60. Hükümetin demokrasi sınavı
00:00, 30/08/2007, PerşembeG: Güncelleme: 01:03, 30/08/2007, Perşembe
Yeni Şafak
60. Hükümetin demokrasi sınavı
AK Parti Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi ve sonrasında yaşananlardan yeterince ders aldığını hem Erdoğan'ın seçim akşamı konuşmasında hem de 60. hükümet üyelerine baktığımızda net biçimde görüyoruz. Bu hükümetin en önemli sınavı ise demokrasinin güçlendirilmesi ve yoksulluğun azaltılması olacak
Sezer'in, “yenisi onaylasın” diyerek bakmadığı 60. Hükümet listesi, taze Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylanmış bulunuyor. Şekillenmesinde Cumhurbaşkanlığı krizinin etkili olduğu yeni parlamentonun, 3. turda, AK Parti'nin oylarıyla seçtiği yeni Cumhurbaşkanının onayladığı yeni hükümetin, deyim uygun düşerse “kıldan ince kılıçtan keskin” bir hat üzerine kurulduğu gözleniyor. Bu hattın ülkenin demokratikleşme hedeflerini tutturabilmesi, bakanlık koltuğuna oturanların performanslarına bağlı görünüyor.
AK Parti'nin İslamcı bir damardan geldiği ve bu “damar” nedeniyle geçmiş beş yıllık icraatlarının önemli eleştirilere muhatap olduğu doğrudur. “İslam Ortak Pazarı”nı savunan “milli görüş” çizgisinde yetişmiş kadroların demokratik ve özgürlükçü bir siyasal sistem hedefini içeren Avrupa Birliği (AB)'ni mevcut partilerden daha fazla istiyor görünmesi de kuşkuyla karşılanabilir. AK Parti'nin, başta 301, Kürt sorunu ve inanç özgürlüğü olmak üzere ülkenin demokratikleşmesinin önünü açacak önemli konularda takınmış olduğu “bir adım ileri, iki adım geri” tutum nedeniyle bir çok eleştiriye muhatap oldukları da biliniyor.
Ancak bütün bunlar, halkın, “vatan bölünüyor” diyerek elinde iple dolaşanlara yahut “devlet elden gidiyor” türü iddialarla silahlı kuvvetlere mütercimlik yapanlara pirim vermediğini de kanıtlıyor. İzlediği “İslam'ın sosyal demokrasisi” yönteminin halktan rağbet gördüğü anlaşılıyor.
KÜRT SORUNU VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ
Geçen dönem aldıkları yüzde 34.5 oyla yüzde 65'i temsil etmenin yarattığı psikolojik baskıyla bir çeşit “arasat hali” yaşayan AK Parti'nin, yeni dönem için artık böyle bir mazereti de bulunmuyor. AK Parti'nin, geçen dönem, kangren haline dönüşmüş Kürt sorunu konusunda demokratik ve kalıcı bir adım atmamasına rağmen, “resmi söylem” ile arasına mesafe koyması bile büyük önem arzediyor.
Türkiye'nin bir başka problemini de, inanç özgürlüğü sorunsalı oluşturuyor. AK Parti'ye yöneltilen “şeriatçılık” suçlamasının maddi temelinin epey zayıfladığı bilinmekle birlikte, AK Parti'nin, toplumun bir kesiminin zihnini meşgul eden bu suçlamadan kurtulabilmesinin yolu, devletin bütün inançlar karşısında eşit mesafede durmasını sağlayacak olan özgürlükçü ve demokratik laiklik anlayışını benimsemekten geçiyor. Politik aktör olma süreçlerinde dışlanmış bulunan Alevi camiasından tanınan bazı isimlerin Alevi kimlikleriyle parlamentoya taşınması, AK Parti'nin de bu gerçeği fark ettiğini gösteriyor.
Dini kontrol altında tutmak amacıyla daha Cumhuriyet'in kuruluş aşamasında örgütlenen Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görmezden geldiği bir topluluğa, İslami kökenden gelen bir partinin kapılarını açması, AK Parti'nin bu suçlamadan kurtulmaya yönelik empati yarattığına işaret ediyor. Kendisine oy vermeyeceğini bildiği halde Alevilere listelerinde yer vermesi, AK Parti'nin demokratikleşme arzusu yüksek toplum kesimlerini hedeflediği anlaşılıyor. Nitekim bu tercihlerin söz konusu kesimlerde sempatiye ve hatta güvene dönüştüğü görülüyor. Nihayetinde, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, TBMM kürsüsünde konuşan Gül'ün, laikliği, “farklı hayat tarzları için özgürleştirici bir model” olarak tanımlaması da, AK Parti'nin inanç özgürlüğü alanında izleyeceği yol hakkında bir ipucu veriyor.
Bu ülkenin kronikleşmiş sorunlarının başında, basın, düşünce, ifade, örgütlenme ve inanç özgürlüğü konuları geliyor. Cumhuriyet tarihi, yukarıda sıralanan konuların genellikle muhalefette yer alan politik partiler tarafından dile getirildiği, iktidar partisi tarafından da “bölünmez bütünlük” bahane edilerek dışlandığını yazıyor. 2007 seçimlerinin, bu haliyle de, alışılmışın tersine muhalefet partilerini, “muhafazakar”; iktidar partisi konumundaki AK Parti'yi de değişimci bir çizgiye taşımasıyla da bir ilk oluşturduğu görülüyor. Nitekim, yükselen milliyetçi duyarlılık karşısında zaman zaman geri adım atmış olsa da, AB sürecinin AK Parti tarafından savunulması da rollerin değiştiğini gösteriyor. Başbakan Erdoğan'ın seçim akşamı yaptığı konuşma sırasında söylediği, “farklı tercihleri demokratik hayatımızın zenginliği olarak görüyoruz” cümlesi de AK Parti'nin içinden geldiği damarı genişletmek ve hatta o damardan kurtulmak istediğinin ip uçlarını veriyor. Cumhurbaşkanı Gül'ün, “çağdaş dünya, nicedir, özgürlüklerden korkmamayı öğrendi” sözlerinin de politik bir propaganda malzemesi olmanın ötesinde anlamlar içermesi bekleniyor.
Cumhurbaşkanlığı krizini başından beri iyi yöneten AK Parti'nin seçim çalışmaları sırasında hem bu krizden hem de bu krizin doğal sonucu olarak ortaya çıkan ve “büyük” basın tarafından sorgusuz sualsiz CHP'nin alacaklı hanesine yazılan “Cumhuriyet mitingleri”nden doğru mesajı çıkardığı da anlaşılıyor. Bir yandan halk iradesine vurgu yapılırken, öte yandan milletvekili adayları arasına toplumun beklentilerine yanıt vermek amacıyla koyduğu simgesel isimler de bu mesajın, yalnızca ve sadece AK Parti tarafından, doğru algılandığını gösteriyor.
AK PARTİ'YE GÜL DESTEĞİ
Seçim sürecinde öne çıkan konuların kurulacak yeni hükümetin programının da omurgasını oluşturması bekleniyor. Toplumun söz konusu problemlerin çözülebileceğine olan inancının pekiştirilmesi, hiç kuşkusuz, görevi üstlenecek isimlerin önemini de artırıyor. Demokratik ve özgürlükçü bir anayasa için yıllar önce söylediklerini tekrar etmekten başka hiçbir şey yapmayan Zafer Üskül'e yönelik “yargısız infaz”ın boyutları dikkate alınırsa, görev alacak kadroların ülkenin demokratikleşmesini samimi olarak istemeleri de büyük önem kazanıyor. Bu nedenle 60. Hükümetin demokratik bir Türkiye, özgürlükçü bir sosyal yaşamı merkez alan bir hat izlemesi gerekiyor. Ertuğrul Günay gibi, simgesel isimlere kabinede yer verilmiş olması, böyle bir hattın izleneceğinin ip uçlarını veriyor.
Nitekim, Hükümet listesini açıklayan Erdoğan'ın öncelikli vurguları arasında, “daha çok özgürlük ve daha çok refah üretmek” bulunması da bu konudaki ısrarı gösteriyor. Erdoğan'ın, “Türkiye için koyduğumuz hedefleri gerçekleştirecek bir kadro” diye tanımladığı Hükümet'te, Mehmet Şimşek gibi “AK Parti'nin Derviş'i” diye tanımlanan Mehmet Şimşek ve Kültür ve Turizm Bakanı yapılan Ertuğrul Günay gibi, simgesel isimlere kabinede yer verilmiş olması, böyle bir hattın izleneceğinin ip uçlarını veriyor. İkisi hukukçu, diğeri ekonomist üç Başbakan Yardımcılığının görevlendirilmesi de gösteriyor ki, AK Parti'nin esas olarak, demokratikleşmeyi ve yoksulluğu azaltmayı hedef olarak önüne koyduğu anlaşılıyor.
Hiçbir komplekse düşmeden söylemek lazım ki, demokratik ve özgürlükçü bir sistemin kurulması konusunda AKP'ne tarihsel bir görev düştüğü anlaşılıyor. Seçim vaatlerinin bu beklentiyi tetiklediği de dikkate alınırsa, yeni hükümetin bu eksende bir çalışma programına sahip olması gerekiyor. Memurlara “grevli, toplu sözleşmeli sendikal hak” vaadinde bulunan Mehmet Ali Şahin'in Adalet Bakanı yapılmasıysa, AKP'nin bundan sonraki seyrini daha da ilginçleştiriyor. Su yönetimi konusunda, hiçbir komplekse kapılmadan, DSİ'de sol kökenli kadrolarla çalışarak başarılı bir grafik çizen Veysel Eroğlu'nun Çevre ve Orman Bakanı yapılması da çalışmaların yakından izlenmesini gerektiriyor. Dikkate alınması gereken bir başka noktayı da, Mehmet Aydın ve M. Said Yazıcıoğlu gibi iki ilahiyatçı ismin birlikte hükümette görev alması oluşturuyor.
10. Cumhurbaşkanı Sezer, 2001 yılı Adli Yıl açılışında, “hukukun üstünlüğünü sağlayacak, insan haklarını güvenceye alacak, yargının bağımsızlığını gerçekleştirecek bir anayasa ihtiyacı” mesajı vermişti. Bu mesaj, demokratikleşme ve özgürlükçü bir toplumsal düzen beklentisi olanlar tarafından coşkuyla karşılanmıştı. 11. Cumhurbaşkanı Gül de, konuşmasında, “kimsenin kimseyi ezmediği, keyfiliğin hüküm sürmediği, ... zayıfla güçlü arasında hiçbir fark bulunmayan, vatandaşın haklarının korunup kollandığı, içeride güçlü, dışarıda saygın bir Türkiye ideali”ne dikkat çekti. .. Sezer'in özgürlükçü halinin yerini zamanla katı bir devlet yanlılığı almıştı; Gül'ün bu tavrının nereye varacağıysa biraz da 60. Hükümetin performansıyla yakından ilişkili olacağı görünüyor. Herkesin şiddete başvurmaksızın kendisini ifade edebildiği, inancını hiçbir baskıya maruz kalmadan yaşayabildiği, ana dilini konuşurken engellenmediği, yolsuzluğun ve yoksulluğun önüne geçilebildiği demokratik ve özgürlükçü bir Türkiye yaratmanın mümkün olduğu görünüyor. Bir önceki Hükümetin omurgası korunarak oluşturulan 60. Hükümetin, toplumsal sorunlar karşısındaki tutumlarının ne olacağını; AK Parti'nin tercihini demokratikleşmeden yana yapıp yapmayacağını yaşayarak göreceğiz.
* Araştırmacı Yazar
Başlıklar :
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.