Ek düzenleme için somut öneriler
00:00, 16/07/2009, PerşembeG: Güncelleme: 03:53, 16/07/2009, Perşembe
Yeni Şafak
Ek düzenleme için somut öneriler
Yapılması gereken yeni kanunla atılan adımı güçlendirmek ve istisnai bir yargı düzeni olan askeri yargıyı gerçekten istisnai bir görev alanına sahip kılmak gerekir. Bunun için ilk önce anayasanın 145. maddesi kaldırılmalı veya değiştirilmelidir.
Sivil yargının görev alanını genişleten kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren Cumhurbaşkanı tarafından da işaret edilen ek düzenlemelerin yapılması tartışılmaktadır. Bu düzenlemelerin, özellikle yargılanacak kişiler bakımından bir izin sistemi getirmek ya da özel bir yargı mercii belirlemek noktalarında toplandığı görülmektedir. Hem yapılması düşünülen bu düzenlemelere hem de daha geniş bir çerçevede ve gerçekte olması gereken yargı düzenine değinmek istiyorum.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 250. Maddesinde yapılan değişiklikle, bu maddede gösterilen suçlar bakımından askeri yargının yetkisi kaldırılmıştır. Sivil mahkemeler yine bu maddede belirtilen suçlarla sınırlı olmak kaydıyla, muvazzaf asker kişileri de yargılayacaklardır. Askeri yargı düzeni kurulurken, muvazzaf askerlerin askeri mahkemelerde ve kendine mahsus usullerle yargılanmaları düşünüldüğünden, Genelkurmay Başkanı dâhil hiçbir üst rütbeli subay için özel bir yargılama usulü düzenlenmemiştir. Zira üst rütbeli komutanların yargılanması, askeri yargı düzeni içinde oldukça, hatta imkânsıza yakın derecede zorlaştırılmıştı. Askeri yargının belli suçlar bakımından yetkisi kaldırılınca, kendiliğinden bu zorlaştırıcı usuller ortadan kalkmış, üst rütbeli komutanların da diğer kişilerden farksız bir şekilde yargılanabilmeleri yolu açılmıştır.
GENELKURMAY BAŞKANI NEREDE YARGILANACAK?
Üst rütbeli komutanların yargılanması gerektiği takdirde, CMK'nın 250. Maddesindeki suçlar bakımından da olsa, özel bir yargı mercii belirlenmelidir. Söz konusu madde Anayasa Mahkemesi'nde ve Yargıtay'da yargılanması gereken kişileri yargılama mercii bakımından istisna etmektedir. Askeri yargının güvencesi mevcut olduğu için daha önce üst rütbeli komutanlara ayrı bir yargı mercii belirlenmemişti. Şimdi ise buna ihtiyaç olduğu, CMK'nın 250. Maddesindeki düzenlemeye bakarak da söylenebilir. Bu yargı mercii neresi olmalıdır? Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlarla yüksek yargı kurumlarının başkan ve üyelerini, başsavcılarını, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini yargılamaktadır; bunların dışında kalan siyasetçi ve bürokratlar Yüce Divan'da yargılanmaz. Bu özel yargı merciine neticede bir “bürokrat” olan Genelkurmay Başkanı ve diğer üst rütbeli komutanların yargılanması görevini vermek kanaatimce doğru değildir.
Kaldı ki buna ihtiyaç da yoktur. Çünkü Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla belirtilen kişileri sadece “görevleriyle ilgili suçlardan dolayı” yargılayabilmektedir; başka suçlar bakımından bu ayrıcalıklı yargı mercii görevli değildir. CMK'nın 250. Maddesinde belirtilen ve üst rütbeli komutanların da sivil mahkemelerde yargılanmasına imkân veren suçlar zaten görev suçları değildir; bu suçları işleyen kişilerin Yüce Divan'da yargılanmaları gerekmemektedir. Anayasanın 148. Maddesinde sayılan Yüce Divan'da yargılanacak kişiler arasına Genelkurmay Başkanı'nı koymanın tartışılan konu bakımından uygulamada bir anlamı olmayacaktır; ortada görevle ilgili bir suç yoktur.
Genelkurmay Başkanı'nın Yüce Divan'da yargılanabileceğine dair bir düzenlemenin başka bir yararı olabilir. CMK'nın 250. Maddesinde belirtilenler dışında kalan suçlar bakımından askeri mahkemelerde yargılanması gereken Genelkurmay Başkanı'nın mevcut hukuk kuralları ve sistem içinde yargılanabilmesi fiilen mümkün görünmemektedir. Ne onu yargılayabilecek bir mahkeme teşekkül ettirilebilir, ne de kendisine karşı dava açılabilir. Belki emekli olduktan sonra yargılanması mümkün olabilir. Yeni bir düzenleme ile Yüce Divan Genelkurmay Başkanını yargılayabilir hale gelirse, bugün düşünülenden farklı olarak, “istenmeden” yeni bir “sivil” adım atılmış olacaktır.
İZİN SİSTEMİ SAKINCALIDIR
Genelkurmay Başkanı ve üst rütbeli komutanların yargılanmasını “izne tabi” kılmak da az önce belirtmiş olduğumuz sebepten dolayı anlamlı değildir. Kamu görevlilerinin yargılanması için geçerli olan “izin sistemi” görevle alakalı suçlar için söz konusudur. Görev suçları dışında kalan suçlarda izin aranmaz. CMK'nın 250. Maddesindeki suçlar görevle alakalı suçlar değildir; bu bakımdan, izin sistemi getirilse dahi bunun uygulamada hiçbir anlamı olmayacaktır. Genelkurmay Başkanı dâhil bürün muvazzaf subayları görevle ilgili suçları askeri yargının görev alanındadır. Zaten oldukça güvenceli bir sistem mevcuttur. Ayrıca buna izin sistemini eklemenin gereği yoktur. CMK'nın 250. Maddesinde sayılan suçları kapsayacak şekilde bir izin sistemi benimsenecek olursa, Genelkurmay Başkanı'na başka hiç kimseye tanınmamış bir ayrıcalık tanınmış olur ki bu makama özel bir düzenleme olur. Bu bakımdan izin sisteminin de doğru olduğu kanaatinde değilim. O halde CMK'nın 250. Maddesinde yapılan değişiklik üst rütbeli komutanlara mahsus bir korumasızlık getirmiş değildir; bu maddede sayılan suçlar bakımından korumasızlık, milletvekilleri hariç herkes için mevcuttur. Bir ayrıcalık getirilmemiş, ayrıcalık kaldırılmıştır.
145. MADDE DEĞİŞTİRİLMELİDİR
Yapılması gereken bunlar değildir. Yapılması gereken yeni kanunla atılan adımı güçlendirmek ve istisnai bir yargı düzeni olan askeri yargıyı gerçekten istisnai bir görev alanına sahip kılmak gerekir.
Bunun için, önce anayasanın 145. Maddesi değiştirilmelidir. Mümkünse ve uzlaşılabilirse bu madde tamamen kaldırılmalıdır. Askeri yargı meselesi anayasal bir mesele değildir; kanunla da düzenlenebilir. Tamamen kaldırılması konusunda uzlaşma olmazsa, bu maddede sayılan dört kriterden (askeri suç, asker kişilere karşı suç, askeri mahalde suç ve askerlik görevi ile ilgili suç) sadece “askeri suç” kriteri bırakılmalı, diğerleri kaldırılmalıdır. Yani askeri yargı sadece “askeri suçlar” bakımından görevli olmalıdır; diğer suçlar sivil yargının görev alanına bırakılmalıdır.
ASKERİ CEZA KANUNU DEĞİŞMELİ
İkinci olarak, Askeri Ceza Kanunu yeniden düzenlenmelidir. Ceza reformu ile birlikte çoğu maddesi sorunlu hale gelen oldukça eski (1930 tarihli) Askeri Ceza Kanunu yeniden yazılmalı, yeni Türk Ceza Kanunu ve yeni anlayışlarla uyumu sağlanmalıdır. Askeri suçlar sadece askerlik görev ve hizmeti ile ilişkili suçlar olmalı, Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen suçlar işlendiği mahal ve ilişkili olduğu iş dikkate alınarak ayrıca askeri suç olarak benimsenmemelidir. Türk Ceza Kanunu'nda yer alan suçlar sivil suçlardır; bu kanunda yer almayan ve Askeri Ceza Kanunu'nda yer alan suçlar ise askeri suç olmalıdır. Böylece “askeri suç” kavramının kapsamı daraltılmalı, sırf askeri suçlara inhisar ettirilmelidir.
ASKERİ YÜKSEK MAHKEMELER KALDIRILMALIDIR
Diğer önemli bir mesele ise, askeri yargı düzeniyle ilgilidir. Askeri yargı düzeninde yer alan temyiz mahkemeleri, yani Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmalıdır. Askeri mahkemelerin temyiz mercii olarak Yargıtay bünyesinde daire(ler) oluşturulmalıdır. Bunun için de bir anaysa değişikliğine ihtiyaç vardır. Bu yapılamıyorsa, aslında anayasaya aykırı olarak düzenlenen Askeri Hâkimler kanundaki hakimlik teminatına aykırı hükümler temizlenmelidir. Askeri hâkimlerin sicillerinde ve terfilerinde sadece adli makamlar yetkili olmalı, komutanlıkların yetkisi kaldırılmalıdır.
Aslında yapılacak olanlar bellidir; bunları herkes de bilmektedir. Gerekli olan yapma iradesini ortaya koymaktır. Türkiye “devlet içinde devlet” anlayışıyla oluşturulan askeri yargı düzenini en kısa zamanda terk etmelidir.
* Doç. Dr.; Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi
Başlıklar :


