Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Kendimiz olan kültürün içeriği

Kendimiz olan kültürün içeriği

Rasim Özdenören
Rasim Özdenören Gazete Yazarı

Bir önceki yazımızı (11 Şubat, Perşembe) kültür bağlamında kendimiz olanın ne olduğu üzerine kafa yormamız gerektiğini vurgulayarak bitirmiştik. Öyleyse konu üzerine düşünmeyi sürdürelim.

Kitaplık çaptaki bir konuyu belli ki bir köşe yazısının çerçevesine sığdırmak söz konusu olmamalı. Ancak meramımızı vurgulamak yeterli kabul edilmeli…

Her ulusun hayat tarzı o ulusa özgü kültürü meydana getirir denebileceği gibi, o kültürün kendisidir de denebilir.

Kendimiz olan kültürün kimliğini belirlemek için öncelikle kültürün unsurlarını tespit etmek yerinde olur. Kalıplaşmış tasniflerden birini esas kabul ederek mütalaamızı geliştirebiliriz.

Ortaöğretimden itibaren ders kitaplarında da yer alan kültürün unsurları hakkında yaygın olarak şu tasnife yer veriliyor:

1. Dil, 2. Din, 3. Gelenek ve görenek, 4. Sanat, 5. Dünya görüşü, 6. Tarih (https://kulturun-unsurlari.nedir.org/).

Bu unsurların içinin nasıl doldurulacağı apiriori olarak belirlemek söz konusu olmamalı. Her ulus bu unsurların içeriğini kendi yaşantı tarzının icabına göre belirler. Buradaki tasnif ulusal kültür esas kabul edilerek belirlendiği için muhtevada da ulusal yaşantının esas alınacağı söylenmeden bellidir.

Bizim açımızdan burada dikkat çeken husus dinin kültürün herhangi bir unsuru olarak telâkki edilmiş olması… Burada biz sadece din maddesi üzerinde duruyoruz, diğer maddeler burada konumuzun dışında kalıyor. Tasnif, görüldüğü üzere seküler dünya görüşünden hareket ediyor. Tasnifte ikinci sırada yer verilen din maddesi bir kültür unsuru olarak şöyle anlatılıyor:

“Din: Kültür unsurları içerisinde çok önemli bir yere sahiptir. Bilhassa eski devirlerde yüzyıllarca bu kültür unsuru ön planda bulunmuş ve öteki kültür unsurlarını gölgede bırakmıştır. Dinin milletler üzerindeki hakimiyeti, imparatorluklardan millî topluluklara geçinceye kadar devam etmiştir. Milliyetçilik çağında milletler imparatorluklardan kopunca dinin fonksiyonu da azalmıştır. Dinin bir millet içerisindeki kültüre etkisi ve kültürün diğer unsurlarının oluşması ve değişmesindeki rolü ise devam etmektedir. Dini bayramlarımız ve törenlerimiz bunun açık örnekleri olarak dikkati çekmektedir.”

Bu tasnifin İslami yaşantıyı esas kabul etmiş ve kamu düzenini İslâm hukukuna göre kurmuş bir millet için anlam ifade etmediği bir bakışta anlaşılabilir.

İslâm milleti zikredilen unsurların her birinin içini kendi yaşantı biçimine göre belirler. Ancak farklı bölgelerde, farklı sınırlar içinde yaşayan farklı ulusların ötekine göre ayrışabileceği hususlar olabilir, vardır da… Nitekim kabul görmüş ve makbul tutularak uygulamaya aktarılmış mezhep farklılıkları da söylediğimiz bu cümle içinde mütalaa edilmelidir. Fakat her şeye rağmen İslâm hukukunu kamu düzeni olarak uygulayan mıntıkalarda hiçbir uygulamanın, gelenek ve göreneğin hukukun temel ilkelerine aykırı veya muhalif olamayacağı da genel kabuller arasında yer alır.

İslâm milleti için din temel yaşama biçimi olarak kabul edildiğine göre kültürün diğer unsurları bu ilkeye uygun olarak içerik kazanır. Ve sonuçta, modern zamanların ulusal kültür unsurlarının içeriği, İslâm’ın devlet rejimi olarak yaşandığı yerlerle tümüyle örtüşmeyebilir.

Yukarıda belirtilen unsurların her birinin içeriği Müslümanca yaşamanın gereğine göre nitelik kazanır. Kendimiz olan kültürün özü de bundan ibarettir.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.