Bir önceki yazıda Birleşmiş Milletler üzerinden uluslararası sistem ve kurumlara dair güven konusunu tartışmış ve bu yılki BM’nin ana temalarından biri olan herkes için sonuç (fayda) temasının reel düzlemde neden ve hangi sebeplerle karşılık bulmadığını analiz etmeye çalışmıştım. 2. Dünya Savaşı sonrasında ihdas edilen BM’nin temel fonksiyonu ve güçlü devletlere atfedilen barışı koruma misyonunun nasıl ve hangi saiklerle yine güçlü devletler eliyle ortadan kaldırıldığını somut örneklerle ortaya koymuştum. Dünden bugüne BM’nin uluslararası kriz ve çatışmalara yönelik müdahalelerinin yetersizliğine işaret ederek herkes için sonuç üreten ve güveni yeniden tesis edebilecek bir BM’den oldukça uzak olduğumuzu iddia etmiştim.
Mevcut göstergelerin işaret ettiği itibar ve güven sorununu aşabilecek somut önerilerin ne kadar gerçekçi olduğu bir kenara bu konuda ciddi bir müktesebatın oluştuğunu söylemek mümkün. 2014 yılında BM zirvesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk kez dile getirdiği ve sonraki yıllarda somut önerileri ile geliştirdiği “Dünya beşten büyüktür” tezi, Güvenlik Konseyi başta olmak üzere BM’nin bir dizi reforma tabi tutulması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu açıdan bakıldığında, BM, başta veto yetkisi üzerinden Güvenlik Konseyi’ni eksen alan ve daha geniş düzlemde BM Genel Kurulu reforme etmeyi amaçlayan bir dizi öneri ile gündem edilmektedir. Güvenlik Konseyi ile ilgili önerilere bakıldığında veto yetkisinin sınırlandırılması başlığı dikkat çekmektedir.
İnsanlığa karşı suçlar başta olmak üzere soykırım gibi kitlesel suçlarda veto yetkisinin kaldırılması talebi oldukça önemli. Nitekim son dönemde Suriye ve Gazze örnekleri üzerinden daha fazla tartışılan bu konu, herhangi bir konsey üyesinin vetosu ile soykırım durumunun kolaylaştırılmasının önüne geçmeyi amaçlamaktadır. ABD’nin Gazze konusundaki tutumu Rusya ve Çin’in Esed rejimine yönelik müdahale çağrılarına mukavemet etmesi gibi hususların ne denli maliyet ürettiği ortada. Bir diğer öneri ise veto yetkisinin mutlaklaştırılmaması ve BM Genel Kurulun etkisinin artırılması. Güvenlik Konseyinin veto ettiği bazı kararların genel kurulda belirli sayıda ülkenin alacağı kararla geçersiz sayılmasının hedeflendiği bu öneride, veto yetkisinin keyfiliği ortadan kaldırılacağı gibi genel kurulun da güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Her ne kadar 2000’li yılların başında bu konu ile ilgili öneriler BM’nin gündemine alınmış ve tartışılmışsa da kurucu aktörlerin konuya sıcak bakmaması nedeniyle sonuç üretilememiştir.
BM’nin reforme edilmesi ve Güvenlik Konseyi’nin yapısına ilişkin öneriler 2000’li yılların başında da yoğun biçimde tartışılmıştır. Almanya’nın lokomotif olduğu bu tartışmalar ilk defa Alman yetkililerin 1993 yılında BMGK’ye daimi üye olma talebi ile gündeme gelmiş ve sonraki yıllarda da bu talep sıklıkla gündem olmuştur. 2000’ler itibarıyla dünya siyasetinde de çok daha fazla konuşulan Hindistan, Japonya ve Brezilya gibi aktörlerin de sıklıkla dile getirdiği bu konu, BMGK’nin genişlemesi ve süreç içerisinde de veto yetkisinin yeni katılan üyeler tarafından kullanımını talep edilmektedir. Fakat Almanya ve diğer devletlerin uzunca bir süredir gündem ettiği bu taleplerin karşılık bulmadığı ve sistemi kuran aktörlerin ayrıcalıklarını kaybetmek istemediği görülmüştür.
BM’nin reforme edilme taleplerine karşı mevcut sistemin yeniden organize edilme ya da tadil imkanının da oldukça güç olduğunu söylemek mümkün. Dünya barışını tesis etmek amacıyla bir araya gelen veto yetkisine sahip ülkeler, dünya barışından ziyade kendi çıkarlarını sürdürebilme arayışı içerisindeler. Bu nedenle mevcut düzlemde, BMGK’ye yeni katılım yahut katılım sonrasındaki veto yetkisinin paylaşılması talebi, kurucu aktörler nezdinde hiçbir şekilde karşılık bulmayacaktır. BM Genel Kurulunda bu yönde bir karar alınsa bile veto yetkisinin kurucu aktörler eliyle tartışılmasının imkansızlığına dikkat çeken uzmanlar, reform taleplerinin uygulanabilir olmadığını bizlere anlatmaktadır. Peki bütün krizlere ve güven kaybına rağmen söz konusu reform çabaları hiç mi dikkate alınmayacak? Güven kaybı ve herkes için sonuç üretebilen bir BM mümkün olmayacak mı? Ne yazık ki gücün etkisinde şekillenen bu tür yapıların ağır sistemik krizlere rağmen devam etme ihtimali reforma oranla çok daha baskın bir ihtimal.

