
Türkiye’de bazı davalar vardır ki, mahkeme salonu bir anda hukuk sahası olmaktan çıkarılmak ve siyaset meydanına çevrilmek istenir. Oysa bir ceza yargılamasının amacı kamuoyu oluşturmak, siyasi propaganda yapmak ya da mahkeme heyetini psikolojik baskı altına almak değildir. Ceza yargılamasının tek amacı vardır: gerçeği ortaya çıkarmak ve hukuku uygulamak.
Her şeyden önce şu temel ilkeyi hatırlatmak gerekir: Yargılamayı yürüten hâkim ve savcıların, herhangi bir siyasi görüşe, siyasi partiye veya herhangi bir zümreye uygulamalarını beğendirme gibi bir mecburiyetleri yoktur. Hâkim ve savcıların tek bağlı oldukları merci kanundur. Onların sorumluluğu kamuoyunun alkışını almak değil, hukukun emrettiği usulü eksiksiz uygulamaktır.
Ceza yargılamasının en temel unsurlarından biri de usuldür. Çünkü hukukta çoğu zaman adalet, doğru usulün uygulanmasıyla ortaya çıkar. Ne var ki toplumun geniş kesimlerinin ceza muhakemesi usulü hakkında yeterli bilgisi yoktur. Bu nedenle kamuoyunun bir duruşmanın teknik prosedürlerine ikna olup olmaması, hukuk açısından belirleyici bir kriter değildir. Önemli olan, yasal prosedürün ve usulün eksiksiz uygulanmasıdır.
MAHKEME SALONLARI MİTİNG MEYDANI DEĞİLDİR
Son günlerde bazı yüksek profilli davalarda görülen bir başka problem ise, sanıkların duruşma salonlarını bir savunma alanı olmaktan çıkarıp siyasi propaganda alanına dönüştürmeye çalışmalarıdır. Oysa mahkeme salonu miting meydanı değildir. Duruşma, siyasi mesaj verilmesi için değil; delillerin tartışılması ve hukuki savunmanın yapılması için vardır.
Bu noktada yargı makamlarının en küçük bir tereddüt göstermemesi gerekir. Eğer bir sanık, duruşma düzenini bozuyor, mahkeme heyeti üzerinde siyasi veya psikolojik baskı kurmaya çalışıyor, yargılamayı sabote etmeye yöneliyorsa; buna kesin ve kararlı şekilde müdahale edilmelidir.
Türk Ceza Muhakemesi Kanunu bu konuda oldukça açıktır. CMK’nın 203. maddesi, duruşmanın düzenini bozan kişilere karşı mahkeme başkanına geniş yetkiler tanımaktadır. Bu maddeye göre mahkeme başkanı, duruşmanın düzenini bozan kişileri uyarabilir, gerekli görürse duruşmadan çıkarabilir ve hatta duruşmaya ara verebilir. Bu yetkiler, mahkeme otoritesini korumak ve yargılamanın sağlıklı şekilde yürütülmesini sağlamak için verilmiştir. Dolayısıyla duruşma salonunda kim olursa olsun — ister sıradan bir sanık, ister kamuoyunda tanınan bir siyasi figür — mahkeme düzenini bozmasına izin verilmemelidir. Duruşma salonu kişisel şovların yapılacağı bir sahne değildir.
CMK 203 EKSİKSİZ UYGULANMALI
Hukuk devleti olmanın gereği şudur:
Mahkeme heyeti kimden gelirse gelsin baskıya boyun eğmez, kim olursa olsun kuralları uygular. Çünkü adalet, kişilerle değil kurallarla işler.
Bugün yargının önündeki en büyük sınavlardan biri de tam olarak budur: Mahkeme salonlarını siyasi gösteri alanına dönüştürmeye çalışanlara karşı hukukun otoritesini kararlılıkla korumak.
Eğer hukuk gerçekten uygulanacaksa, o zaman yapılması gereken çok nettir:
Duruşma düzeni bozulduğunda CMK 203 eksiksiz uygulanmalıdır. Gerekirse duruşmaya ara verilmeli, gerekirse düzeni bozan sanık salondan çıkarılmalıdır. Çünkü adaletin gerçekleşmesi için önce mahkemenin otoritesi korunmalıdır.
Ve unutulmamalıdır:
Yargı, kamuoyunu memnun etmek için değil; hukuku uygulamak için vardır.






