açtırdık (gazı da pek sağlammış meretin), içe içe yürürken "Memleketin hali n"olacak?" diye sordum. Gece geç saatlere kadar zalimlerle birlikteymiş, uykusuz kalmış, bu yüzden uzun uzun esneyip, gözlerimin içine baktıktan sonra "Ah, aaahhh" diye inledi. Bir terledi, bir karardı, bir morardı, bir sıkıldı, bir beddua yüklendi ki, kalp krizi geçirecek sandım, konuşarak yorulmasına gönlüm razı olmadığından, sorumu da ben cevapladım: "Demek öyle ha, Timurleng Sivas"a saldırmaya kararlı; yazık olacak Sivaslılara, hepsini baş aşağı toprağa gömecek kadar zalim biridir o."
Örnekleri çoğaltılabilecek bu yeni ataklarda dedi-koduculuk, sallamacılık gazeteciliğin yerine ikame edilirken, "sarı çizmeli mehmet ağa" kabilinden sanal adreslerle "yanındakinden kuşku duyma" duyguları da tahrik edilmeye çalışılıyor.
Dolayısıyla "Cafer bez getir çabuk tez getir" şaşkınlığı, verilen örneklerde ciddiyetle komiklik arasındaki sınırın belirsizleştirilmesi yüzünden bu etaba ad olmayı hak ederken, malum örnekleri kotaranların akli muvazenesi de giderek çok daha şüpheli hale geliveriyor.
Oysa ki, tarafsız bir şekilde bakıldığında durum tüm açıklığıyla ortaya çıkıyor: Saldırı, beddua ve pusu, ikna, iftira, inat, kinlenme, karanlıktan kurşun sıkma derken, çırpındıkça batmanın bir verisi olarak Cafer de iyiden iyiye kafayı sıyırmış bulunuyor.
Cafer kim, bez kime, isteyen kim, istenen kim, telaşın sebebi ne?...
Bunları da yeni belirmeye başlayan "kudurma ve çatlama" etabından öğreniriz inşallah.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.