Hayat Dijital dünyada ikizlerimiz oldu

Dijital dünyada ikizlerimiz oldu

Dijital dünyadaki kimliklerimizi masaya yatırdık. Öğretim görevlisi Aylin Tutgun Ünal, “Sosyal medya bizim sanal halimiz” diyor. İsmail Hakkı Polat ise, dijital dünyadaki ikiz kimliklerimize dikkat çekti. Öğretim görevlisi İsmail Hakkı Polat, özellikle salgın sonrası; bireysel, toplumsal, ekonomik, kültürel, siyasi, devlet, etik, kamu ya da özel sektör olarak her anlamda dijital ikizlerimizi yarattığımız ve salgın döneminde neredeyse fiziksel dünyada yaptığımız bütün hayat rutinlerinin dijital replikalarını çıkarttığımız bir yaşam alanı olduğunu ifade ediyor.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Dijital dünyada ikizlerimiz oldu
Arşiv

DİLBER DURAL

Dijitalleşen dünyada muhtelif araçlarla daha erişilebilir olmak için artık bir dijital kimliğimiz var. Bunlar neler mi? Instagram’da cool ve havalı, Twitter’da her şeyi bilen, Facebook’ta sosyal, Linkedin’de profesyonel kişiler olduğumuz dijital kimliğimizden bahsediyoruz. Gün be gün artan sosyal medya kullanımı artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Hatta doğduğumuz andan itibaren hayatımızdaymış gibi. Neredeyse günlük olarak her anımızı paylaştığımız, mesafelerin girmesine dahi izin vermediğimiz sosyal mecralar, çöktüğünde ya da anlık sorunlar yaşandığında ansızın hayatımızın durmasına sebep oluyor. Çok büyük önem atfettiğimiz, zamanımızın büyük çoğunluğunu harcadığımız ama bir yandan da sosyal olarak, kültürel olarak kendimizi geliştirebildiğimiz, dünyanın bir diğer ucuna ulaşabildiğimiz, kimi zaman ses olduğumuz, kimi zaman da linçlendiğimiz, kimimizi yalnızlaştırırken kimimizi sosyalleştiren bir yer sosyal medya. Bizi kuşaklara ayıran, davranış şekillerimizi belirleyen, uymamız gereken görgü kurallarının olduğu yerin ta kendisi sosyal medya. Güzel yanları olduğu kadar elbette riskleri yok diyemeyiz. Peki sosyal medyasız bir hayat artık mümkün mü? Tüm detaylarıyla uzmanlara sorduk.

Sosyal medya bizim sanal halimiz

  • Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, “Sosyal medya bizim sanal halimiz” yorumunu yapıyor. Son yıllarda internete erişimin kolay ve yaygın olmasıyla çevrimiçi bir dünyaya maruz kaldığımızı söyleyen Ünal, “Gerçek yaşamdakinden farklı olarak dünya çapında bir ağa internet üzerinden bağlanıyorsunuz ve istediğiniz benliği temsil ederek yeni kimliğinizle sanal alemde yaşıyorsunuz. Sohbet ediyorsunuz, alışveriş yapıyorsunuz, film izliyorsunuz, oyun oynuyorsunuz, gazete okuyor ve hakkında tartışıyorsunuz ve daha pek çok şeyi yapıyorsunuz. Anonim hesap kullanıyorsanız tüm yaptıklarınız gerçek yaşamınızı etkilemiyor bile. Ya da öyle bir kişi oluyorsunuz ki, gerçek kimliğinizi parlatabiliyorsunuz, daha üstün kılıyorsunuz. Aslına bakılırsa sosyal medya çağında, gerçek yaşam ile sanal yaşam arasında mozaikleşen bireyler olarak yaşıyoruz” diyor.

Sosyal medya kullanımında kişisel bilinçliliğin önemli olduğuna dikkat çeken Ünal, öz denetim sağlayarak günlük yaşamın yerine geçmesini engellememiz gerektiğinin altını çiziyor. Ünal, günlük yaşamda sohbet etmeyi, birbirimize vakit ayırmayı ve dozunda teknoloji kullanımından yararlanarak maksimum fayda sağlamayı kendimize amaç edinmemiz gerektiğini vurguluyor.

YAŞAM TARZI HALİNE GELDİ

  • “Sosyal medya günümüzde yaşam tarzı haline geldi” diyen Ünal, “İş yaşamının temsili, kurum ve kuruluşların vitrini, hatta iş alanı oldu. Böyle olunca artık kişiyi tanımak için sosyal medya paylaşımlarına göz atmak yeterli olabiliyor. Takip edilen kişilerin yer aldığı adres defterleri, beğenileri, tekrar paylaşımları, yorumları kişiyi ele veriyor. Böylece kişinin hoşlandığı ya da hoşlanmadığı şeyler, düşünce yapısı, tutumları ve hatta değerler sistemi sosyal medya uygulamaları takip edildiğinde anlaşılabiliyor. Böyle olunca, kişi bu durumun farkındaysa kendini nasıl sunmak istiyorsa sosyal medyayı buna göre kullanıyor. Eğer farkında değilse ki, özellikle çocuk ve ergen yaş grubunda daha sık görülen durum yaşanıyor; bireyler duygu durumunu kontrol edemiyor ve toplumda kabul görmeyen aşırı paylaşımlar yapabiliyor. Bu da gelecekteki yaşantısını etkileyecek bir sosyal medya kullanımı örneğini temsil ediyor” şeklinde dile getiriyor.

HEM SOSYALLEŞTİRİYOR HEM DE YALNIZLAŞTIRIYOR

Ünal, sosyal medya bizi sosyalleştiriyor mu yoksa yalnızlaştırıyor mu? sorusuna; “Bilinçli kullanıcılar sosyal medyada sosyalleşirken, aşırı kullanıcılar yalnızlaşıyor” cevabını veriyor ve ekliyor: “Birincisinde, dozunda kullanım söz konusu olup kişi fayda sağlayacak şekilde sosyal medyada vakit geçiriyor. Sosyal medya arkadaşlıkları ile gerçek yaşam arkadaşlıklarını ayırt edebiliyor, gerçek yaşamda da sosyalleşiyor. Biri diğerinin yerine geçmiyor. İkincisinde ise, sosyal medya gerçek yaşamın yerine geçerek kişiye haz veriyor. Kişinin sosyal medyada duygusal olarak iyi hissetmesi ve gerçek yaşamdaki ilişkilerinin yerine sosyal medyadaki ilişkileri tercih etmesi arka planda kişiyi yalnızlaştırıyor. Evet kişi dijital olarak mutlu ama gerçek yaşamda mutsuz diyebiliriz. Ya da madalyonun diğer bir yüzü de şudur ki; kişinin sosyal medya paylaşımlarından dolayı olumsuz yorumlara maruz kalması hatta linç edilmesi kişiyi dijital mutsuz yapabilir.”

Ünal, sosyal medyayla “Dünyanın diğer bir ucuna yaptığınız işleri görünür kılabiliyorsunuz. Eğitim açısından pek çok paha biçilmez faydasından yararlanabilirsiniz. Dil öğrenmek, yazdığınız bir kitabı geniş kitlelere ulaştırmak, farklı gelenek, görenekleri tanımak ve sohbet etmek, iş birliği yaparak mesleki olarak yeni ürünler ortaya koymak, proje yapmak gibi” birçok avantajı olduğunu belirtiyor. Fakat ne amaçla kullanıldığına bağlı olarak dünya çapında elde edilen söz konusu rahatlık ve özgürlüğün bazen de olumsuzlukları beraberinde getirebileceğine de dikkat çekiyor.

Dijital ikizlerimizi yarattık

  • Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi İsmail Hakkı Polat ise, sosyal medyanın kullandığımız bütün dijital ortamların günlük hayat rutinimize eklenmiş olduğunu söylüyor. Özellikle salgın sonrası; bireysel, toplumsal, ekonomik, kültürel, siyasi, devlet, etik, kamu ya da özel sektör olarak her anlamda dijital ikizlerimizi yarattığımız ve salgın döneminde neredeyse fiziksel dünyada yaptığımız bütün hayat rutinlerinin dijital replikalarını çıkarttığımız bir yaşam alanı olduğunu ifade ediyor. Polat, bu bağlamda da şu anda Türkiye’deki cep telefonları üzerinden internet ve sosyal medya kullanıcı sayısına bakıldığında, sosyal medyanın Türkiye gibi genç bir nüfusu olan ülkeler için artık vazgeçilmez durumda olduğunu vurguluyor.

ÇOCUKLARIN YAŞAM DEĞERLERİ OYUN

Kendi kuşağının fiziksel dünyada; yaşamla, toplumla, gelenek, görenekle ilgili eğitimlerini, terbiyelerini fiziksel dünyadan aldığını belirten Polat, şimdiki çocukların ise; küçük yaşlardan itibaren ellerine verilen cihazlar üzerinden kendi fiziksel, gelenek ve göreneklerini terk edip ya da yaşam değerlerini tamamen bu alan üzerinden çoğunlukla şekillendirdiklerinin altını çiziyor. Polat, “Bunun sonunda önümüzdeki dönemde çok ciddi farklılıkları olduğunu ve kendi kuşağımın, dijitale sonradan dahil olanların gözüyle olumsuz etkileri olduğunu göreceğiz” diyor.

  • Polat, örnek üzerinden bu durumu şöyle açıklıyor: “4 yaşında bir çocuğa deden öldü diyorlar. Başka canı yok mu diyor. Mesela 4 yaşındaki çocuğun kendi yaşam değerleri yüklemesinde aslında ölüm olayını bir oyundaki, 4 tane ya da birden fazla canı olan ve ondan sonra bir tanesini kaybettiğinde tekrar öbür canlarıyla bu yaşam döngüsüne devam eden bir şey olarak anlıyor hayatı. Dolayısıyla biz ebeveynler, profesyoneller, toplum olarak ülke ya da dünyadaki aynı bizim kuşaklarımız gibi ülkelerdekiler bu riskin ve dönüşümün farkında değiliz.”

2 Saat 57 dakikayı sosyal medyada geçiriyoruz

Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay’da, son yıllarda sosyal medya kullanımının tüm dünyada arttığını söylüyor. Atalay, “We Are Social ve Hootsuite’in yayımladığı 2021 Dijital medya kullanım rakamları dünya nüfusunun yarıdan fazlasının aktif sosyal medya kullanıcısı olduğunu gösteriyor. Türkiye’de sosyal medyayı yoğun kullanan toplumlardan biri” diyor. Atalay, sosyal medya kullanıcı sayışımızın toplam nüfusumuzun %70,8’ine eşit olduğunu, rapora göre günlük olarak 2 saat 57 dakikayı sosyal medyada geçirdiğimizi fakat bunun ortalama bir rakam olduğunu belirtiyor.

SOSYAL MEDYADA BİR ŞEYLERİ KAÇIRIRIM

“Sosyal medyasız bir hayat çok zor görünüyor” diyen Atalay şunları söylüyor: “Teknoloji toplumları geri döndürülemez şekilde değiştirir. Sosyal medya da internet teknolojisiyle hayatımıza girdi ve çok yaygın bir kullanımı var. Sosyal medya bağımlılığı gibi yeni sorunları konuşur olduk. Bu nedenle uzmanlar sosyal medya detoksu gibi çözüm önerileri getiriyorlar fakat profesyonel ya da özel yaşama ait birçok sürecin dijital medyadan yürütüldüğü günümüzde sosyal medyasız bir yaşamı düşünmek en azından toplumun çoğunluğu için mümkün görünmüyor. Çünkü sosyal medyada olmamak sosyal yaşama dair birçok şeyi de ıskalamanıza, en azından ıskaladığınızı düşünerek rahatsızlık hissetmenize yol açıyor. Fear of Missing Out (FOMO) kaçırma korkusu diyoruz buna. Sosyal medyada bir şeyleri kaçırırım korkusuyla uyanık olduğumuz her an gözümüz ekranlarda, telefonlarda.”

  • Atalay, netiket kavramına da değiniyor: “Netiket internet sözcüğündeki ağ anlamına gelen net ile görgü kuralı, davranış kuralı anlamına gelen etiket sözcüklerinin bir araya gelişiyle oluşturulmuş bir sözcük. İnternette yerleşmeye başlayan davranış kurallarını, görgü kurallarını anlatıyor.” Atalay, “Sosyal medyada da sanal sosyal gruplar ve sanal sosyal ortamlar yaratıyoruz” diyor ve bu nedenle buralarda da sosyal normların olduğunu ve internette de gerekli olduğunun altını çiziyor. Atalay, “Benim de dâhil olduğum akademisyenlerin yaptığı araştırmalar insanların birkaç temel kuralı benimsediklerini, bunlara uymayanlara karşı olumsuz düşünceler geliştirdiklerini gösteriyor. Örneğin “merhaba”, gibi bir selamlama ifadesi ve “iyi günler”, “saygılarımla”, ya da “iyi çalışmalar” gibi bir bitirme ifadesi kullanılmayan e-mailler, takma isimlerle alınmış e-mail adresleri, kullanılan sosyal medya platformunun doğasına uymayan paylaşımlar, izinsiz şekilde insanları fotoğraflarda etiketlemek, çekilişlere etiketlemek, sosyal medyayı birilerine imalı mesajlar yollamak için kullanmak, saldırgan ve nefret söylemi içeren ifadeler kullanmak en yaygın olarak rahatsız olunan durumlar arasında” yorumunu yapıyor.

En yaygın tüketim aracı

Yeni medya araştırmacısı Selvanur Yazıcı Sezgin sosyal medyayı, “Öncelikle insanın dünya üzerinde devam eden uzun yolculuğuna kıyasla sosyal medyanın henüz yirmili yaşlarının başında genç bir fenomen olduğunu söylemek lazım. Yani sosyal medya bizim küçüğümüz olur esasında. Ancak sosyal medyayı öyle içselleştirdik ki, sadece gençler değil ihtiyarlar bile sosyal medya öncesi hayatını hatırlamıyor, hatırlasa da anlamlandıramıyor artık. Sosyal medya kanalları yeni medya çağında yaşayan insanların yeni ve en yaygın tüketim aracı olarak karşımızda” diyor. İnternete yönelme eğilimi hakkında konuşan Sezgin; beğenilme arzusunun, kazanma dürtüsünün, kendini ön plana çıkarma içgüdüsünün hep insanoğlunun en ilkel tarafından açığa çıkan arzu ve eğilimle olduğunu belirtiyor. Sezgin, internetin ve sosyal medyanın ise bu eğilimlerin kolayca ortaya dökülmesini sağlayan bir araç olduğunu söylüyor.

BİR YANI İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ, DİĞER YANI KUTUPLAŞTIRMA

  • Sosyal medyanın güzel ve kötü yanlarına da değinen Sezgin; “Bir yönüyle sıradan internet kullanıcısına söylem özgürlüğü kazandıran, internet ortamındaki kullanıcı deneyimimizi monologdan diyaloğa çeviren bir imkândan bahsediyoruz. Geleneksel medya kanallarına çıkmaya, yeteneğini veya işini göstermeye imkân bulamayanlar için alternatif bir sahne gibi düşünebiliriz. Bireylerin, toplulukların ve toplumların seslerini daha gür ve etkili duyurabildikleri ve toplumsal dönüşümlere neden olabilen bir güç aynı zamanda. Ancak öteki taraftan, yanlış bilgilerin hızla yayılmasına neden olan, manipülasyon ve dezenformasyonu ciddi manada arttıran, toplumsal lince ve infiallere yol açabilen bir yanı da var. Sosyal medyanın bir yanı bize ifade özgürlüğü, demokratikleşme, bağlantılı olma gibi getiriler sağlarken; diğer yanı bizi dezenformasyona, kutuplaşmaya ve otoriterleşmeye götürüyor” şeklinde dile getiriyor.

AYNA İŞLEVİ GÖRÜYOR

Sezgin sosyal medyayı, “Zevklerimi, beğenilerimi benden iyi tahlil eden bir yakın arkadaşıma benzetirdim sanırım” diyor ve ekliyor: “Öyle bir arkadaş ki, ayna işlevi görüyor aynı zamanda. İlgi odağım neye kayarsa, nasıl bir insan olmaya karar verirsem bana o yönde önerilerde bulunuyor. Bir taraftan da kendisinde şeytan tüyü var, onunla zaman geçirirken vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorum ve onun tavsiyeleri yanlışlıklar da barındırsa ona ‘hayır’ diyemiyorum.” Sosyal medyayla olan ilişkimizin türünü belirleyenin kendimiz olduğunu belirten Sezgin, sosyal medya kanallarının birer tüketim aracı olduğunu kabul eden ve ona temkinli yaklaşıp ekran saatlerini, takip ettiklerini, ilgi alanlarını organize edebilen bilinçli bir sosyal medya tüketicisi isek esir olmaktan kurtulabileceğimizi söylüyor. Ayrıca bu mecralarda etkili, insanlığa faydalı içerikler üreten dijital içerik üreticileri olmayı, böylece oldukça aktif aktörler olmayı da seçebileceğimize dikkat çekiyor.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.