Düşünce Günlüğü Geri dönüşün düşündürdükleri…

Geri dönüşün düşündürdükleri…

1951 Sözleşmesi’ni imzalayan bütün ülkeler kendi sınırları içerisinde mültecileri korumak ve onlara uluslararası standartlara uygun şekilde davranmak zorunda. Kutsal kitabımız Kur’an’da da yine yetimi, yoksulu korumayı, yedirmeyi, yardım etmeyi teşvik eden / emreden ne çok ayet var. Bütün bunlara rağmen bazı Müslümanların “ülkemde mülteci istemiyorum” paylaşımlarını görünce irkiliyorum.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Geri dönüşün düşündürdükleri…
Arşiv

Eda Hamdun

Araştırmacı- Afrika Çalışmaları

Ülkelerin de insanlar gibi kaderleri olduğunu düşünüyorum bu aralar. Kısa vadede hayır tarafları fark edilmeyecek ama uzun vadede yaptığı iyiliği karşılık bulacak işler varmış gibi geliyor. Mülteci meselesi gibi. Suriye’deki mezalimden kaçıp buraya gelen pek çok alimin, hocanın, her namazlarında Türkiye’ye ve Türklere dua ederlerken belki de Allah, yapılan bu iyilik yüzü gözü hürmetine bizi koruyor diye düşünüyorum. Bunu söylerken sığınmacıları kabul etmek ve iyi davranmak devletin yaptığı bir hayır işiymiş gibi algılanabiliyor. Aslında bir devletin mültecilere, sığınmacılara lütufta bulunduğunu söylemiyorum. Uluslararası hukuka göre mültecilerin korunması devletlerin birincil sorumlulukları arasında.

1951 Sözleşmesi’ni imzalayan bütün ülkeler kendi sınırları içerisinde mültecileri korumak ve onlara uluslararası standartlara uygun şekilde davranmak zorunda. Kutsal kitabımız Kur’an’da da yine yetimi, yoksulu korumayı, yedirmeyi, yardım etmeyi teşvik eden / emreden ne çok ayet var. Bütün bunlara rağmen bazı Müslümanların “ülkemde mülteci istemiyorum” paylaşımlarını görünce irkiliyorum. Neyden rahatsız oluyorlar? Bu dünyada kalıcı olduklarını mı zannediyorlar? Ya da o mültecilerin buraya güle oynaya geldiklerini ve burada da çok mutlu olduklarını mı, refah içinde yaşadıklarını mı zannediyorlar?

KORKULANDAN DAHA AZ SORUN YAŞANDI

İçim acıyor ama burada da pek çoğunun mutlu olmadıklarını biliyorum. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın açıkladığı gönüllü geri dönüşte belki tahmin edilenden çok daha fazlası Suriye’de kurtarılmış güvenli bölgede yeni bir hayat kurma umudu ile gidecekler. Burada mutlu olmayan, tutunamayan, çocuklarının kreşlerde/okullarda öğretmenleri tarafından bile ayrımcılığa maruz kaldığı pek çok aile kendilerini istemeyenlerin arasından sıyrılmak isteyecek.

Özel bir toplantıda mültecilerle ilgili sahada çok iyi çalışmalar yapan alanında uzman bir akademisyen Suriyelilerin on yıldır burada olmalarına rağmen, toplumda korkulandan daha az sorun çıktığına değindi. Bu akademisyenin hükümet destekçisi olmadığını da özellikle belirtmek isterim. Birkaç münferit vaka dışında Suriyelilerin Türk toplumunu rahatsız ettiğine dair pek bir şey görülmedi. Buna karşın nerede bir taciz, cinayet haberi varsa önce Suriyeliler yaptı denildi/deniliyor… Bütün bu Suriye düşmanlığı ne zaman kışkırtıldı diye baksam, sosyal medyada akın akın sınırdan gelen Afganistanlı göçmenlerin videoları sonrası eleştirilerin ve hakaretlerin arttığını görüyorum.

Videolar yeniydi, eskiydi, bu geçiş hep devam ediyordu, gelenler geri gönderiliyordu vs bilmiyorum. Bence rahatsızlık veren şeylerden biri Suriyelilerin ailece gelmelerine rağmen, Afgan ve Pakistan kökenli göçmenlerin bekar erkek olarak yani ailesiz gelmesiydi. Zira Suriyeli ailelerin çocukları neredeyse 10 yıldır burada, Türk okullarına gidiyorlar Türkçe okuyup yazıyor; ancak Arapça okuma yazmayı bile bilmiyorlar. Türk kültürünü, Arap kültüründen daha iyi biliyor durumdalar. Tabii bu durum bile onları “Suriyeliler bizim çocukların okuldaki başarı sıralamalarında yerini aldı” diyenlerin azabından kurtarmaya yetmiyor. Okula gitse, başarılı olsa bir suç, gitmeyip kendi gettolarında yaşasalar ayrı bir suç.

SONU GELMEZ MÜLTECİ KLİŞELERİ

Suriyelilerin oluşturdukları ekonomi, açtıkları yeni işler, harika mutfakları bunlar pek az Türk’ün gördüğü, takdir ettiği şeyler. Toplumda bu tarz pozitif olgulardan bahsedilmesinden bile rahatsızlık duyanlar var. İnsanlara ne zaman eşim Suriyeli desem, hiç konuşmadıkları ama mahalleden tanıdıkları, uzaktan gördükleri Suriyelilerin olumsuz özelliklerini bütün bir Suriye toplumuyla ilişkilendirerek anlatmaya başlıyorlar. İki toplumun aynı kodlarda olmasını zaten bekleyemeyiz. Gelen mültecilerin de hepsi aynı sınıftan, aynı eğitim düzeyinden insanlar değilken... Başakşehir’deki elit, eğitimli Suriyelileri görenlerle, Zeytinburnu sahilde hafta sonları çalıştıkları atölyelerden çıkıp parklara, sahillere giden Suriyelileri görenler aynı duyguları paylaşamayacak belki de.

Eğitimli Suriyelilerin Avrupa’ya gittikleri, burada yalnızca vasıfsızların kaldıkları da bu muhabbetin sonuna ekleniyor. Vasıflı, eğitimli Suriyeli avukatın bir fabrikada uzun saatlerce asgari ücrete çalıştığını, eczacıların şoförlük yaptığını, bilgisayar mühendisi olanın zar zor bir eğitim merkezinde çocuklara kodlama dersi verdiğini ben yakın çevremde görürken bunu anlamak istemeyenlere anlatmak ne zor… Geri dönüş belki de bu Avrupa’ya gidememiş, Türkiye’de de değeri bilinmemiş eğitimli kesimlere yarar kim bilir…

Mültecilik, göçmenlik önümüzdeki yılların ateşli tartışma konularından olacak gibi. Yükselen aşırı sağ, ırkçılık, milliyetçilik, bozulan ekonomiler ve bir günah keçisi arama… Oysa ne ülkemizde ne de dünyada yaşanan ekonomik sıkıntıların müsebbibi sığınmacılar değil. Hatta kötü giden ekonomiler o ülkenin vatandaşından önce, ekonomik güçleri halihazırda kırılgan olan sığınmacıları daha derinden etkiliyor.

Suriyeli mülteci meselesi bir yazıya sığmayacak kadar çok yönlü bir mesele. Konu insan olunca sebepler ve sonuçlar da dahil her şey çok çetrefilli, çok yönlü, belli bir kalıba uymayan cinsten oluyor. Suriyelilerin içinde olan bir Türk olarak gördüklerimi düşündüklerimi yazdım. Bir ülkenin yaptığı iyiliklerin bir insan gibi karşısına geleceğine inandığım için… Suriye meselesini akademik olarak çalışan, sahada birebir yardım faaliyetlerinde, entegrasyon çalışmalarında rol alan insanların gözlemleriyle, evlilik yoluyla Suriyeli bir aileyle tanışıp, yeni bir çevreye girmiş olan benim izlenimlerim de aynı minvalde filin bir bacağını yakalayıp fil budur demek gibi oluyor…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.