Terörsüz Türkiye Yasası
04:00, 06/08/2026, Perşembe
Yeni Şafak

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
Devlet, işlenen suçları yok sayan bir yöntem benimsememektedir. Silahlı eyleme katılanlar, katılmayanlar ile örgüt içinde farklı düzeylerde bulunan kişiler aynı kapsamda değerlendirilmeyecektir. Adalet duygusunu zedeleyecek toplu bir affa izin verilmeyecektir.
Dr. Hüseyin Arslan/Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, SETA
Türkiye uzun yıllardır terörle mücadele eden bir ülkedir. Bu mücadele sadece güvenlik alanında yaşanmadı. Siyaset, toplumsal hayat, ekonomi ve dış politika da bu sorundan etkilendi. 1984’te başlayan PKK saldırıları binlerce insanın hayatına mal oldu. Şehirler zarar gördü. Toplumda derin yaralar oluştu.
2024 sonbaharında yeni bir dönem başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TBMM açılışındaki mesajları sürecin ilk işareti oldu. Ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Parti milletvekilleriyle kurduğu temas dikkat çekti. Daha sonra İmralı görüşmeleri yapıldı. 27 Şubat 2025’te terör örgütü PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’ın çağrısı kamuoyuna açıklandı. 5-7 Mayıs 2025’te yapılan 12. PKK Kongresi’nde örgütün feshedildiği duyuruldu. Bu kronoloji Terörsüz Türkiye sürecinin sembolik açıklamalardan somut örgütsel tasfiye aşamasına ilerlediğini göstermektedir.
SÜRECİN EN ÖNEMLİ AYAĞI
Bu gelişmeler Terörsüz Türkiye sürecinin neden başladığını açık biçimde göstermektedir: Birinci neden güvenlik ihtiyacıdır. Devlet artık terörün tamamen sona ermesini hedeflemektedir. İkinci neden bölgesel gelişmelerdir. Orta Doğu’daki çatışmalar Türkiye’nin güvenlik önceliklerini değiştirmiştir. Üçüncü neden ise PKK’nın toplumsal ve ideolojik zemin kaybıdır. Hendek sürecinde beklenen desteği bulamayan örgüt ciddi bir çıkmazla karşılaşmıştır. Bu yeni dönemin askeri tedbirlerle birlikte diplomatik siyasal ve toplumsal araçları da içeren yeni bir güvenlik paradigması üzerine kurulduğunu vurgulamaktadır.
Bu sürecin en önemli ayağı Terörsüz Türkiye Yasası’dır. Çünkü sürecin kalıcı hale gelmesi hukuki zemine bağlıdır. Hazırlanan düzenleme geçici ve müstakil bir yasa olarak tasarlanmıştır. Yani mevcut infaz düzenlemelerinin içine serpiştirilmiş birkaç maddeden oluşmamaktadır. Terörsüz Türkiye’ye özgü ayrı bir kanun niteliği taşır. Bu tercih sürecin olağan bir infaz değişikliği olarak görülmesini engeller. Devletin terörün tasfiyesi için özel bir hukuki çerçeve kurduğunu gösterir.
CEZASIZLIK DÜZENLEMESİ DEĞİL
Yasanın ikinci önemli özelliği geçici olmasıdır. Süresiz bir af düzenlemesi düşünülmemektedir. Belirli bir dönem için uygulanacak özel hükümler içermektedir. Süre tamamlandığında hükümler kendiliğinden sona erecektir. Böylece devlet hem hukuki esnekliği koruyacak hem de terörle mücadeledeki temel ilkelerden vazgeçmeyecektir.
Yasa kapsamında örgüt mensupları kategorilere ayrılacaktır. Suça doğrudan karışanlar ayrı değerlendirilecek, silahlı eyleme katılmayanlar farklı ele alınacaktır. Aranan kişiler ile cezaevinde bulunanlar için de ayrı usuller uygulanacaktır. Her dosya kendi içinde incelenecektir. Toplu ve otomatik bir uygulama yapılmayacaktır.
Bu yaklaşımın en önemli sonucu, yasanın bir cezasızlık düzenlemesi olarak algılanmaması gerektiğidir. Devlet, işlenen suçları yok sayan bir yöntem benimsememektedir. Silahlı eyleme katılanlar, katılmayanlar ile örgüt içinde farklı düzeylerde bulunan kişiler aynı kapsamda değerlendirilmeyecektir. Adalet duygusunu zedeleyecek toplu bir affa izin verilmeyecektir.
TEYİT VE TESPİT MEKANİZMASI NASIL İŞLEYECEK?
Burada en kritik unsur teyit ve tespit mekanizmasıdır. Sürecin güvenilirliği bu yapıya bağlıdır. Silah bıraktığını söyleyen bir kişinin beyanı tek başına yeterli kabul edilmeyecektir. Devlet kurumları tarafından çok yönlü inceleme yapılacaktır. İstihbarat kayıtları değerlendirilecektir. Güvenlik birimlerinin saha verileri kullanılacaktır. Adli dosyalar incelenecektir. Örgütsel bağlantının sürüp sürmediği araştırılacaktır.
Teyit mekanizması kişinin gerçekten örgütten koptuğunu doğrulamayı amaçlar. Tespit mekanizması ise hangi faaliyetlere katıldığını ortaya çıkarmayı hedefler. Böylece örgüt içinde yönetici konumunda bulunanlarla alt düzeyde yer alanlar aynı şekilde değerlendirilmeyecektir. Bu yöntem hem toplumsal adalet duygusunu korur hem de sürecin istismar edilmesini önler.
TERÖR EYLEMİ PLANLAYICILARI TÜRKİYE’YE DÖNEMEZ
Yasanın önemli bir başka yönü orta ve üst düzey PKK kadrolarına ilişkin yaklaşımdır. Türkiye Modeli bu konuda net bir çizgi çizmektedir. Terör eylemlerinin planlayıcısı olan kadroların Türkiye’ye dönüşüne izin verilmemesi öngörülmektedir. Bu yaklaşım mağdur ailelerin hassasiyetini dikkate alan bir güvence niteliği taşımaktadır. Türkiye’nin bu konuda kırmızı çizgi belirlediği ve toplumsal adaletin korunmasını esas aldığı açıkça ifade edilmektedir.
Silahsızlanma sürecinin denetimi de yasanın önemli boyutlarından biridir. Süreç tamamen Türkiye Cumhuriyeti devletinin kontrolünde yürütülmekte ve MİT’in gözetimi temel unsur olarak görülmektedir. Yabancı gözlemci veya uluslararası denetim mekanizması öngörülmemektedir. Bu tercih egemenlik ilkesinin korunması açısından Türkiye Modeli›nin ayırt edici özelliklerinden biridir.
NEDEN “TÜRKİYE MODELİ” DENİYOR ?
Terörsüz Türkiye sürecinin “Türkiye Modeli” olarak adlandırılmasının önemli nedenleri vardır. Bu isim rastgele seçilmiş bir tanımlama değildir. Süreç IRA, ETA, LTTE ve FARC örnekleriyle karıştırılmamalıdır. Bu süreçte, Türkiye kendine özgü bir yol izlemektedir. IRA sürecinde İngiltere ile uzun müzakereler yürütüldü. ETA örneğinde Bask bölgesine geniş özerklik hakları tanındı. FARC sürecinde Birleşmiş Milletler denetimi devreye girdi. Türkiye ise farklı bir yaklaşım benimsedi.
Birinci fark egemenlik vurgusudur. Süreç tamamen Türkiye’nin iç denetimi altında yürütülmektedir. Dış arabulucu bulunmamaktadır. Kararlar Ankara tarafından alınmaktadır. İkinci fark tek taraflı silahsızlanma ilkesidir. Devlet örgütle karşılıklı pazarlık yürütmemiştir. Fesih için ön şart kabul edilmemiştir. Öncelik silahların bırakılmasıdır. Türkiye Modeli’nin klasik müzakere süreçlerinden ayrılmaktadır.
Üçüncü fark üniter devlet yapısının korunmasıdır. Özerklik federasyon veya ayrı bölgesel yönetim seçenekleri gündeme alınmamaktadır. Sürecin Türkiye’nin idari parçalanmaya kapı aralamadığı ve anayasal bütünlüğü esas aldığı açıkça vurgulanmaktadır. Dördüncü fark sınır ötesi boyuttur. Hedef yalnız Türkiye içindeki silahlı unsurların tasfiyesi değildir. Irak ve Suriye’deki bağlantılı yapıların da feshi amaçlanmaktadır. Böylece terör tehdidinin bölgesel zemini ortadan kaldırılmak istenmektedir. PYD/YPG ve PJAK gibi uzantıların da tasfiye hedefi içinde değerlendirilmiştir.
GÜVENLİK KAZANIMLARI EKONOMİK KALKINMAYA DÖNÜŞECEK
Ayrıca Terörsüz Türkiye süreci, bölge ekonomisi açısından da yeni bir dönemin kapısını aralamaktadır. Güvenlik risklerinin azalması, yatırımcıların bölgeye yönelik ilgisini artıracaktır. Tarım, hayvancılık, sanayi ve lojistik alanlarında yeni yatırımların önü açılacaktır. Özellikle Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Van ve Hakkâri gibi illerde üretim kapasitesinin yükselmesi beklenebilir. Turizm hareketliliğinin artması, sınır ticaretinin canlanması ve genç nüfusun istihdama yönelmesi, bölgenin ekonomik potansiyelini daha görünür hale getirecektir. Terörsüz Türkiye süreci, güvenlik alanındaki kazanımların ekonomik kalkınmaya dönüşmesini sağlayan önemli bir fırsat olarak değerlendirilebilir.
Bu nedenle Türkiye Modeli hem güvenlik hem hukuk hem de siyasal egemenlik ekseninde şekillenen özgün bir çerçeve sunmaktadır. TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu da sürecin siyasal ayağını güçlendirmiştir. Farklı partilerin temsil edildiği bu yapı toplumsal meşruiyet üretme işlevi görmüştür.
HEDEF TERÖRSÜZ DÖNEMİ KALICI HALE GETİRMEK
Sonuç olarak Terörsüz Türkiye Yasası yeni dönemin merkezinde yer almaktadır. Sürecin başarısı büyük ölçüde bu yasaya bağlıdır. Müstakil olması özel bir hukuki çerçeve kurulacağını göstermektedir. Geçici olması olağanüstü bir döneme özgü çözüm üretildiğini ortaya koymaktadır. Teyit ve tespit mekanizması ise güvenlik ile adalet arasındaki dengeyi sağlamayı hedeflemektedir. Terörsüz Türkiye süreci yalnız bir güvenlik operasyonu olarak okunamaz. Bu süreç devletin egemenlik kapasitesini hukuk düzeni içinde yeniden tahkim etme girişimidir. Türkiye Modeli adlandırması da tam burada anlam kazanmaktadır. Çünkü hedef pazarlığa dayalı bir çatışma yönetimi kurmak değildir. Hedef silahlı yapıları tamamen tasfiye etmek ve terörün gölgesinden çıkmış yeni bir siyasal dönemi kalıcı hale getirmektir.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.