Gündem"Egede Rutin dışı hareketlilik"

"'Ege'de 'Rutin dışı' hareketlilik"

Yeni Şafak yazarlarının Türkiye ve dünyadaki gündeme dair analizlerini sizler için özetledik... Mehmet Acet köşesinde "Ege’de Doğu Akdeniz’de 'Rutin dışı' hareketlilik" başlıklı yazısını kaleme aldı. Zekeriya Kurşun, Kemal Öztürk, Aydın Ünal ve Merve Şebnem Oruç da gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Haber MerkeziYeni Şafak
Zekeriya Kurşun, Kemal Öztürk, Merve Şebnem Oruç, Aydın Ünal ve Mehmet Acet.
Zekeriya Kurşun, Kemal Öztürk, Merve Şebnem Oruç, Aydın Ünal ve Mehmet Acet.

Mehmet Acet, Zekeriya Kurşun, Kemal Öztürk, Aydın Ünal ve Merve Şebnem Oruç'un yazılarının dikkati çeken bölümleri:

0. Mehmet Acet: Ege’de Doğu Akdeniz’de “Rutin dışı” hareketlilik

Yunanistan’la, Ege’de Kardak kıyılarında, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs açıklarında son günlerde yükselen tansiyonun, öncekiler gibi ‘rutin gerilimlerin bir devamı’ olmadığını söylesem bana inanır mısınız? Biraz anlatalım bakalım siz ne diyeceksiniz.

Geçen hafta Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, aynı anda ışık hızıyla Atina’ya da ulaşan şöyle bir açıklama yaptı: “Silahlı Kuvvetler’in sahip olduğu ileri teknoloji sayesinde sadece Kardak değil, tüm Ege’yi kapsayabiliyoruz. Hem Afrin’de operasyon yapabilecek, hem de aynı anda Doğu Akdeniz ve Ege’yi kontrol edebilecek güce sahibiz.” Bu sözlerin, Atina’da bir takım mahfillerde “Türk ordusu Afrin’de savaşırken kendilerini acaba Ege’de zayıf halde yakalayabilir miyiz” diye fikir egzersizi yapanlara gittiği gaye açık değil mi? Hulusi Paşa’nın sözlerini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Meclis grup toplantısında yaptığı ‘ikaz’ takip etti.

Mehmet Acet'in yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Zekeriya Kurşun: Diplomasi mi satranç mı?

Diplomasi bir oyun değil, bir sanattır. Bilgi, maharet, dikkat, süratle intikal, cesaret, ihtiyat biraz da kurnazlık ve mutlaka yetenek denilen mevhibeyi içerir. Satranç ise bir oyundur. Bunların tamamına sahip olmayı değil, önceden konulmuş oyunun kurallarını bilmeyi gerektirir. 

Bunları niye mi söylüyorum? Bir önceki yazımda, II. Abdülhamid’in öncelikle insan olarak değerlendirilmesi gerekliliğine vurgu yaptıktan sonra sultanlığını da anlatacağımı yazdığımdan. Bu sıralar II. Abdülhamid’i anlatanlar oynadığı bile meçhul bir satranç ustası olarak gösterme merakına düşmüşler. Modern iletişim dili ile büyük insanları anlatmak zordur. Bu yüzden senaristler, tarihin kurallarından uzaklaşarak, kurmaca dünyasından istifadeyle bu zorluğun üstesinden gelmeye çalışıyorlar. Oysa II. Abdülhamid gibi bir Sultanı, Azizî mi, Hamidî mi, alametli mi, alametsiz mi ne olduğunu dahi bilmedikleri püsküllü/pükülsüz fes takmış bir kaç kişinin karşısında satranç tahtasının başına oturtmak, onun diplomasi dehasını anlatamayacağı gibi kurmaca dünyasını da küçültür. Sultan olarak II. Abdülhamid’i -hataları ve sevaplarıyla- bir sütunda anlatmak mümkün değildir. Bir cilde de sığmaz. Nitekim onu ve devrini yazan Osman Nuri de üç cilt yazmış ama Sultan’ı anlatamamıştı.

Zekeriya Kurşun'un yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Kemal Öztürk: Teşekkürler Amerika!

Bize yaptığın kötülükler, bizi kendimize getirdi. Teşekkürler!. 

İNSANSIZ HAVA ARACIMIZ OLDU 

Parasını ödediğimiz halde insansız hava araçlarımızı vermedin. Biz de kendi insansız hava araçlarımızı ürettik. Bugün dünyanın en büyük insansız hava aracı üreticilerinden biri olduk sayende!

Savunma sanayimiz en büyük güçlerinden birine, senin yaptığın kötülük sayesinde kavuştu. Şimdi ordumuz kendi ürettiğimiz araçları güvenle kullanıyor, terörizme mücadelede bu sayede büyük başarılar elde ediyor. Bu kadarla kalmadık. Bir de silahlı insansız hava araçları ürettik. Dünyada çok az ülkenin sahip olduğu bu araçlar, bugün kendi teknolojimiz, kendi mühendislerimiz tarafından üretiliyor. Bu araçların parçalarına uyguladığın örtülü ambargolar sayesinde, vatansever mühendislerimiz daha çok çalışıp, her parçasını kendi üretmeye başladı. Bugün dünyanın birçok ülkesine ihraç edecek hale geldik. Tüm bunlar senin sayende oldu! İyi ki o araçları vermedin. Teşekkürler!

Kemal Öztürk'ün yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Aydın Ünal: HDP faşizmi çöküyor...

İstiklal Marşı ve bayrağa ilişkin tartışmalar ile Filistinli emekli sosyalist Leyla Halid’in Afrin Harekatı’na yönelik münasebetsiz açıklamaları olmasa, HDP’nin 3. Büyük Kongresi’ni neredeyse hiç duymayacaktık. HDP bir süredir siyaset arenasında yok hükmünde. TBMM TV’nin açık olduğu saatlerde Genel Kurul’da yapılan şov amaçlı ezber konuşmalar dışında bir HDP varlığından söz etmek mümkün değil.

HDP’nin sessizliği Genel Başkan Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer bazı milletvekillerinin tutuklu olmasından ya da bazı HDP’lilerin milletvekilliğinin düşürülmesinden kaynaklanmıyor. Zira HDP’de, partinin tabelası da dahil olmak üzere, isimlere dayalı bir siyasete müsaade edilmiyor. Abdullah Öcalan’ın ya da Kandil’deki terör baronlarının şöhretini aşma temayülüne HDP’de acil önlem alınıyor ve gereken yapılıyor. HDP’de “yedekleme” mekanizması son derece başarılı şekilde uygulanıyor. HDP’nin sessizliği biraz kendi içindeki tartışmalardan ama çokça yitirdiği uluslararası destekten kaynaklanıyor. HDP içindeki tartışmalar Çözüm Süreci’nde zirve noktaya ulaştı. Öcalan’ın İmralı’dan şiddetin bitirilmesine yönelik çağrıları Kandil’de karşılık bulmadı. HDP, Öcalan ile Kandil arasında sıkışıp kaldı. PKK’nın FETÖ/ABD’ye destek amacıyla artırdığı şiddet, 6-7 Ekim katliamı ve hendek terörü HDP’yi adeta ezdi geçti. HDP’ye siyasette biçilen rol, PKK terörünü perdelemek, PKK şiddet üretirken sahte barış türküleri söylemekti; PKK öyle bir kan akıttı ki, HDP bile bunun altından kalkamaz, bunu perdeleyemez hale geldi. Süreç, kaçınılmaz olarak içerde homurtuları artırdı.

Aydın Ünal'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Merve Şebnem Oruç: Afrin, İdlib, Şam, Deyrezzor...

3 Şubat’ta İdlib’de düşürülen Rus Sukhoi-25 tipi savaş uçağının MANPADs kullanılarak (Elle taşınabilir hava savunma sistemi-yani düşük ve alçak seyirli uçaklara, helikopterlere omuzdan atılan füzelere verilen isim) düşürüldüğü iddia edilmişti. 

Rejim güçlerinin İdlib’de ilerleyişini sürdürdüğü sırada Rusların yoğunlaşan hava saldırıları sırasında düşürülen bu uçak, elbette ki muhalifler arasında sevince neden olmuştu. Ancak uçağın kim tarafından, nasıl düşürüldüğü sorusu oldukça önemliydi. Rus yetkililer, uçağın MANPAD sistemi kullanılarak ısı algılayan bir füzeyle düşürüldüğü kanısını taşımakla beraber bu sistemin eski tip Rus yapımı bir Strela mı, ya da yeni tip bir Igla mı veya Amerikan yapımı bir Stinger mi olup olmadığını anlayabilmek için uçağın enkazının incelenmesi gerektiğini söylüyor. Uçağın düştüğü alan, muhaliflerin kontrolündeki bölge olduğu için bu şu anda mümkün gözükmüyor. Düşen uçağın ölen pilotunun da, Ruslar bölgeye giremediği için, Türkiye’nin araya girmesiyle Moskova’ya ulaştırıldığı yazılmıştı. Ancak Arapça yayın yapan ve Suriye içerisinden verdiği özel haberlerine aşina olduğumuz Al Hurra medya grubu geçen hafta Rus uçağının Stinger kullanılarak düşürüldüğünü iddia etti. Esad rejimine karşı mücadele eden muhaliflere geçtiğimiz yıllarda MANPADs verilmesi tartışması geçtiğimiz yıllarda, ABD ve Türkiye’nin henüz arasının bu kadar açılmadığı süreçte bir çok kereler gündeme gelmiş, Amerikalılar bu silahların kimlerin eline geçeceğini bilmedikleri endişesi ve sair sebeplerle bu sistemi de vermeyi reddetmişlerdi.

Merve Şebnem Oruç'un yazısının tamamını okumak için tıklayınız